Barış günü!

1 Eylül, Dünya Barış Günü!!! İnsanoğlunun, böylesine “icat edilmiş” semboller üretmesi bana her zaman komik gelmiştir.

1 Eylül, Dünya Barış Günü!!!
İnsanoğlunun, böylesine “icat edilmiş” semboller üretmesi bana her zaman komik gelmiştir.
Geçtiğimiz hafta tarih 1 Eylül’ü gösterirken, dünyanın her köşesinde “Dünya Barış Günü” kutlandı...
İnsanlar barışın önemini, birlikte olmanın değerini, savaşların sona erdirilmesini, tüm ayrımların gezegenimizden silinip gitmesinin ne kadar değerli olduğunu, vs., vs., dile getirdiler.
1 Eylül’dü ve insanlar (özellikle de politikacılar) 24 saatliğine barış ve ahenk konusunda birer vaize dönüştüler.
Onlar çok ulvi bir değeri kutlarken ben de hallerine bakarak gülüyordum.
Bir günlüğüne hepsi barış havarisi olmuşlardı ve ben onların bu hallerine gülüyordum, bir yandan da kafamın içinde bir soru:
“Barış olgusuna ilgi ve alaka göstermek elbette güzel de, geri kalan ne olacak?”
(Geri kalan, burada 364 gün ve 6 saati temsil ediyor...)
Herkes barışın yanında...
Herkes barışı savunuyor...
Herkes barışa özel itina ve alaka gösteriyor...
Neden biliyor musunuz?
Çünkü “barış” gerçekten de bu şekil bir savunmaya ve itinaya muhtaç.
İnsanoğlu olarak, biz barışı tüm anlamlarıyla öldürdük zaten. Şimdi de anma töreni düzenler gibi yılda bir gün onu hafızalarda yaşatmaya çalışıyoruz.
Peki geri kalan ne olacak?
(Geri kalan, burada 364 gün ve 6 saati temsil ediyor...)
İnsanlar birbirini katlediyor...
İnsanlar diğer insanların hayatlarını karartıyor...
İnsanlar diğerlerinin ellerinde ne varsa kapmak ve ele geçirmek için tüm eforlarını sarfediyor...
İnsanlar sadece kendi özel hayatlarının yolunda gitmesini, diğerlerinin ne hallerinin varsa görmesini temenni ediyor...
...Ve aslında kendi özleriyle barışık olmadıkları için “Dünya Barış Günü” diye bir icatta bulunup bunu kutluyorlar...
Başka da ne beklenebilirdi ki zaten?
Kendisini sevmekten aciz, kendi özünü kabul etmekten aciz, kendi kendiyle barışık olmayı bilmeyen ve kendisine sunulmuş olan bu hayat fırsatını heba etmekten başka elinden bir şey gelmeyen bir yaşam formunun aksi şekilde davranmasını düşünmekten daha safça ne olabilir?
Barışıklık ve sevmek konusunda birkaç beylik dizeden, bir romanın bir iki satırından veya bir sinema filminin 15-20 saniyelik görüntüsünden başka hiçbir şey bilmeyen bir yaşam formunun aksi şekilde davranmasını düşünmekten daha ahmakça ne olabilir ki?
Sıradan ekonomi mantığıyla, “ne kadar fazla ele geçirirsen o kadar zengin olursun ve muhtaçlık durumun ortadan kalkar” diye doğdukları günden itibaren, tüm toplum tarafından (ebeveynler dahil) zehirlenen bir yaşam formunun paylaşım konusunda gerçekten karşılıksız bir şeyler yapabilme potansiyeli olduğunun farkına varabileceğini umut etmekten daha salakça ne olabilir ki?

Sadece bir “gün” icat edip barış olgusu hakkında konuşarak rahatlayabileceklerini düşünüyorlar.
Bu “icat edilmiş gün” onlar için bir çeşit “günah çıkarma seremonisi” gibi. Günahlarını bir defalığına itiraf edip geri kalan 364 gün ve 6 saat boyunca bildiklerini yapmaya devam ediyorlar.
Peki bu bir işe yaradı mı, yarıyor mu veya yarayacak mı?
Kesinlikle hayır.
Dünyanın neresini seçerseniz seçin, şöyle üstünkörü bir bakışla hiçbir yerde barış olmadığını görürsünüz. Gezegenin en küçücük bir noktasında barıştan söz etmek imkansız hale gelmiş durumda.
Bu durumu insanoğlu yarattı ve şimdi de yok ettiği olguyu hatırlamak için “gün” icat ediyor...
Aferin sana insanoğlu...
Aferin...

Bu defalık bu kadar...
Hepinizi seviyorum.
Her nerede ve her kim olursanız olun.
Bu haber 81 defa okunmuştur

:

:

:

: