Kıbrıs ‘Kördüğümünü’ çözmek için Makedonyalı bir ‘İskender ‘ daha bekleyip dururken, bu işin başrol oyuncularının dün kabul ettiklerini ve ‘Doruk Anlaşması’ diye arşivlere geçirdiklerini bile inkar etmekten geri durmadıklarını da sanırım unutmamak gerekir diye düşünenlerdenim.
Kanla aldığımız ‘Kıbrıs’ı vermeyiz diyen Baykal’a bir Allah’ın kulunun çıkıp da Kıbrıs, ‘Babandan Miras mı ‘ kaldı diye sormamasını inanın hala daha çözmüş değilim. Komşularımız ile sıfır sorun politikası ile hareket eden ve yalnız komşular ile değil, hem Avrupa, Rusya ve Kafkas ülkeleri ile hem de Ortadoğu’da yıllarca ayni Coğrafya içerisinde yaşamaya çalışan insanlar ile ‘Barış Çubuğu’ tüttürmeye çalışan görüntü itibarı ile olsa bile Kıbrıs’ta bir çözüm arayışı yansıtan Erdoğan’a ‘Kıbrıs’ı satıyor diye sataşacağına, KKTC ‘den bir kuruşluk mal satın almayan ancak yalnız satmasını düşünen Türkiye’nin büyük tüccarlarının kulaklarını çekmesini de özellikle öneririm. Sadece cebini düşünen bu tüccarların İzmir’lerde, İstanbul’larda ‘Gavur’ dedikleri Yunanlılarla sirtaki oynayıp ‘Gardaş’ tekerlemelerini düzerken hakları olan Kıbrıs Cumhuriyeti Kimlik Kartını alan Kıbrıs Türküne dil uzatıp ‘Vatan Haini’ yakıştırmasını da neden yaptıklarını sormasını beklerim.
Bir süredir İzmir’den ve İstanbul’dan Güney Kıbrıs’a seferler düzenleniyor. ‘Rammi’ye dönüşen ve hem ziyaret hem ticaret diye düşünülen gezilere Türkiye’den cebi şişkin ensesi kalın tüccarlar da katılıyor. Hatırlayanınız mutlaka vardır. Geçtiğimiz haftalar içerisinde İzmir Ticaret Odasından bir heyetin Güney Kıbrıs’ı ziyaret ettiği Ajanslara da düşmüştü. Ancak Türk Bayrağı taşıyan ve Limasol’a petrol getirip boşaltan tankerin haberi nedense ajanslara düşmemiş belki bilerek belki de bilmeyerek bu durum hasıraltı edilmişti.
Limasol’u gezmekte tüccar takımının Güney Kıbrıs ile ticaret yapmak ve Güney’e yatırım yapmak karşılığında ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ kimliği alacak olmalarının ‘Vatan Hainliği’ literatürüne girip girmeyeceğini bilmiyorum. Hatta Güney Kıbrıs’ta, iş yatırımlarının yanı sıra 1 milyon Euro vererek ev satın almalarının ve bu sayede Avrupa Birliği’ne giren Güney vasıtası ile Avrupa Birliği olanaklarından yararlanmaları onların Gavurdan dost, domuzdan post olmaz düşüncesi ile örtüşüp örtüşmediğini de inanın bilmiyorum.
Hatta bu tüccar takımından bazılarının, Rum gemilerinin Türkiye limanına girememesine de çare üreterek, önce Türk Gemilerinin bir süreliğine İzmir’den, Limasol’a seferler yapmasını sağlamaya çalışmalarına ve sonrasında da ‘Allah Kerim’ diyerek Türkiye’nin limanları açması konusuna çare üretmesini beklemelerinin hangi literatüre gireceğini hiç ama hiç bilmiyorum. Teşbihte hata olmaz. Yani Büyük Atatürk’ün büyük bir düşünce ürünü ile Hatay’ın Türkiye’ye değil, Türkiye’nin Hatay’a ilhak olmasına benzer bir yapıyı hayata geçirmeye çalışan ve Türkiye Limanlarını, Güney’e ilhak etmeye çalışırken, ellerini ovuşturarak Allah Kerim diyen tüccar takımına ‘Kerim’in kuyusunun derin olduğunu ve inilirse çıkılamayacaklarını da sanırım hatırlatmakta fayda var diye düşünenlerdenim.
Neyse, şimdi ‘Böyük Milliyetçilerden’ biri ortaya atılıp Vatan, Millet, Nurlu Ufuklar Edebiyatı ile allayıp pullayıp salladığı nutuklarla Ana, Yavru edebiyatı yapabilir. İşkembe-i Kübra’da ne bulursa sallayabilir. Ama 40 senedir ‘Ateş Kes’ halidir denilerek savaş halinde olduğumuzu dile getirenlere Lokmacı’dan geçerek hemen bizim mevzilerin arkasında ‘Mücahitlerimize’ ‘Nanik ‘ yapan Rum’un, Arasta’da cirit atması gerçeğini değiştirebilir mi?
Belki bugüne kadar doğru oturmayı öğrenemedik. Ama bizi bilen bilir 9 köyden kovulsak da doğru konuşmaktan da geri durmadık. Hastalıklı beyinlerle, uğraşacak vaktimiz olsaydı, veteriner olur ve bunları tedavi ederdik.
Güney’den hakkı olan Kimlik alan, evine ekmek götürmek için Mağusa’dan, Baf’a üç kuruş için çalışmaya giden. Eski dostu bir Rum ile mangal yapıp yarenlik yapan. Ürettiği malı Türkiye’ye satamayan ve çıkış yolunu Güney’de bularak malını ancak zor bela satıp birkaç kuruş kazanan Kıbrıs Türkü, ‘Vatan Haini’. İstanbul’un ve İzmir’in lüks lokantalarında, Yunanlılar ile ‘Buzuki’ eşliğinde ‘Sirttaki’ oynayan, senin sattığın mala ‘Gavur’a mal sattı diye dört göz açıp ‘Vatan Hainleri’ diye bas bas bağıran ama Rum’a gemi dolusu mal satarak deveyi avurdu ile götüren para babaları en büyük ‘Vatansever’ Ah Tanrım Ah. Hem de ne ahh. Ört ki ölem.
Kıbrıs satılıyormuş. Kıbrıs’ı Erdoğan’a sattırmazmış. Breh breh, at ama yağsız tarafından olsun. Enternasyonalden kapı önüne konulan, en büyük ‘Demokrat’ sayın Baykal’a önce, dünya ile barışık olmak ve iyi ilişkiler içerisinde yaşamanın bir insanlık gereği olduğunu hatırlatırım. Sonrasında da yukarıda yazdıklarıma bir göz atmasını önerir, ve yere düşen yapraktan ibret almasını çünkü, onun da eskiden yukarılardan toprağa baktığını söylemek isterim.