Her seçim dönemi ve sonrasında, bazı adayların ve bazı siyasi partilerin seçmenlerden oy satın aldıkları iddialarını işitmiştik.
Son, genel seçimlerimizdeki rezalet, resmi ağızlardan itirafa dönüşmüştü.
DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, “biz oy satın aldığımızı kabul ediyoruz. Başkaları da satın aldı. Bunun suç olduğunu biliyoruz, cezamızı da çekmeye hazırız. Bu açıklamayı yapmamızın başlıca nedeni, ileride bu gibi olayların yaşanmasını önlemektir” gibi ifadeler kullanmıştı.
Bu itirafından dolayı Serdar Denktaş’ı kınayanlar da oldu, alkışlayanlar da.
Herkes, özellikle medya mensupları, Yüksek Seçim Kurulunun ve Savcılığın bu itirafı suç duyurusu olarak kabul ederek harekete geçmesini beklemişti. Olmadı, ne satanlar nede satın alanlar hiçbir cezaya çarptırılmadığı gibi, ihtar alanlar da olmadı.
Önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, ayni uygulamanın yaşanmayacağını kim garanti edebilir ki? “Alışmış… Bilmem neden... Daha betermiş” diye bir söz vardır. Hem para, hem de hapislik cezası olan bu oy satma ve satın alma eylemi, yerinde ve zamanında, gerekli önlemler alınarak durdurulmazsa, ben iddia ediyorum ki bu kez yine yaşanacaktır, belki de çok daha yoğun ve etkin şekilde.
Neden mi?
Nedeni malum. Yarış ve yarışmacılar çok iddialı. Kimilerine göre kazanmak hayatidir, kaybedenin siyasi kariyerinin sonu demektir, hükümet değişikliği ve koalisyonlar döneminin tekrarı demektir.
Geçmiş seçimlerimizde, hatta Annan Planı referandumunda “çuvallar dolusu” para dağıtıldığı ve oyların satın alındığı, yetkili ileri gelen politikacılarımız tarafından kabul edilmişti.
Seçim yasakları esnasında, yıllar önce, bir bakanımızın arsa dağıttığı gerekçesi ile mahkûm edildiği de hatırlanmaktadır.
Arsa olmazsa, nakit para, beyaz eşya, gıda paketleri, tayin terfi, iş ve istihdam vaatleri ile az mı oy kanalize edilmişti bazı siyasi partilere ve bazı adayların dağarcıklarına!
Erken uyarmayı görev saydım.
İnşallah, bu kez, bu çirkin davranışa fırsat verilmez de, temiz, şaibesiz bir seçim geçiririz.
Yinede içimde bir kuşku vardır. Bu işte uzmanlaşmış elemanların bu fırsatı çok iyi değerlendirmeye yöneleceklerinden korkuyorum. Kritik bir seçim var önümüzde. Bazılarına göre ölüm kalım savaşı verilecek, bazıları intikam alma fırsatından yararlanmaya kalkışacak.
Oy satmayı ve almayı engelleyecek ne gibi önlemler alınabilir, ben bilmem. O işi, yetkili makamlara bırakmak en doğru olanıdır.
BOŞUNA GİTTİLER
Maliye bakanımızın, Tarım Bakanımızın son Ankara ziyaretleri fiyasko ile sonuçlanmış iddialarına ne demeli. Ankara’da gerçekleşmesi beklenen resmi görüşmeleri, randevuları gerçekleşmemiş. Bakanlarımız, “iptal” diye bir şey yok açıklaması yaptılar. Fakat bazı gazeteciler Ankara ile temasa geçtiklerini ve resmi ağızlardan güvenilir bilgi aldıklarını yazdılar. Güya gündemde resmi toplantılar yapılacaktı ve bazı protokoller imzalanacaktı!
Olmadı. Maliye Bakanımız yine para dilenmeye gitmiş olamazdı, herhalde. Çünkü son açıklamasında kasasında 40 milyon tasarruftan söz etti. Var mı yok mu? Yoksa bu para nereden geldi veya gelecek? Zam furyası, yeni vergiler, harçlar mı yoldadır? Yoksa sel felaketzedeleri için Ankara’dan gönderilen milyarların bir kısmı, felaketzedelere dağıtılmadan devlet hazinesine mi kaydırılmıştır? Ya Tarım Bakanının sonuçsuz ziyareti!
Birileri çıkıp da açıklama yapmazsa, Eroğlu hükümetini zora sokmak için bir oyun oynanmakta olduğu intibaı uyandırılacaktır. Bunun ucunda, Eroğlu’na puan kaybettirmek midir hedeflenen? Kamu görevlilerinin ay sonu maaşlarını zamanında alamayacağı şayiaları da kasıtlı mı yayılıyor?
Çirkin oyunlar ve çirkin politikalar mı tezgâhlanıyor?
Daha önce de yazmıştım. Bu seçim döneminde de birçok çirkin senaryolar, oyunlar, komplolar düzenlenecektir diye.
İnşallah yanılırım.