Terör, kavram olarak, Türkçedeki karşılığı ile 'korkutma, yıldırma” ve tedhiş anlamına gelmektedir. Kavramın tanımındaki korkutma, yıldırma ve tedhiş, yoğunluk olarak oldukça büyük çaplı ve birey ya da bireylerin ruhsal yapılarını birden bire kaplayan korku durumunu ve şiddet halini ifade etmektedir.
TERÖR KAVRAMI
Konuşma ve yazı diline yerleşerek, günümüzde çokça kullanılan bir terim olmasına karşın, terörün ortak kabul görmüş bir tanımı bulunmamaktadır. Konuyla ilgili birden çok tanım yapılmış, ancak uluslararası arenada ortak bir kavram üzerinde bileşilememiştir.
Temelde, terör, toplumsal kaosa sebep oluşturma paydası ortak bir çıkış diye kabul edilebilirse de dünya dengelerinde, ülkelerin genel ve özel çıkarları, yerine göre terörden “faydalanmaktadır” diye yorum yaparsak, yanıltıcı olmayız. Belki tam da bu yorum nedeniyle bir tarafın terörist ilan ettiğini, diğer tarafın özgürlük savaşçısı olarak nitelendirmesi daha anlaşılabilir bir hâl almaktadır.
Terör, tanım olarak, insanları yıldırmak ve sindirmek yoluyla onlara belli düşünce ve davranışları benimsetmek için zor kullanma, tehdit ve öldürme eylemidir. Nereden ve hangi cepheden bakılırsa bakılsın zor kullanma, insan öldürme eğer içeriğinde düşman işgaline direniş, ulusal bir kurtuluş mücadelesi ve/veya nefsi müdafaa anlamından yoksunsa, kabul edilebilir de değildir.
TERÖR VE DEVLETLER
Terörle ilgili veya ilintili veriler, haberler ve ilişkiler incelendiğinde, bu tarzdaki örgütlerin kendi süreçleri içinde benzer bir çıkışları ve benzer bir kaderlerinin olduğu görülmektedir. Bu örgütler, çıkış amaçları her ne olursa olsun bir zaman sonra kimi güç odakları tarafından ele geçirilerek ya da isim kullanımı anlamında (asla kalite ve kalite ölçütü anlamında değil!) markaya dönüştürülüp, örgütü ve teröristi tasfiye etmek yerine adlarını kendi eylemlerinin örtüsü olarak kullanılmak suretiyle el değiştirmektedirler. Öyle ki, yerine göre “teröre prim vermem; teröristle pazarlık yapmam;” diyen güçlü pek çok devletin kendi çıkarları doğrultusunda zaman zaman bu yapıları kullandığı da tespit edilmiştir.
TERÖRLE MÜCADELE
'Terörle mücadele' çalışmalarının, bir demokraside, meşru siyasi ve hukuki bir yapı içinde ve buna uygun araçlar kullanılarak yürütülmesi yadırganmayacak bir konudur. Terör, diğer şiddet örnekleri karşısında, beklenmedik ve belki de umulmadık bir etki yaratmayı amaçlamasıyla farklılaştığı ve bu etkiye maruz kalan kişilerin genellikle siviller olmasını hedeflemesiyle, eylemlerinin şiddetini ve sosyolojik etkisini artırmaya yönelik bir tercih olarak görülebilir.
Bu bağlamda, yüzyıllardır bilinen geleneksel bir silahlı çatışma durumunda söz konusu olan birtakım denetim ölçütlerinin ve dengelerin varlığı, bir terör vakasında tamamen berhava olabilir denilebilir. Bilinen yapılardan farklı ve acımasız tutumla öne çıkan, bu çarpıcı şiddet tavrının yarattığı şaşkınlık, karmaşık insanî tepkilere neden olabilir. Umarsızlık, güvensizlik, travmatik korkular ve acizlik duygusu, bunun bir sonucuysa, nefret ve buna karşı her tür aracın kullanılmasını mubah kılan bir mücadele anlayışı da bu tepkiselliğin örnekleri olarak düşünülebilir.
‘Terörle mücadele’ bu olgular bağlamında bir değerlendirmeyi gerektirir. Çünkü neyle mücadele edilirse edilsin, demokratik bir toplumdaki ilişkilere hâkim olması beklenen ortak nokta, o ilişkileri güce göre düzenlemekten uzak durmaktır. Zaten terör eylemleri, öncelikle bu esası, buradaki hassas toplum huzuru dengesini kaba bir biçimde bozmaya yöneldiği için karşısında durmayı gerektirmektedir.
DEMOKRATİK HAKLAR
Bu bağlamda, en tehlikeli yön, terörün kullandığı dili, toplumun da kullanmaya başlaması; karşı taraf diye saflara ayrılmak; belirmeye başlamış gerilimin titizlikle artırılmasına yönelik çarkın işletilmesi ve teröriste benzer bir karşı mücadele tavrını kendinde doğal hak olarak görmektir. Dünyamızda, buna ilişkin sayısız örnek bulmak olasıdır. Terörün asıl hedefi bu olsa gerek. Terör, şiddetinin etkisine oranla, sistemin kendisini var eden ilkelerdeki çözülmeyi gerçekleştirirse, fiziksel şiddetin etkisini geride bırakabilir; amaca daha uygun sonuçlar alınabilir. Demokratik bir düzen içinde, hiçbir zaman sınırlandırılması mümkün olamayacak bazı haklar bulunduğu göz ardı edilemez. Yaşam hakkı, işkence ve benzeri muamelelere karşı korunma, kölelik ve benzeri uygulamalar, ulusal veya uluslararası hukuka göre suç sayılmayan bir fiil nedeniyle kimsenin itham edilmemesi, aksi hukuk önünde ispatlanıncaya dek herkesin yasa önünde masum kabul edilmesi gibi sınırlar, bunlardan sadece bazılarıdır. Bir demokraside, böyle bir duyarlılığın ya da kaygının nedenini anlamakta ve uygulamakta zorlanmamamız gerekir.
Toplum ilişkilerinde, zorlayıcı araçlara başvurarak bir düzeni sağlamaya çalışmak, her zaman öngörülenin dışında büyük mağduriyetlere yol açılmasını da kolaylaştırıcı olabilir. Günümüz dünyasındaki etkili güç odaklarına rağmen, kendi halkımızı ve dünya halklarını terörün lanetli yapısından ve acımasız şiddetinden, demokratik hak ve özgürlüklere halel getirmeden, sonuna dek koruyup, savunabilmeliyiz.
TERÖRE KARŞI DEMOKRATİK AÇILIM STRATEJİSİ
Özellikle bazı ülkelerde kimi halklar özgürlük, demokrasi, demokratik haklar, adil bir düzen ya da bağımsızlık mücadelesi verirken, aynı ülke yönetimleri ise bu mücadeleleri terörist eylemler olarak kabul edebilmekte, bu gruplar düşman kuvvetler olarak karşı karşıya gelebilmekte ve uzun yıllar savaşabilmektedirler. İspanya, İrlanda, İtalya, Türkiye ve daha nice ülkede bunun örnekleri yaşanmaktadır. Geçmişte, 1963-64 olaylarında, özgürlükleri ve varoluşları için mücadele eden Kıbrıslı Türkler de ayrılıkçı ve hatta terörist kabul edilmiyorlar mıydı Kıbrıslı Rumlar tarafından?
Önemli olan çok kültürlülüğün bir zenginlik olduğunun kabulü ve ülkelerdeki demokratik düzenin hiçbir halkın hegemonik olmasına meydan vermeyecek şekilde yapılanması doğrultusunda olmalıdır. Örneğin, son dönemlerde Türkiye’de birçok bölgedeki terör eylemlerini sonlandırmak ve sıfır sorun politikaları ile barışcıl ortamlar yaratmak amacı ile sürdürülen demokratik açılımlar sorunun paydaşları tarafından doğru değerlendirilip daha da geliştirilmelidir diye düşünüyorum. Bu sağlanamadığı takdirde terör eylemleri diye tabir edilen saldırılar dinmez ve halklar da sürekli bir travma halinde yaşamaya devam ederler. Hele bir ülkede binlerce yıl birlikte yaşayan farklı dil, din ve kültürlerden insanların kardeşliği ortada dururken, farklılıkları bir zenginlik olarak görüp birlikte insan odaklı yaşam kalitesini artırmak varken, paylaşımcı ve katılımcı bir demokratik düzen kurmanın güzelliği beklerken insanlığı, silahlara sarılıp terör eylemlerine girişmek, kan akıtmak, ülkede savaş hali yaratmak silah tüccarlarından ve dünyayı yönetmek isteyen güçlerden başka kimlere ne fayda getirmektedir? Hangi düşünce temelinde olursa olsun, hiçbir biçimde hiçbir şiddetin ve sivil insanları ve çocukları öldürmenin haklı gerekçesi olamaz; çünkü kan üstünden kazanç olamaz!