Önyargı

Herhangi bir konu, eylem ya da davranım karşısında bireylerin önceki öğrenme, gelenek veya alışkanlıklarından dolayı kendilerinde var olan düşünce ya da kazanımları çerçevesinde yargılarını harekete geçirmeleri durumunu “önyargı” olarak tanımlamak mümkündür.

Herhangi bir konu, eylem ya da davranım karşısında bireylerin önceki öğrenme, gelenek veya alışkanlıklarından dolayı kendilerinde var olan düşünce ya da kazanımları çerçevesinde yargılarını harekete geçirmeleri durumunu “önyargı” olarak tanımlamak mümkündür.

Bazı bilim adamları önyargıyı, başka şahıslara veya gruplara karşı hoşgörüsüz, haksız ve ayrımcı tutumlar olarak tanımlar.
Bazıları ise, bir grup veya o grubun üyeleri hakkında olumsuz bir değerlendirme olarak tanımladıktan sonra, önyargıyı iki tipe ayırır: “Öteki”ni genellikle olumsuz bir şekilde değerlendirme ve “öteki”ne karşı olumsuz bir davranış sergileme.
Bir başka tanıma göre, 'önyargılar yan tutma ve acelecilikten kaynaklanır'. Bu tanıma göre, yan tuttuğundan dolayı, otoritelere itaat eden kişide peşin hükümler bulunur. Bireyi belirleyen peşin hükümler onun yan tutmasından kaynaklanır ve önyargı (veya hoşgörüsüzlük), hissedilebilir ve açığa vurulabilir bir şeydir. Bir grubun tamamına veya bir şahsın doğrudan kendisine yöneltilebilir.
Yapılan tanımlarda da görüleceği üzere, önyargıda, diğer insanları grup aidiyetlerine göre değerlendirici bir tutum söz konusudur. Önyargılar, belirli bir dış grup hakkındaki genel olarak da olumsuz dogmatik kanaatleri içerdikleri için bir taraftan çok önceden ifade edilmiş, olgunlaşmamış, her türlü kanıttan önce peşinen karar verme ve diğer taraftan da bireyden ziyade o bireyin içerisinde bulunduğu gruba yönelik oluş söz konusudur. Burada esas önemli olan, eğer önyargılar davranışa dönüşür ise, artık bunun adı “dışlama” ve “ayrımcılık” olmaktadır ki bu dışlama bir toplum içerisinde “biz” ve “öteki” olgularını ortaya çıkarmaktadır. Bir başka deyişle, önyargı akıl öncesi olup, karşılaştığımız durumla ilgili onu rasyonel bir teste tabi tutmadan yaptığımız bir tercih ya da takındığımız tutumdur ve rasyonel terimlerdeki motivlere yoramayacağımız sezgiler ve içgüdüler içermektedir.
Önyargılar bir başka açıdan bakıldığında dogmatik kanaatler içermesinden dolayı, önyargıların değişmesi veya ortadan kaldırılması da oldukça zor bir süreç hatta belki de planlı bir eğitim gerektirmektedir.
Ünlü Fizikçi Albert Einstein “önyargıları ortadan kaldırmak bir atomu parçalamaktan daha zordur” derken önyargıların ne kadar güçlü olgu ve tutumlar olduğunu belirtmekteydi.
Yukarıdaki tanım ve açıklamalardan yola çıkıldığında, belki de yaşamı boyunca hiç önyargılı davranmayan insan yoktur demek de pek yanlış olmaz sanırım…Elbette önyargılarını kontrol ederek giderek azaltan birçok insan da vardır- kimileri önyargılarından hiç arınamasa da-…
ÖNYARGININ OLUŞUM SÜREÇLERİ
İnsanların yaşamları boyunca aslında her ilk karşılaşma ve ilk intiba ile daima bir önyargıda bulunması geçmiş öğrenmelerinden ve öğrendiklerini gruplamasından dolayı da normal bile kabul edilebilir, ancak burada normal olmayan bu ilk yargıları çürüten ve bireyleri onu değiştirmeye zorlayan daha sonraki deneyimlere rağmen ilk yargıda ısrarlı olunması, yaşanan gerçekliklerin görülmemesi ve kabul edilmek istenmemesidir; bilim adamları buna buna artık önyargı olmaktan çıkmış “sağlıksız bir yargı” dese de bazı başka bilim adamları da bu durumu patolojik (ön)yargı olarak değerlendirmektedirler.
Bir kısım bilim adamına göre önyargılar üç değişik biçimde kendini gösterir:

1. Gelişigüzel bir gelişmenin ve büyümenin sonucu olarak ortaya çıkabilir
2. Bazen tecrit, dışlama ve hakların inkarına götürebilir
3. Ve sonuçta, önyargı karşısındakini küçük görmeye ve hatta reddetmeye götürür ki bu durum insan hissiyatının bir biçimidir.

Bu öğelerin etkisi altında kişi dışlama davranışında bulunur. Başka bir deyişle aynı koşullar altında aynı biçimde davranılması gereken iki kişiye farklı farklı davranışlarda bulunur. Örneğin lokantaya giden iki müşteriden birine dış görünüşünden dolayı daha kötü muamele edilebilir. Bütün bu tanımlardan yola çıkılarak önyargının olumsuz bir tutum olduğu ve birçok sosyal durumda kendini gösterebileceği söylenebilir. Bir başka gerçeklik de insan davranışının boşlukta oluşamayacağı ve insanların davranış ve tutumlarının oluşmasının bir nedeni olduğudur.
Öyleyse, “bir ferdin farklı ve yabancı şahıs, grup ya da düşüncelere karşı peşin hükmü nereden gelmektedir?” sorusu anlamlı olmaktadır. Önyargıyı incelerken tarihsel, ekonomik, dinsel, toplumsal ve sosyo-kültürel nedenleri gözönünde bulundurmak gerekmektedir. Çünkü insan davranışları içinde oluştukları ortam ve bağlamdan bağımsız bir şekilde incelenemezler. Peki, öyleyse önyargıyı uyaran faktörler nelerdir? Bazı bilim adamları, önyargı nedenlerini şu başlıklar altında sıralamaktadırlar: Tarihsel, ekonomik, durumsal (fenomenal), kişiliksel ve sosyokültürel nedenler.
'Amerikan açmazı' olarak da değerlendirilen bazı önyargılar, aileden, öğretmenlerden ve akradaşlardan edinilmiş önyargılar ya da tutumlardır. Bu nedenle önyargıları sadece insanın doğal eğilimine bağlamak yerine öğrenme sürecinin bir parçası olarak da görmek gerekmektedir.
Önyargılar, bizim deneyim yoluyla elde ettiğimiz tüm değer sistemlerine veya tutumlara uygulanan açıklayıcı ilkelere tabidir. Kaldı ki önyargının gerçeklik üzerinde yaptığı çarpıtmalar ilk çocukluk yıllarında görülmez, aksine sonradan belirir.
Eğer sosyal hiyerarşinin dayattığı engeller yoksa, fiziksel görünüş bakımından farklı insanlar arasında derin dostluklar kurulabilir. İşte bu “Amerikan açmazı” diye de açıklanan önyargı ve tutumların oluşmasının eğitim yolu ile engellenmesi bir toplumun bireylerinden başlayarak daha sağlıklı ilişkiler yaşamasının önünü açmış olabilir. Bu da özellikle “hoşgörü eğitimi”ni eğitim sistemlerinin içerisine adapte etmekle mümkün kılınabilir.
Ayrıca, sosyal öğrenme yoluyla edinilen önyargıların çok küçük yaşlarda aile içinde öğrenilmeye başlanması nedeniyle “aile eğitimi” de üzerinde durulması gereken diğer bir önemli eğitim alanıdır.. Çocuk, sen kimsin diye sorulduğunda etnik veya dini grup üyeliğine göre cevap verebilir. Bunun yanında bazı grup etiketlerini öğrenmiştir; bu grup etiketleri küçümseyici sıfatlar içeriyorsa, çocuk bu kelimelerin yalnızca öfkeli olunduğunda ya da kötü söz söylenirken kullanıldığını bilir. Çocuk biraz büyüyüp okula gitmeye başlayınca, içinde yetiştiği mahalle, kasaba onu etkilemeye devam eder. Çocuğun çevresinde söylenilen sözler, yapılan davranışlar, yargılamalar, dedikodular, uydurulan lakaplar çocukların zihinlerinde izlerini bırakırlar ve onların da ana-babaları veya komşuları gibi aynı önyargıları benimsemelerine yol açar. Böylece çocuk kesin özdeşleşmeler kurarak hayatta bazı 'yerleri'nin olduğunun farkına varmaya başlar. Çocuğun gelişen egosu, 'ben neyim'in yanısıra 'ben ne değilim'den oluşur. Kendi tarafındakilere ve başkalarına 'nasıl davranırım' üzerinde kavramlar geliştirir. Akran grupların etiketlerini kullanır. Liseye vardıklarında ise çocukların kalıpyargıları (önyargıları) neredeyse erişkin topluluğunun kalıpyargılarının düzeyine yaklaşır. Bu esnada kalıpyargıların oluşmasında ana-babanın ve akranların rolü unutulur ve bunun eskiden de böyle olduğu düşünülür. Yetişkinlik çağında ise o, artık daha geniş bir sosyokültürel yapının neden olduğu önyargılara sahip biridir.

SONUÇ
Bu durumda, önyargıyı anlamada psikolojik ve sosyal faktörlerin ikisinin de önemli olduğu görülmektedir. Öyleyse, önyargı gibi sosyal bir durumu yalnızca ferdi kişiliğin bir sonucu olarak anlamak mümkün değildir. Öncelikle, sosyal ve kültürel etkiler çok daha güçlüdür. Diğer taraftan da bu alışkanlıkları gerçekleştirenler fertlerdir. Bu açıdan önyargıyı incelerken, bir tarafta psikolojik diğer tarafta da sosyal indirgemecilikten kaçınmak için önyargı fenomenini durumsal, kişiliksel ve sosyokültürel faktörlerin karşılıklı ilişkisi açısından ele almak daha doğru görünmektedir. Böylece önyargının, psikodinamik, tarihsel, ekonomik, durumsal, sosyal öğrenme, kitle iletişim ve kültürün oluşturduğu faktörler yumağının ortak etkimesi sonucu oluştuğu görülmektedir. Bazı bilim adamlarının belirttiği gibi, önyargılar daha çok, belki de en önemli olarak durumsal, tarihsel ve kültürel düzeyde ortaya çıkmaktadır. Eğer bu argümanlar doğruysa, ne zaman ki büyük ölçüde sosyopolitik-tarihsel-ekonomik bağlam değişir, o zaman önyargı ve ayrımcılık da değişecektir diyebiliriz.
Bu haber 96 defa okunmuştur

:

:

:

: