Sayın Erdoğan, siz koskoca Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk ulusunun seçilmiş Başbakanısınız. Saygımız sonsuz. Fakat bu kadar öfkelenerek sağa sola saldırmak, yurtiçindeki muhaliflerinize ve Kuzey Kıbrıs’taki hak ve adalet arayanlara, bir diplomata, Başbakana yakışmayacak şekilde eleştiriler getirmek bunu yaparken de ünlü Kasımpaşa dili kullanmak size yakışmadı diyoruz.
Sizi eleştiren Türkiye medyasına ve siyasi muhalefet liderlerine de nasıl tavır koyduğunuz bilinmektedir.
Kıbrıs’taki Türkler ve Kıbrıs sorunu ile ilgili çıkışlarınız bir ara umut yeşertmişti.
Ama sonunda o umutları da berhava ettiniz.
Başarılı bir politikacı olmadığınız ileri sürülürken, Üzeyir Lokman Çaycı isimli bir kişiden aldığım e-mail’den de Müslümanlığa bağlılığınızın tartışıldığını öğreniyorum.
Çaycı bakınız ne diyor, “AKP yöneticileri oldukları gibi görünmüyorlar, göründükleri gibi olmuyorlar”.
Galiba haklıdır.
Çünkü Yankeeler (Amerikanlar) füzeleri, uçakları ile Müslümanları katlederlerken onlara kahramanmışlar gibi baktınız yardım da sağladınız diyor Çaycı. Ve son günlerde çok hırpaladığınız Kıbrıs Türklerine, Cumhurbaşkanına, Başbakanına ve eylemlerle hak arayan Müslüman Kıbrıslılara tavsiyelerde bulunuyor. Bana gönderdiği elektronik posta yazısından aktarıyorum. “Bölünmeden, parçalanmadan, yıkılmadan, ülkenize, değerlerinize, dininize sahip çıkınız. Unutmayınız, masumiyet karşısında hiçbir güç duramaz”.
Aynı yazısında dini bazı surelerden çıkan ve Müslümanlığın emrettiği anlamları da dile getiriyor.
Keşke bir suretini de size gönderseydi. Belki de göndermiştir, bilemem.
Onun ifadelerine, bir de Türkiye medyasının ileri gelen gazetecilerinden Engin Ardıç, Ferai Tınç, Ahmet Altan, Doğan Tılıç ve diğerlerinin Kıbrıs ve Kıbrıslı Türklere karşı diplomasiye uymayan, anlaşılmaz tutumunuzu nasıl değerlendirdiklerini okuyunuz.
Soruyorsunuz “Siz kim oluyorsunuz da… bana çık git… benim stratejik çıkarlarım...” -hepsini tekrar tekrar buraya almama gerek yok- diyorsunuz.
Bir mitingin arkasından, hoş karşılamadığınız bazı pankartlar taşınmış ve sloganlar atılmış olmasından sonra, Kıbrıs Türklerinin Cumhurbaşkanını, Başbakanını azarlıyor ve hesap soracağınızı duyuruyorsunuz.
Bağımsız, egemen bir ülkedir dediğiniz KKTC yetkililerine bu tarzda davranışınız doğru olabilir mi? Size de buradaki insanlar “Ya siz kim oluyorsunuz da benim Cumhurbaşkanımı, Başbakanımı azarlıyorsunuz, onlara talimat veriyorsunuz, o malum pankartları taşıyanları, teker teker belirlenmiş olduklarından ve Rum tarafı ile birlikte çalıştıklarından dolayı cezalandırmalarını istiyorsunuz” derlerse nasıl buyurursunuz?
Dünkü açıklamanız, telefonda KKTC Cumhurbaşkanını aramanız, onun da hemen ardından bütün siyasi parti liderleri ile acil toplantı yapması, ardından verilen demeçler, Varoluş Mücadelesi platformunun ileri gelenlerinin grevleri ve direnişi sürdürme kararlılığı felaket habercileri değil midir?
Dünkü yazımı yazdığımda henüz daha son açıklamalarınız ve gelişmeler yer almamıştı. Uzlaşma, bölünmeme, karşılıklı kırıcı davranışlardan vazgeçme çağrısı yapmıştım, işlerin daha da kötüleşeceğinden korktuğumu belirtmiştim.
Maalesef, korktuğum oldu.
Hala üstüne geliyorsunuz bu Kıbrıs Türk halkının.
Esas amacınız nedir?
Kıbrıs Türklerini aşağılayarak, hakaretleyerek canından bezdirmek ve ondan sonra da Kıbrıs’ı ve Kıbrıs Türklerini Avrupa Birliğine satmak mıdır?
Nerede kaldı o sözleriniz? “Çözümsüzlük çözüm değildir, biz çözümü arayacağız, onlar bir adım atarsa bu yönde biz onlardan bir adım daha önde olacağız, öne geçeceğiz”.
Şimdi bunu yapmak mıdır düşünceniz de cesaret edemiyorsunuz. AKP Kıbrıs’ı sattı dedirtmemek mi istiyorsunuz.
Bir defa, Kıbrıs Türklerini ve haklarını korumak niyetinizin olmadığını kendiniz itiraf ettiniz. Kıbrıs’ta bulunuşunuzun ve Kıbrıs’la ilgi politikanızın stratejik nedenlerden kaynaklandığını çok net biçimde açıkladınız.
Haydi buyurunuz Kıbrıs sorununu, bahsettiğiniz stratejik çıkarlarınız doğrultusunda, çözünüz. Zaten Kıbrıs Türkleri yıllardan beri çözümü ve ada Rumları ile barış içinde yaşayabilecekleri bir ortamı aramaktadır.
İşi daha fazla uzatmayınız. Kıbrıs Türklerini bitirmeden bu sorunu bitiriniz ki hem onların hakları hem de sizlerin stratejik çıkarlarınız korunmuş olsun.
Kıbrıs Türklerini bu kadar aşağılamadan da, onurlu tavizler vererek bir anlaşmaya, çözüme imza atabilirdiniz.
Türkiye’deki seçimler arifesinde bu kadar acımasızca çıkışlarınız, Kıbrıs Türklerini Türk ulusu nezdinde “beslemeler, nankörler” olarak lanse etmeniz, “e, ne yapayım, bu nankörlere, beslemelere daha fazla paranızı göndermeden, kendi AB yolumuzu açmak için, verelim de kurtulalım” zeminini hazırlamakta olduğunuzdan şüphe edenlerdenim. Allah sizlerin de bizlerin de hayrına yardımcısı olsun, doğru yoldan ayırmasın. Amin.