1974 sonrası Kıbrıs’ın kuzeyinde konuşlandırılan Kıbrıs Türk halkının en önemli sorunlarının başında dünya ile bütünleşmek ve kendi kendini yönetmek gelmektedir diyebiliriz. Zaten 63-74 arasında yaşanan sorunların temelinde de yönetim ve güç paylaşımı temasındaki anlaşmazlıklar gelmiyor muydu? Hatta bugün bile müzakere sürecinde en zor konu olarak mülkiyet konusu gösterilse de yönetim ve güç paylaşımı konusu en önemli temel sorun olma özelliğini korumaktadır. Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşayan bizlerin Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü dışında ekonomi, demografik ve demokratik yapı, izolasyonların çeşitli negatif etkileri, kendi kendini yönetememe ve benzeri alanlarda yaşamsal sorunlarımız vardır. Özellikle son dönemlerde alınmaya çalışılan tedbirlerin Kıbrıs Türk halkı üzerinde yaratmış olduğu olumsuz etkiler tepkilere dönüşmüş durumdadır. Sıkıntılar olduğu konusunda tespitler doğru olmasına ve önlem alınması gerektiğinde birleşilmesine karşın alınan önlemler konusunda toplumsal bir kabulleniş yoktur. Kıbrıs Türk halkı alınması gereken tedbirlerin kendi toplum yapımıza uygun bir biçimde ve katılımcılık-paylaşımcılık-adalet-eşitlik ve demokratik ilkelere ters düşmeden alınması gerektiği ve mutlaka kendi kararlarımızla olması üzerinde durulmaktadır. Kıbrıs Türk halkından sanki bir Avrupa ülkesiymiş gibi hareket etmesi istenmekte ancak toplumsal olarak Kıbrıslı Türklere bırakın bir Avrupa ülkesi gibi davranmayı izolasyonların en ağır koşullarını dayatmaktadır tüm dünya ülkeleri. Kıbrıs Türk halkı ise her şeyin başında varlığını korumayı ve geliştirmeyi hedeflemekte, yok olmaya karşı direnmektedir. Bu nedenle birtakım analizler yapılırken Kıbrıslı Türkleri kendi koşullarında değerlendirmenin önemi büyüktür. Bunları yazarken aşağıdaki fıkrayı sizlerle paylaşmak istedim: “Bir gün bir jeoloji mühendisi, bir mimar ve bir de fizikçi küçük bir köyde IQ' su çok yüksek olan ve bu köyde yaşayan bir adamın yanına onu tanımak için gidiyorlar. Adamın evine vardıklarında, adamın karısı onları karşılıyor ve çay ikram ettikten sonra kocasının bir işi olduğunu ve birazdan geleceğini söylüyor. Bu üçlü adamı beklerken, evdeki sobanın çok garip bir şekilde eğimli ve yerden yaklaşık 40-45cm yüksekte olduğunu fark ediyorlar ve bunun üzerine çeşitli yorumlar yapıyorlar…
Fizikçi:
- Bence soba bu şekilde iken evdeki hava akımlarını dikkate alırsak daha fazla ısıtır.
Mimar:
-Bence bu soba evin mimarisine uygun olacak biçimde yapılmıştır.
Jeolog:
- Bence bu bölgenin jeotermal ve coğrafi konumundan dolayı bu şekilde yapılmıştır.
Fizikçi, mimar ve jeolog bu konuyu derinlemesine tartışırken adam eve geliyor ve tartışma konusu konuyu öğrendikten sonra bu üçlüye söylediği gerekçe ile tartışmaya son noktayı koyuyor:
-BORU YETMEDİ.”