Uluslararası siyasette bazen savaşın kendisi kadar süresi de belirleyici olur. Washington’dan sızan bilgiler, bu gerçeği bir kez daha gözler önüne seriyor. Pentagon’un hazırladığı yeni planlara göre ABD yönetiminin kısa sürede sonuçlanacağını düşündüğü İran savaşı beklendiği gibi gitmeyebilir.
Kulislere yansıyan değerlendirmelerde, savaşın birkaç hafta içinde biteceği yönündeki iyimser tahminlerin yerini altı aya kadar uzayabilecek bir senaryonun aldığı görülüyor.
Bir başka ifadeyle evdeki hesap çarşıda uymamış görünüyor.
Başlangıçta “en fazla beş hafta” süreceği varsayılan bir savaşın eylül ayına kadar uzama ihtimali, Washington açısından ciddi bir stratejik risk anlamına geliyor. Çünkü zaman, bu tür çatışmalarda çoğu zaman güçlü görünen tarafın aleyhine işler. İran gibi uzun süreli direniş stratejileri üzerine kurulu bir devlet söz konusu olduğunda ise savaşın uzaması, ABD için askeri olduğu kadar ekonomik ve siyasi bir maliyet üretir.
Daha da önemlisi, bu tür bir savaşın etkileri yalnızca cephe hattıyla sınırlı kalmaz. Küresel enerji hatları, ticaret yolları ve finans piyasaları böyle bir krizden doğrudan etkilenir. Petrol fiyatlarında yaşanacak sert dalgalanmalar, enflasyon baskısı ve tedarik zinciri kırılmaları dünya ekonomisini yeni bir türbülansın içine sokabilir.
Doğu Akdeniz ise bu gelişmelerden en hızlı etkilenecek bölgelerden biri. Özellikle Kıbrıs adası, jeopolitik konumu nedeniyle krizlerin merkezinde yer alma potansiyeline sahip. Turizm gelirlerine büyük ölçüde bağımlı olan ada ekonomisi için bölgesel bir savaş atmosferi bile başlı başına ciddi bir risk oluşturur.
Güney Kıbrıs yönetimi de bunun farkında. Hristodulidis’in son dönemde yürüttüğü diplomasi trafiği bunu açıkça gösteriyor. Rum liderin görüştüğü her uluslararası aktörden askeri destek talep ettiği biliniyor. Bu çağrılara karşılık olarak Yunanistan, Fransa, İtalya ve Birleşik Krallık gibi ülkelerin Güney Kıbrıs’a yönelik güvenlik mesajlarını artırdığı görülüyor.
Avuç içi kadar bir adanın çevresinde oluşan bu askeri hareketlilik aslında Doğu Akdeniz’deki kırılgan dengeleri de ortaya koyuyor.
Tam da bu noktada Türkiye’nin Kıbrıs’taki rolü yeniden gündeme geliyor. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Kıbrıslı Türklerin güvenliğinin Türkiye’nin garantörlüğü altında olduğu net bir şekilde vurgulandı. Açıklamada, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ve Kıbrıs Türk halkının güvenliğini sağlayacak kapasiteye sahip olduğu ve başka hiçbir güce ihtiyaç duymadığı ifade edildi.
Aslında kriz dönemleri, uluslararası anlaşmaların ve stratejik ittifakların gerçek değerinin ortaya çıktığı zamanlardır. Türkiye’nin Kıbrıs’taki garantörlük statüsü de tam olarak böyle bir dönemde anlam kazanıyor. Çünkü Doğu Akdeniz’de güç dengeleri sürekli değişse de Türkiye’nin adadaki varlığı Kıbrıs Türkleri için temel güvenlik sigortası olmaya devam ediyor. Bizden söylemesi...