GÜNEŞLİ ADA ÖYKÜLERİ-2 TOPRAKBANK

- Burayı kimseye kaptırmayın diyorum büyük kızıma. Yerime oturması için işaret ediyorum.

- Burayı kimseye kaptırmayın diyorum büyük kızıma. Yerime oturması için işaret ediyorum.
- İşim var, yukarı çıkıp bilgisayarımdan rapor göndermem gerek, diyor.
Bu benim için ölüm kalım meselesi. Yerimi kimseye kaptıramam. Herkes zaten tepemde. İşlerin iyi gittiğini gördüklerinden hemen çullanacaklar yerime. Daha önce bez bağladım yerimi kaybetmemek için ama bu sefer kalacağım gün sayısına göre hesaplayamamışım. Çabuk bitti. Otelin alt katındaki markette bez bulamayacağımı bildiğimden ve aramak için zaman kaybetmek istemediğimden hiç sormadım bile. Kızıma söylesem bez bağlamama anlam veremeyecek. Beni anlaması, empati kurması, bir gün olsun annem de haklıymış demesi zaten beklediğim bir olay değil.
Tekrar kızımın gözüne yalvararak bakıyorum.
- Tamam, git ama çabuk gel diyor. Biliyorsun sadece senin için buradayım.
Beş dakika içinde aşağıdayım. Yerimi koruduğu için ona minnetle bakıyorum. O üzerinde çalıştığı dosyanın raporunu tamamlamak üzere yukarı çıkıyor.
Yaklaşık bir buçuk saat sonra tekrar arıyorum kendisini.
- Aşağı gel, yerime otur namaz saatim geldi diyerek çağırıyorum. Söylenerek aşağı geliyor. Yukarı çıkarken bir şeyler atıştırıyorum. İşlerimi halledip aşağı dönüyorum.
Kızım,
- Nerede kaldın diye sitem etmeyi ihmal etmiyor. Bana surat asmasına alınıp içerliyorum. Dokuz ay karnımda taşıdığım, sancılarını çektiğim etimle sütümle büyüttüğüm çocuk üç dakikasını benden esirgiyor diye içerliyorum.
- Üç dakika dedin, yarım saat oldu sen gideli. Ben bu arada dosyayı tamamlar ve gönderirdim, diyerek hışımla yukarı fırlıyor.
Yarım saat olmuşmuş. Benim yaşıma gelsin de görelim tuvaletten üç dakikada mı çıkıyor, yarım saatte mi? Tekerlekli sandalyeden tutuna tutuna kalkacaksın, tutuna tutuna tuvalete oturacaksın, elin titreye titreye temizlenecek pantalonunu çekecek tekrar tutuna tutuna tekerlekli sandalyene oturacaksın
Epey zaman geçiyor. Ben hiç yerimden kımıldamadan devam ediyorum. Genelde öğleden sonraları uyuklarım evde. Burada uyku gelmesin diye sürekli oksijen basıyorlarmış. Hiç uykumun gelmemesini de seviyorum.
Sonra saatime bakıyorum. O sırada kızım aşağıya geliyor kendiliğinden. Beni yerimde otururken ve dudaklarımı kıpırdarken görünce şaşırıyor.
- Bana mı söyleniyorsun? diyor.
Cevap vermiyorum.
- Surat astım diye çok mu kızdın, diyor.
Ses çıkarmıyorum.
- Küstün mü, diyor.
Dudaklarımı oynatmaya devam ediyorum.
Sonra başımı önce sağa sonra sola çevirerek selamımı veriyor ve
- Namaz kılıyorum kızım, bir rahat vermiyorsun insana diyorum.
- Ben de namaz vaktin geldi, sen makinenin başından kalkıp odaya çıkabil diye aşağı inmiştim. Kumarhanede namaz mı olurmuş anne ya, insanı delirtirsin valla, diyor.
- Allah her yerde kızım diyorum.
Ben epeydir kaybettiğim için muhakkak kazanacak olduğumu hissettiğimden bu makinadan ayrılmak istemiyorum. Çünkü benim iki makine ötemde sürekli kaybeden kadın biraz evvel kazandı. Benim de kazanmama az kaldı, biliyorum. Az evvel kazanan ve çığlık çığlığa makineden düşen paraları toplayan kadın şimdi kazandıklarını ya kaybedecek ya da kazandıklarını katlayacak. Ben olsam devam ederdim. Ama kızım kazanır kazanmaz kalkmamı söylüyor hep.
- Kalk, bırak artık, yukarı gidelim anne, ömründen geçen zamana yazık parana yazık, diyor yine.
- Toprakbank’dan aldığım paramı ister buraya ister boğaza harcarım diyorum gözünün içine ters ters bakarak,
- Sen iyice bunadın anne, paranı Toprakbank’dan değil başka bankadan alıyorsun diye benim canımı sıkmaya çalışıyor.
- Toprakbank işte toprakbank, bana rahmetliden kalan dul maaşım toprakbank, diyerek ayaklarımı yere vuracakken aklıma dönünce kaybettiğim paraların yerine kendisinden takviye isteyeceğim geliyor. Ayaklarımı yere vurma kısmından vazgeçip kendisine muzip muzip gülümsüyorum.

Zeynep YENEN‘ in 2025 yılında basılan “FESLİKAN“ isimli kitabından alınmıştır.

Bu haber 28 defa okunmuştur

:

:

:

: