Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın yalnızca Kıbrıslı Türklere değil, adanın güneyindeki Kıbrıslı Rumlara da doğrudan hitap etmesi gerektiğini vurgulayan Kilim, çözüm iradesinin somut ve açık şekilde ortaya konulmasının önemine işaret etti. Kilim, liderlerin masaya oturduğunda yalnızca kendi toplumlarının değil, karşı toplumun desteğini de hesaba katmak zorunda olduğunu vurguladı.
RUM KAMUOYUNA DOĞRUDAN İLETİŞİM ÇAĞRISI
Kilim, Kıbrıslı Türk liderliğin bugüne kadar Kıbrıslı Rum medyasıyla doğrudan ve sistematik bir iletişim kurmadığını belirterek, bunun güneyde ciddi bir algı boşluğu yarattığını ifade etti. Kıbrıslı Türk liderin Rum medyasının karşısına çıkıp açık şekilde konuşması gerektiğini dile getiren Kilim, şu değerlendirmede bulundu: “Güneyde şu anda oluşmuş bir bakış açısı var ve bunun en büyük sebeplerinden biri iletişim eksikliği. Kıbrıslı Türk lider, Kıbrıslı Rum medyasının karşısına geçip doğrudan hitap etti mi? Kendi tezlerini, niyetini, neden bazı açıklamaları yaptığını açık bir şekilde anlattı mı? Bunlar yapılmadığı sürece karşı taraf sizi aracılar üzerinden tanıyor.” Rum medyasının çok sesli bir yapıya sahip olduğunu ancak buna rağmen doğrudan iletişimin önemine dikkat çeken Kilim, filtrelenmiş bilgi yerine doğrudan mesaj verilmesinin algıyı değiştirebileceğini söyledi. Bu tür bir açılımın, en azından iletişimsel düzeyde bir iyileşme sağlayacağını ve Kıbrıslı Türk tarafının kendini anlatabilmesi açısından kritik olduğunu ifade etti.
“ÇÖZÜM YANLISI KESİMLERİN ELİ ZAYIFLIYOR”
Kilim, güneyde oluşan “çözüm istemeyen taraf” algısının yalnızca genel kamuoyunu değil, çözüm yanlısı kesimleri de olumsuz etkilediğini belirtti. Bu durumun, müzakere süreçlerinde dengeyi etkileyebileceğini vurgulayan Kilim, kendilerine yöneltilen soruları şu sözlerle aktardı: “Bize dönüp şunu soruyorlar: ‘Erhürman seçildi, ne değişti?’ Eğer siz bu soruya somut örnekler veremezseniz, çözüm yanlısı kesimlerin de elini zayıflatırsınız. Çünkü karşı taraf kendi kamuoyuna bir şey anlatmak zorunda.” Kilim, mevcut durumda Kıbrıslı Türk tarafının çözüm iradesine dair güçlü ve görünür adımlar atmadığı yönünde bir algı oluştuğunu, bunun da beklentileri aşağı çektiğini ifade etti. Önümüzdeki aylarda olası bir süreçten söz edildiğini hatırlatan Kilim, bu sürece girerken toplumların psikolojik olarak hazırlanmasının büyük önem taşıdığını belirterek, “Nasıl bir atmosferde masaya oturulacağı en az müzakerenin kendisi kadar önemlidir” dedi.
Toplumların beklenti düzeyinin düşüklüğünün, sürecin başarısını doğrudan etkileyebileceğini ifade eden Kilim, liderlerin masaya oturduğunda yalnızca kendi toplumlarının değil, karşı toplumun desteğini de hesaba katmak zorunda olduğunu vurguladı.
“SORUN YALNIZCA GÖÇMENLİK MESELESİ DEĞİL”
Kilim, Kıbrıs sorununu yalnızca geçmişte yaşanan bir siyasi mesele olarak değil, bugünkü yapısal sorunların temel nedeni olarak değerlendirdiklerini söyledi. Volt olarak güneyde özellikle bu anlatıyı öne çıkardıklarını belirten Kilim, Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki temsiliyetinin ortadan kalkmasının adadaki dengeyi bozduğunu ifade etti. “Kıbrıslı Türklerin sistemden çıkmasıyla birlikte bir anomali oluştu. Denge ve denetleme mekanizmaları ortadan kalktı. Cumhurbaşkanı yardımcısının olmaması, kararların tek taraflı alınmasına yol açtı. Bu da yıllar içinde farklı sorunları, hatta yolsuzluk zeminini beraberinde getirdi” diyen Kilim, bu durumun güneydeki mevcut problemlerin anlaşılması açısından da önemli olduğunu kaydetti.
Kıbrıs sorununun yalnızca göçmenlik meselesi üzerinden ele alınmasının eksik bir yaklaşım olduğunu belirten Kilim, bugünkü ekonomik ve yönetsel sorunlarla bağlantısının kurulması gerektiğini söyledi.
Seçim süreçlerinde de bu anlatıyı ön plana çıkardıklarını ifade eden Kilim, “İnsanlara Kıbrıs sorununun neden önemli olduğunu anlatmak zorundayız. Ancak bugün insanlar geçim derdindeyse, ay sonunu getirmeye çalışıyorsa, bu mesele ikinci planda kalabiliyor. Bu yüzden çözümün günlük hayatla bağlantısını kurmak gerekiyor” dedi.