Ekonomik sıkıntının toplumun her kesiminde hissedildiği dönemlerde vatandaşın devletten beklediği ilk şey, adalet duygusunun korunmasıdır. İnsanlar yalnızca kemer sıkma çağrısı duymak istemez; o kemerin önce kim tarafından sıkıldığını görmek ister. Çünkü fedakârlık yukarıdan başlamıyorsa, aşağıya yapılan çağrı inandırıcılığını kaybeder.
Ekonomik sıkıntının toplumun her kesiminde hissedildiği dönemlerde vatandaşın devletten beklediği ilk şey, adalet duygusunun korunmasıdır. İnsanlar yalnızca kemer sıkma çağrısı duymak istemez; o kemerin önce kim tarafından sıkıldığını görmek ister. Çünkü fedakârlık yukarıdan başlamıyorsa, aşağıya yapılan çağrı inandırıcılığını kaybeder.
Başbakan Ünal Üstel’in Meclis kürsüsünden yaptığı çağrı tam da bu nedenle dikkat çekicidir. Siyasilerin maaşlarından yüzde 10, siyasi atamalardan ise yüzde 5 kesinti yapılması için ilk imzayı kendisinin attığını açıklaması, ekonomik tedbirlerin yalnızca dar gelirliye yüklenmemesi gerektiği yönünde önemli bir mesajdır. Daha da önemlisi, “Tüm vekiller imzalasın, bu halk görsün” diyerek meseleyi siyasi şovun ötesine taşımaya çalışmasıdır.
Toplum uzun süredir aynı soruyu soruyor: “Tasarruf kimden başlayacak?” Elektriğe, akaryakıta, temel tüketim ürünlerine gelen zamların ardından vatandaş artık yalnızca rakamları değil, yönetenlerin tavrını da izliyor. Çünkü ekonomik kriz dönemlerinde güven, en az para kadar değerlidir. Güven kaybolduğunda alınan hiçbir önlem toplumda karşılık bulmaz.
Başbakan’ın alt kademe ile üst kademe arasındaki hayat pahalılığı farkına dikkat çekmesi de yerindedir. Bugün bir asgari ücretlinin yaşadığı hayat pahalılığı ile yüksek maaşlı bürokratın hissettiği ekonomik baskı aynı değildir. Market rafına bakanla makam aracına binenin gündemi doğal olarak farklıdır. Bu yüzden toplum, önce en üst düzeyde fedakârlık görmek istiyor.
Elbette burada asıl mesele yüzde 5 ya da yüzde 10’un bütçeye ne kadar katkı sağlayacağı değildir. Bu rakamlar ekonomik tabloyu tek başına değiştirmez. Ancak semboller bazen rakamlardan daha güçlüdür. Siyasetçinin kendi maaşından kesintiyi kabul etmesi, “Ben de bu yükün içindeyim” demesidir. İşte toplumun görmek istediği tam olarak budur.
Ancak şimdi kritik eşik başlıyor. Bu çağrı sözde mi kalacak, yoksa Meclis’te ortak iradeye mi dönüşecek? Kamuoyu bunu izleyecek. Çünkü halk artık yalnızca konuşan değil, elini taşın altına koyan siyasetçi görmek istiyor. Eğer tüm vekiller bu çağrıya destek verir ve samimi bir tasarruf süreci başlarsa, hükümetin ekonomik önlemlerine yönelik toplumsal güven de güçlenebilir.
Aksi halde yapılan açıklamalar birkaç gün konuşulur ve unutulur. Geride ise yine aynı soru kalır: “Fedakârlığı neden hep vatandaş yapıyor?”
Şimdi gözler Meclis’te.
Samimiyet sınavı başlıyor.
Bizden söylemesi…