Bizim süratimiz azalıp değişim ve dönüşümler hızlandıkça hafızada birikenleri takip etmek zorlaşıyor. Giderek her şey birbirine karışıyor. Zaman ve yer isimlerini kronolojik bir sıraya koymak zorlaşıyor.
Lefkoşa için, hayal meyal ilk hatırladığım altı yedi yaşlarında iken; uzun bir araba kuyruğunda duran otobüsten inerek, yaya olarak yürüdüğümüz caddeydi. İki tarafı ağaçlıklı bir yoldu. Sanırım Athalasa idi. İki çocuğunun ellerinden sıkı sıkı tutmuş olan annem ile birlikte, duran arabaları ayaklarımızla sollayıp, sollayıp geçiyorduk. Çünkü onlar Lefkoşa’ya girmeden önce tek tek aranıyorlardı. Oysa biz Tatlısu’dan (Mari) doktora gitmek için gelmiş ve geç kalırsak, köye dönecek otobüsü kaçırmak ihtimalimiz vardı.
Korkunun, vücudunuza enjekte edilmesi için her zaman sözcük kullanmak gerekmez. Bazen sıkıca tutulan bir el, aceleci adımlar, ürkek bir şekilde etrafa bakınan gözler, etrafta duyduğunuz seslerden irkilmeler korkunun gözeneklerinize nüfuz etmesi için yeterlidir. İşte bu korkmak duygusunun eğitimi verilmeden hücrelerinize nüfus etmesinin bendeki canlı halidir.
Kapılar açıldıktan sonra Athalasa’yı buldum. Yol hala ağaçlıklıydı. Hayal meyal anımsıyor gibiydim. Ama o korku duygusu tekrar nüksetmedi. İyi ki etmedi. İlerde de etmesin.
Lefkoşa ile (ben de anı olarak kaldığı için) ikinci buluşmam, 1970 veya 1971 yılında on yaşında iken bademcik ameliyatı için sanırım kırk sekiz saat Kıbrıslı Türklerin en büyük hastahanesi!!! durumunda olan genel hastahane de kalmıştım. Abdi Bey sokakta mıydı? Kanlı “bademcik” parçaları kesilip bir tabağa mı konuyordu? Yoksa filimdeki jönün böbreğinden, dalağından çıkarılan mermi çekirdeklerinin teneke kaba atılma sahnesi ile mi karıştırıyordum. Ameliyatın en güzel yanı, dondurmanın tedavi edici özelliği olmasından dolayı gelenler dondurma getiriyordu.
Sonra 1973 de ortaokul “talabesi” olarak gelmeye başladım Lefkoşa’ya. Benim için Lefkoşa; Türk lisesi ve Şehit Hüseyin Ruso Ortaokulunun eğitim verdiği binadan çıkıp Bandabuliya’ya kadar gittiğim cadde! idi. Şimdi bile,
o bölgeye gittiğim zaman Lefkoşa’ya geldiğimi hissediyorum. Girne caddesinden başka sapacağımız tek yol Arabahmet’e doğru, Öğretmenler Kırtasiye idi. Benim için Lefkoşa; Samanbahçe ve Arabahmet’di. Lefkoşa, surlar içiydi. Şimdi büyüdü büyüdü. Büyüdükçe değişti, dönüştü, başkalaştı, yabancılaştı.
Bir toplumu, halkı, ahaliyi değiştirerek, dönüştürerek, başkalaştırarak yok etmek için kullanılan yöntemlerden biri de toplumsal hafızayı yok etmektir.
Hafıza yok olursa köklerinizden koparsınız. Köklerden kopmak nehrin akıntısına kapılarak başka kıyılara sürüklenmemizi kolaylaşır. Ben de elli yıl öncesini anlatırken hafızama güvenmeden anlatıyorum.
Kız lisesinin yanından güneye doğru döner, Kuğulu Parkın yanından geçerek hedefimize kilitlenirdik. Sene 1973. Sağ köşe de bir pastahane vardı. Bedevi miydi? Budak mıydı? Karşı köşede miydi dedemin kahvecisi? Bozkurt gazetesi yayın hayatını sürdürmekteydi. Bozkurt yazınca, aklıma Cemal Togan ismi düştü. Hemen az ilerisinde Halkın Sesi. O tarihlerde; Kıbrıs Türkünün tarihinin yönlendirilmeye çalışıldığı bir merkez olduğunu bilmesem de, babamın dertleşmek için Doktor Küçüğün yanına geldiğini anımsıyorum. Gözlükçü Akay, Deniz kırtasiye, Polis karakolu ve Saray Otel ile Dikili Taş. O zaman da, burası dünyanın merkeziydi.
Ve tarihi bina; İş Bankası. Burasının TMT nin kuruluşunun nüvesi olduğunu değil on üç yaşındaki çocuk, kimse bilmiyordu. Karşısında Özker Yaşın’ın kitapçı dükkanı. Sonra o rengarenk büyülü arasta. Bayramlarda Ayko’dan veya kumarcılar hanı yanındaki Cabacaba’dan alınan ayakkabılar. Mis gibi kokusu sokağa yayılan tarihi helvacı. Ve Bandabuliya ile Selimiye cami arasındaki boşlukta (Burası da bir han mıydı? İsmi ne idi? Unuttum.) yürüyüşüm sonlanırdı. Çünkü köyün (Pergama/ Beyarmudu) bas’ı buradan kalkardı. Arçoz’lu Ali Ahmet ile birlikte okuldan köy otobüslerimize giderdik. Sanki sınırlar 1974 den önce çizilmiş gibiydi. Arasta’dan Han’a giderken hiçbir zaman (En azından benim) “yoldan çıkıp” Uzunyol’a veya başka Rum mahallelerine geçmek kafamızın bir köşesinden geçmemişti. İstesek geçebilir miydik? Onuda tam anımsamıyorum.
Haftaya kaldığı yerden devam.
Sağlıcakla kalınız.