Coğrafya son sözünü söyler!

Doğu Akdeniz’de yıllardır enerji konuşuluyor. Haritalar çizildi, ittifaklar kuruldu, konferanslar düzenlendi, Avrupa’ya uzanacak alternatif güzergâhlar tartışıldı. Fakat bugün gelinen noktada gerçekler, siyasetin önüne geçmeye başladı.

Doğu Akdeniz’de yıllardır enerji konuşuluyor. Haritalar çizildi, ittifaklar kuruldu, konferanslar düzenlendi, Avrupa’ya uzanacak alternatif güzergâhlar tartışıldı. Fakat bugün gelinen noktada gerçekler, siyasetin önüne geçmeye başladı.
Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın Türkiye ile KKTC arasında karşılıklı doğal gaz tedarikine imkân verecek bir boru hattı üzerinde teknik çalışmaların tamamlanmak üzere olduğunu açıklaması, yalnızca KKTC’nin enerji geleceğine dair bir mesaj değildir. Bu açıklama aynı zamanda Doğu Akdeniz enerji denkleminin değişmekte olduğunun ilanıdır.
Dün Ankara’daki ortak basın toplantısında Başbakan Ünal Üstel’in ifade ettiği gibi mesele yalnızca KKTC’nin enerji arzını güçlendirmek değil; mesele Doğu Akdeniz’de sürdürülebilir ve uygulanabilir bir enerji omurgası oluşturmaktır.
Burada kritik soru şudur:
Güney Kıbrıs bu gelişmelerin dışında kalabilir mi?
Bugün teorik olarak “evet” denebilir. Fakat orta ve uzun vadede cevap giderek “hayır”a dönüşecetir.
Çünkü enerji projelerinde ideolojik tercihlerden çok maliyet, güvenlik ve erişilebilirlik belirleyici olur.
Yıllardır savunulan alternatif senaryoların önemli bölümü yüksek yatırım maliyetleri, jeopolitik riskler ve teknik zorluklar nedeniyle beklenen ivmeyi yakalayamadı. Doğu Akdeniz gazını Avrupa’ya taşıma iddiasındaki projelerin çoğu ekonomik sürdürülebilirlik testinde zorlandı.
Buna karşılık Türkiye bambaşka bir noktaya geldi.
Eski Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel’in de vurguladığı üzere Türkiye artık yalnızca bölgesel bir aktör değil; NATO içinde kilit müttefik, göç yönetiminde ortak, Avrupa güvenliği açısından stratejik unsur ve enerji geçiş koridorudur.
Bu gerçek, Doğu Akdeniz enerji denkleminde Türkiye’yi dışarıda bırakma yaklaşımını giderek daha maliyetli hale getiriyor.
Eğer Türkiye–KKTC doğal gaz hattı kurulursa aynı ada üzerinde yaşayan Güney Kıbrıs neden daha yakın, daha düşük maliyetli ve teknik olarak erişilebilir bir enerji altyapısından yararlanmasın?
Burada mesele siyasi tanınma tartışması değildir.
Mesele enerji rasyonalitesidir.
Dolayısıyla bugün Ankara–Lefkoşa hattında konuşulan doğal gaz projesi, yarının yalnızca KKTC projesi olmayabilir.
Şartlar değiştikçe, maliyetler yeniden hesaplandıkça ve enerji güvenliği daha kritik hale geldikçe Güney Kıbrıs da aynı altyapıya bakmak zorunda kalabilir.
Belki siyasi olarak istemeyerek… Belki yıllarca mesafeli durarak… Ama enerji tarihinin gösterdiği bir gerçek var. Coğrafya sonunda sözünü söyler. Güney Kıbrıs için mesele “katılmak mı katılmamak mı” değil; “ne zaman ve hangi şartlarla katılmak” haline gelebilir. Bizden söylemesi…
Bu haber 38 defa okunmuştur

:

:

:

: