Zamanımı boş geçirmek istemem. Ya yazarım ya okurum. Çok oturmayı da sevmem. Bu nedenle de önemli bir yerleri okurken arada kitabı bırakır, bahçede veya evde dolanırım.
Geçen gün ilk kitabımı aldım. Sayfaları karıştırıp uygun başlığı bulduğum yerden okumaya başladım. Bu alttaki yazı o kitabımdan “Cici Bey -Ayak İzleri” alıntıdır.
“Her olmayan işte bir hayır var” derler, ben her işte; olsa da olmasa da hayır vardır, derim. Yeter ki olmasının da olmamasının da tahlilini iyi yapıp ders çıkarayım.
Pozitif olalım, uzaya pozitif düşünceler yayalım ki bize pozitif olarak dönsün gibi yaklaşımlar, söylemler de bana inandırıcı gelmez. Pozitif düşünce kuşkusuz ki beynimizin çalışmasına ve mutluluk hormonu salgılanmasına neden olabilir ama bu bizim dışımızda gelişen olayları etkilemez. Sadece eğer etkilerse bizim duygu durumumuzu etkiler ve bir de belleğimizde “olumsuzlukları kafana takma, ye, iç keyfine bak” düşüncesini besler.
Böyle bir durum için pozitif düşünme yerine, iyi bir dostla kahve içip sohbet etmek yeterli olabilir.
Beynine kazınan inançları, korkuları, endişeleri, doğru diye bildiğin yanlışları, yanlış diye bildiğin doğruları nasıl sileceksin? Nasıl çıkaracaksın tenine yapışmış erkeklik deli gömleğini ya da namus diye giydirilen korse gibi sımsıkı geceliği.
Düştüysen “düştüm”, korktuysan “korktum”, yalan söyledinse “yalan söyledim” diyebilir misin?
Yaptıklarını, yapmadıklarını, duygularını, iyi de olsa kötü de olsa önce kendine sonra da yüksek sesle ama en yüksek sesinle herkese söyleyebilir misin?
Kendini orada bulabilirsin işte. Kendin olmak istersen bunu yapabilecek cesareti göstermelisin. Çalacaksan bu gitarı en ince sesinden en kalın sesine kadar dokunacaksın tellerine korkmadan.
Sadece söylediklerinle değil söylemediklerinle de sadece konuştuklarınla değil sustuklarınla da sensin ve bunlardan sorumlusun. Bu sorumluluktan kaçarak kimse “kendi” olamaz.
Söylenen yalanlar ve söylenmeyen doğrular Truva atı gibidir yüreğinde. Ömrün yeterse bir gün mutlaka kapısı açılacak ve bu korkup sakladıkların ortalığa dökülecek ve sen bu
savaşta yenileceksin.
Neden zayıflıklarını söylüyorsun, niye korkularını, yanlışlarını yazıyorsun, başkaları bunları sana karşı kullanabilir diyorlar ya, eğer sen de bu yazıyı okurken böyle düşünüyorsan, ben de diyorum ki; “İşte benim gücüm budur.”
Korkunun ise gücü yoktur. Sen korktuğun için o korktuğun şey her neyse veya her kimse, güçlü görünür. O sadece korkan insanı tüketir.
Ölmekten korkuyorsan ölümle korkuturlar seni. İşsiz bırakmakla, eşinle çocuklarınla, çocuklarına iş vermemekle korkuturlar ve sen korktukça susar, korktukça sağırlaşır, korktukça ölürsün.
Ölüler suskundur konuşmazlar. Ölüler işitmezler duymazlar. Ölüler hiçbir şey yapmaz.
Senin korkuyla yaşadığın aslında işte bu ölümdür. Korktuğun sürece her gün ölürsün.
Ölümden korkuyorsun diye ölüm gelmeyecek mi sanırsın.
Ölüm iki dudak arasında, suskunluğundur.
Ölüm suskunların yaşam biçimindir.
Bu günlük de bu kadar. Unutmayın gülü verenin elinde az da olsa kokusu kalır.
Hoş çakalın.