Çocukken herhangi bir çizgi roman kahramanınız oldu mu? Benim oldu ama hiçbir zaman onların yerine kendimi koymadım.
Ya siz? Yakışıklılığına mı? Gücüne mi? Kahramanlığına mı?
Neyine hayrandınız?
O günler şimdikilerden çok farklıydı.
Ortaokul ve lise yıllarımda bana ayrılan Karadağ madenci evlerindeki küçük odada duvarlara kalemle yazılar, şiirler yazar, özendiğim ve beğendiğim sanatçıların kartpostallarını asardım.
Şimdikilerin yaptıkları kulakları büyük, boynuzlu insan hayvan karışımı kahramanlar bana tuhaf geliyor.
Ben Filiz Akın’ın posterlerini asardım daha çok. En fazla da Sadri Alışık’a yakıştırırdım onu.
Hiç unutmam, izlediğim bir filmden aklımda kalan satırları da yazmıştım odamdaki duvara.
“Bir ateşim yanarım, külüm yok dumanım yok.”
Bu bir şarkı sözüydü ama çok sonraları Ümit Yaşar Oğuzcan’ı okumaya başlayınca bunun, onun bir şiiri olduğunu öğrendim.
Önemli olan şarkı veya şiir olması değildi. Önemli olan beni daha çocukken etkilemiş olduğuydu.
Sevgiyi hep içimde yaşamayı öğrendim. Gençlik yıllarımda; yanan ama ne külü ne dumanı olmayan, sadece olduğu yüreği yakan gizli bir sevda gibi; kimselerin duymadığı, görmediği, bilmediği bir sevda.
Babam da babası gibi göstermezdi sevgisini. Yaptıklarından, benimle ilgilenmesinden, bakışlarından anlamaya çalışırdım, anlardım da.
Çocukken başımı belki okşamıştır ama ilkokula başladıktan sonra böyle bir davranışını anımsamıyorum.
Daha sonraları, çok sonraları sevginin gösterilmesinin, açık yaşanmasının daha güzel ama çok daha zor olduğunu fark ettim. Bu oldukça uzun ve zorlu bir yoldu.
Sevgiyi gizli yaşamanın belki romantik bir yanı vardır. Düşüncede onu büyütmek, yaşamak, anlamlandırmak çok daha kolaydı. Kimsenin karışamadığı, senin kafanda ve yüreğinde büyüttüğün oldukça bencil, platonik bir sevgidir bu.
Öteki türlü yüreğindeki sevgi sadece sana ait değil. Sevginizde başkalarının da sözü, davranışı, değer yargıları var.
Böyle bir sevgiyi bırakın büyütmeyi, canlı tutmak için bile çok büyük çaba ve farklı bir benlik yaratmak gerekir. Hiç arzu etmediğiniz bir kişiliği kabullenmeniz gerekebilir.
Zamanla kişiliğin baskı altına alınması ve farklı bir kişilikle yaşamak zorunda kalmak hiç kolay değil.
Sevginin zamanla alışkanlık haline gelmesi sanırım bundandır. Bu ilişkide sevgi büyümez, belki de ölür ya da alışkanlık halinde uzun yıllar acı çeker durur.
Uzman değilim, bunlar bana ait görüşler. Mutluluk, huzur bunlar sevgi değildir. Bunlar satın da alınabilir. Ben satın alınamayacak sevgiden bahsediyorum.
Ferhat’ı ‘Ferhat’, Şirin’i ‘Şirin’ yapan sevgiden bahsediyorum. Belki hikâyelerden, hayallerden bahsediyorum ama olsun.
Ferhat dağları delmeye başladığında sevdiği güzel kadını düşlüyordu. Sultanın kızını alacak, belki de ‘önemli’ biri olacaktı.
Sonradan bu çaba, şehre su götürmeye evrildi ve yıllarca sürdü. Ferhat’ı Ferhat yapan buydu.
Günümüzde bilimin, teknolojinin gelişmesi ve para kazanıp güçlü olmak isteği o kadar hızlı gelişip değişiyor ki.
İnsanlığın çok büyük bir kesimi “önemli biri” olmanın peşinde koşuyor ve bu uğurda tüm değerlerini satışa çıkarmış, sonradan görme birinin parasını harcadığı gibi değerini harcıyor.
Mevki uğruna, daha çok para kazanıp güçlü olmak uğruna neler yapılmıyor ki. Zenginlik için çalıp çırpan, bulunduğu mevki için insanlığından çıkan, rüşvet veren ve yiyen, kadın ticareti, uyuşturucu, kumar, cinsiyet tacirliği yapan, kalemini satan insanlarla dolu ortalık. Kan içen vampirler bile var. Oyunu ve onurunu parayla satan insanlar bunu gayet açık ve önemli bir şeymiş gibi yapıyorlar.
Güçlü olmak aslında kolay. Zor olan kendin olmaktır.
Ne diyorduk; gülü verenin elinde az da olsa kokusu kalır.
Hoşça kalın.