İsrail’in Güney Kıbrıs’a ilgisini yalnızca turizm, yatırım ve ticaret başlıkları altında değerlendirmek büyük bir yanılgı olur. Çünkü Doğu Akdeniz’de yaşananlar, ekonomik ilişkilerin çok ötesine uzanan bir güç mücadelesine işaret ediyor.
İsrail’in Güney Kıbrıs’a ilgisini yalnızca turizm, yatırım ve ticaret başlıkları altında değerlendirmek büyük bir yanılgı olur. Çünkü Doğu Akdeniz’de yaşananlar, ekonomik ilişkilerin çok ötesine uzanan bir güç mücadelesine işaret ediyor.
İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasındaki ilişkiler derinleşirken Türkiye’nin bu gelişmeleri dikkatle takip etmesi artık bir tercih değil, güvenlik meselesidir.
El Cezire’nin haberine göre İsrailliler geçen yıl Kıbrıs’a yaklaşık 600 bin seyahat gerçekleştirdi. İsrail’in eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot’un İsrail’deki seçimler öncesinde Güney Kıbrıs’taki otoyollara seçim ilanları astıracak kadar bu ülkeyle iç içe geçmiş olması bile dikkat çekici.
Limasol’da İsrail’in en büyük hastane grubunun Avrupa’daki ilk sağlık merkezini açması, yeni bir özel okulun inşası ve İsrailli şirketlerin sağlık, savunma, enerji ve su sektörlerinde giderek daha fazla yer edinmesi, bu yakınlaşmanın boyutlarını ortaya koyuyor.
Peki, bütün bunlar yalnızca ekonomik yatırım mı?
Milli İstihbarat Akademisi’nin “İsrail Yayılmacılığının Anatomisi” başlıklı raporu, meselenin Türkiye açısından neden dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.
Raporda, İsrail’in Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile geliştirdiği güvenlik, enerji ve siyasi ilişkilerin Türkiye’yi çevrelemeye yönelik bir yapıya dönüştüğü değerlendirmesi yapılıyor. Bu iş birliğinin Birleşik Arap Emirlikleri ve Hindistan gibi aktörlerle genişlemesi de Doğu Akdeniz’deki dengelerin giderek daha karmaşık hale geldiğini gösteriyor.
Milli İstihbarat Akademisi Başkanı Prof. Dr. Talha Köse’nin de dikkat çektiği üzere İsrail’in Gazze’den Lübnan’a, Suriye’den Doğu Akdeniz’e uzanan politikaları bölgesel istikrar açısından ciddi soru işaretleri yaratıyor.
Burada asıl mesele, İsrail’in Güney Kıbrıs’ta yatırım yapması değildir. Asıl mesele, ekonomik nüfuzun siyasi ve stratejik ilişkilere dönüşmesi ve bu ilişkilerin Türkiye’nin hareket alanını daraltabilecek bir güvenlik mimarisine evrilmesidir.
Kıbrıs Türk halkı açısından bu gelişmeler çok daha yakından takip edilmelidir.
Çünkü Güney Kıbrıs’ın İsrail ve Yunanistan’la kurduğu ilişkiler, yalnızca Rum yönetiminin dış politikası olarak görülemez. Doğu Akdeniz’de enerji kaynaklarından deniz yetki alanlarına, savunma iş birliklerinden bölgesel ittifaklara kadar uzanan her gelişme, KKTC’nin geleceğini de doğrudan ilgilendiriyor.
Türkiye’yi bölgesel denklemde yalnızlaştırmayı hedefleyebilecek girişimlere karşı KKTC’nin de uyanık olması gerekir. Güvenliğimizin, Doğu Akdeniz’deki haklarımızın ve geleceğimizin söz konusu olduğu bir ortamda gelişmeleri seyretmekle yetinemeyiz.
İsrail, Yunanistan ve Rum yönetimi arasındaki yakınlaşmanın nereye varacağını zaman gösterecek. Ancak Türkiye’nin güvenlik kaygılarını görmezden gelmek, olası riskleri küçümsemek ve stratejik gelişmelere hazırlıksız yakalanmak kabul edilemez.
Doğu Akdeniz’de oyun büyüyor. Türkiye de KKTC de bu oyunu doğru okumak, tedbirlerini zamanında almak ve haklarını kararlılıkla korumak zorundadır. Bizden söylemesi…