Sağlık Politikaları Üzerine!

'Gelişmiş dünya nitelikli insan kaynağını kazanma yarışındayken; yetişmiş insan gücümüzü kaybetmemek ve mümkün olduğunca niteliklerini arttırmak ülkemizin en hayati başlıklarından biri olmak zorundadır.'

'Gelişmiş dünya nitelikli insan kaynağını kazanma yarışındayken; yetişmiş insan gücümüzü kaybetmemek ve mümkün olduğunca niteliklerini arttırmak ülkemizin en hayati başlıklarından biri olmak zorundadır.'
Politika, Latince kökeni itibarıyla “şehre, yurttaşa veya devlet yönetimine ilişkin olan” anlamını taşıyan bir kavramdır. Ait olduğumuz coğrafya ve bağlılık duyduğumuz toplum adına ürettiğimiz düşünceler, gerçekleştirdiğimiz eylemler ve taşıdığımız kaygılar, bu olgunun birer parçasıdır.
Ait olduğumuz toplumun bir parçası olarak kalabilmek, politika ile kurduğumuz doğru ilişkiyle de yakından bağlantılıdır. Sıkça karşılaştığımız ve düşünsel açıdan sorgulanması gereken “Politika yapma!” söylemi, özünde kişinin yaşadığı şehrin, toplumun ve devletin yönetiminde söz sahibi olma hakkını göz ardı eden, küçümseyen bir anlayışı yansıtır.
Oysa yaşadığımız şehir, bağ kurduğumuz toplum ve vergilerimizle sürdürülebilirliğine katkıda bulunduğumuz devletimiz adına söz söyleme isteğimiz, yalnızca bir hak değil, aynı zamanda yurttaşlık sorumluluğumuzun ve vatanseverliğimizin doğal bir göstergesidir.
Tıbbın iki temel hedefi vardır: İlk olarak, insanı kayıtsız ve şartsız yaşatmak ve yaşam süresini uzatmak; ikinci olarak ise uzatılmaya çalışılan bu yaşamın mümkün olan en yüksek kalitede sürdürülmesini sağlamak. Modern çağda bu hedefler, bireysel çabaların ötesine geçmiş; devletin sağlık politikalarıyla çerçevesi çizilen kolektif bir sorumluluğa dönüşmüştür.
Sağlık hizmetlerinin kapsamını ve olanaklarını büyük ölçüde devletin belirlediği sistemlerde, kaynakların sınırlı olmasından söz etmek doğaldır. Çünkü hiçbir devlet, kaynaklarını sonsuz ve kontrolsüz biçimde tek bir alana ayıramaz.
Ancak burada kritik bir soru ortaya çıkmaktadır: Politika oluşturma ve çerçeve belirleme yetkisi, yalnızca hükümetin ve onun ilgili kurumu olan Sağlık Bakanlığının tekelinde mi olmalıdır?
Dünya genelinde sağlık hizmetlerinden duyulan memnuniyet, siyasi tercihleri ve seçim sonuçlarını etkileyebilen önemli unsurlardan biridir. Bu nedenle toplumun beklentilerini karşılayan sağlık uygulamaları, hükümetlerin öncelikleri arasında yer alır. Ne var ki asıl sorun, kısa vadeli memnuniyet sağlama ve günü kurtarma hedeflerinin uzun vadeli planlamanın önüne geçmesidir.
Madalyonun diğer yüzünde ise sürdürülebilir sağlık hizmetleri için gereken planlamanın yetersizliği ve gösterişli binalar ile teknolojik cihazlara verilen önemin (ki bunların önemli olmadığı anlamı çıkarılmasın!), nitelikli sağlık çalışanlarına aynı ölçüde gösterilmemesi bulunmaktadır.
Oysa hekimlerin, hekim örgütlerinin ve tüm sağlık çalışanlarının sağlık politikalarının geliştirilmesine yapıcı bir platformda aktif katılımı; hem katılımcı demokrasinin güçlendirilmesi hem de ortak aklın toplum yararına kullanılması açısından hayati önem taşımaktadır.
Bugün dünyanın birçok ülkesi, nitelikli hekim ve sağlık çalışanlarına ulaşmak, onları kendi sağlık sistemlerine kazandırmak ve mevcut insan gücünü korumak için politikalar geliştirmektedir. Ülkemiz açısından da yetişmiş insan gücünü kazanmak kadar onu kaybetmemek öncelikli bir mesele olmalıdır.
Günlük yaşamın kesintisiz sürdürülebilmesi açısından sağlık hizmetleri, toplumların vazgeçilmez öncelikleri arasındadır. Bu denli kritik bir alanın uzun vadeli ve sürdürülebilir bir anlayışla planlanması, tıbbın temel hedeflerine ulaşılabilmesi için zorunludur.
Bu hedeflere ulaşmak mümkündür. Çalışanların, toplumun ve devletin farklı beklentilerini gözeten; tarafların iyi niyetle bir araya geldiği, bilimsel verilerle desteklenen ve azami toplumsal faydayı amaçlayan ortak bir yol inşa edilebilir.

Bu haber 15 defa okunmuştur

:

:

:

: