BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Kişisel Temsilcisi Holguin’in Cumhurbaşkanı Erhürman’ın müzakerelerin başlaması için ortaya koyduğu dört maddelik metodolojiye yönelik eleştirileri anlamak mümkün değil.
Holguin, “Buna metodoloji denmez” diyerek Erhürman’ın önerilerini yetersiz buluyor. Oysa asıl sorulması gereken soru şu:
Kıbrıs sorununda yıllardır sonuç alınamamasının nedeni gerçekten metodoloji eksikliği mi, yoksa taraflar arasında eşitliği sağlayamayan ve geçmişin başarısızlıklarını görmezden gelen bir yaklaşım mı?
Müzakere masasına oturmak başka, geçmişin hatalarını yeniden yaşamak başka!
Cumhurbaşkanı Erhürman’ın ortaya koyduğu dört maddelik yaklaşımın temelinde, Kıbrıs Türk halkının yıllardır yaşadığı hayal kırıklıklarının bir daha tekrarlanmaması yatıyor.
Bunlar çözümden kaçışın değil, çözümün gerçekten mümkün olup olmadığını ortaya koyacak güvence arayışının göstergeleridir.
Crans-Montana’da yaşananları unutmadık. Yıllarca süren müzakerelerin ardından masanın devrilmesini, Kıbrıs Türk halkının yeniden belirsizliğe terk edilmesini unutmadık.
Peki, BM bu tecrübelerden hangi dersleri çıkardı?
Eğer geçmişte yaşanan başarısızlıkların ardından hiçbir güvence oluşturulmayacaksa, Kıbrıs Türk tarafının yeniden aynı sürece girmesinden ne bekleniyor?
Holguin’in görev süresinin sonuna yaklaşırken, bugün yapılacak üçlü görüşmede ilerleme sağlanamaması halinde Genel Sekreter’e sunacağı rapora “Hiçbir şey olmadı” yazacağını söylemesi, üzerinde ayrıca düşünülmesi gereken bir açıklamadır.
Bu ifade aynı zamanda uluslararası toplumun, BM’nin ve yıllardır sürdürülen müzakere anlayışının da sorgulanmasına neden olmalıdır.
Çünkü bir sorun yarım asrı aşkın süredir çözülemiyorsa, yalnızca tarafların tutumlarına değil, çözüm üretmesi beklenen mekanizmanın kendisine de bakmak gerekir.
Kıbrıs Türk halkı yeniden belirsizliğe mahkûm edilemez!
Erhürman’ın ortaya koyduğu yaklaşımın en önemli noktası, müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanması halinde Kıbrıs Türk tarafının yeniden eski statükoya dönmek zorunda bırakılmamasıdır.
Bu talep son derece önemlidir.
Çünkü Kıbrıs Türk halkı geçmişte defalarca çözüm umuduyla masaya oturmuş, ancak her başarısızlık sonrasında uluslararası izolasyonun, siyasi eşitsizliğin ve belirsizliğin içinde yaşamaya devam etmiştir.
Artık aynı senaryonun yeniden yaşanmasına izin verilmemelidir.
Müzakereler başlayacaksa, sonuç odaklı olmalıdır.
Bir takvim belirlenmelidir.
Siyasi eşitlik tartışmasız kabul edilmelidir.
Süreç tıkandığında hangi adımların atılacağı önceden belirlenmelidir.
Ve en önemlisi, Kıbrıs Türk halkının çözüm iradesi bir kez daha karşılıksız bırakılmamalıdır.
Holguin’in yaklaşımı, Kıbrıs Türk tarafının güvence arayışını bir engel olarak görmek yerine, bu güvence ihtiyacının neden ortaya çıktığını anlamak üzerine kurulmalıdır.
Çünkü gerçek metodoloji, taraflardan birinin beklentilerini diğerine kabul ettirmek değildir.
Gerçek metodoloji, iki tarafın da eşit olduğu, sonuç odaklı ve adil bir süreci güvence altına almaktır.
Bugün yapılacak üçlü görüşme, Kıbrıs sorununda yeni bir sürecin gerçekten başlayıp başlamayacağının da göstergesi olacaktır.
BM artık Kıbrıs Türk tarafına ne yapması gerektiğini söylemek yerine, Kıbrıs Türk halkının neden bu güvenceleri talep ettiğini anlamalıdır.
Çözüm istiyorsanız, önce adalet!
Müzakere istiyorsanız, önce eşitlik!
Ve yeni bir süreç başlatmak istiyorsanız, geçmişin başarısızlıklarını yeniden yaşatmayacak bir irade ortaya koymalısınız. Bizden söylemesi…