Vicdan, liyakat ve sorumluluk

Öğretmenlik, yalnızca sınıfa girip ders anlatmakla sınırlı olmayan, bilgi, vicdan ve sorumluluk gerektiren bir meslektir. Bir öğretmenin öğrencisine gösterdiği ilginin, onun geleceğinde ne kadar derin izler bırakabileceğini hepimiz öğrencilik yıllarımızdan biliriz. Babam Hüseyin Özdemir’in Limasol’daki müfettişlik yıllarına ilişkin anılarında, bu sorumluluğun önemini ortaya koyan birçok olay yer alıyor.

Öğretmenlik, yalnızca sınıfa girip ders anlatmakla sınırlı olmayan, bilgi, vicdan ve sorumluluk gerektiren bir meslektir. Bir öğretmenin öğrencisine gösterdiği ilginin, onun geleceğinde ne kadar derin izler bırakabileceğini hepimiz öğrencilik yıllarımızdan biliriz. Babam Hüseyin Özdemir’in Limasol’daki müfettişlik yıllarına ilişkin anılarında, bu sorumluluğun önemini ortaya koyan birçok olay yer alıyor.

Babam, Trodos dağlarındaki Kilan köyünü ziyaret ettiğinde, Öğretmen Koleji mezunlarından Ahmet Soyer’in her gün eşeğiyle beş kilometrelik dağ yolunu aşarak okuluna gittiğini öğrenmişti. Siluku’da görev yapan diğer öğretmen de aynı zorlu yolculuğu ters yönde yapıyordu. Her ikisinin kendi köylerinde görev yapmasına engel olan uygulamayı doğru bulmamıştı.

Maarif Sorumlusu Mr. Clark’ın da uygun bulduğu kararla iki öğretmenin görev yerleri değiştirilmişti. Böylece gereksiz yolculuklar sona ermiş, öğretmenlerin görevlerini daha uygun şartlarda sürdürmeleri sağlanmıştı.

Babam, Ahmet Soyer’in başarılı çalışmalarını özellikle takdir ediyordu. Türkiye’den gelen öğretmenleri onun okuluna götürerek öğrencilerin kompozisyon defterlerini ve çalışmalarını gösteriyordu.

Monyat köyünde ise öğretmen Halil Efendi’nin öğrencilere gönderilen atlasları dolapta kilitli tuttuğunu öğrenmişti. Çocuklar, atlasların kirlenmemesi gerekçesiyle kendilerine verilmediğini, futbol oynamalarının da yasaklandığını anlatmışlardı. Babam, öğrencileri öğretmenleri karşısında zor durumda bırakmadan gerekli müdahaleyi yapmış, kimseyi kırmadan sorunu çözmüştü.

Ancak her okul ziyaretinde olumlu bir tabloyla karşılaşmamıştı. Evdim yakınlarındaki Prastyo okulunda, bir kız öğrenciye yönelik son derece ciddi ve uygunsuz bir davranışa tanık olduğunu anlatıyor. Durumu Hükümet Doktoru Özkan Bey’e ve Mr. Clark’a bildirmiş, ilgili öğretmenin görevine devam etmemesi gerektiğini savunmuştu.

Koloş Türk okulunda ise Hilmi Bey’in derslere yeterince hazırlanmadan girdiğini belirlemişti. İlk yardım dersinde yanlış bilgiler verilmesini ve coğrafya dersinde temel konuların yeterince anlatılmamasını eleştirmişti.

Bu eleştirilerinden kısa süre sonra imzasız bir ölüm tehdidi aldığını da anılarında belirtiyor. Mektubun kimden geldiğine ilişkin şüpheleri bulunmasına rağmen bu konu üzerinde fazla durmamıştı.

Anılarında dikkatimi çeken önemli bir husus, yaşadığı bu olumsuz örneklerin öğretmenlerin genel durumunu yansıtmadığını özellikle belirtmesidir.

Bugün bu satırları okurken babamın mesleğine duyduğu saygıyı ve öğrencilerin haklarını koruma konusundaki kararlılığını daha iyi anlıyorum.

Aradan geçen yıllara rağmen eğitimin temelinde değişmeyen bir gerçek vardır. Çocukların geleceği, kendilerine verilen bilginin doğruluğu kadar öğretmenlerin vicdanına, liyakatine ve sorumluluk anlayışına da emanettir.

Babam, meslek hayatında benimsediği bu değerleri biz çocuklarına da kazandırmaya büyük önem vermişti. Eğitim konusundaki hassasiyetini aile hayatımızda da sürdürmüş, torunları Özdemir ve Kandemir’in eğitimleriyle yakından ilgilenmişti.

Onun için eğitim, yalnızca bir meslek değil, nesilden nesile aktarılan bir sorumluluktu. Bugün anılarını okurken bu anlayışın hem yetiştirdiği öğrencilerde hem de ailesinde bıraktığı izleri bir kez daha görüyorum.
Bu haber 59 defa okunmuştur

:

:

:

: