Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, garantörlüğün hassas bir konu olduğunu ve bir anlaşmanın referanduma gidildiğinde onaylanması isteniyorsa garantilerin kaçınılmaz olduğunu belirterek, ''Türkiye'nin garantörlüğü kaçınılmaz'' dedi
Birleşmiş Milletler’in ara formüller önermesine karşı olmadıklarını belirten Talat, ikinci turu Ekim sonunda tamamlayarak al-ver sürecine geçmeyi hedeflediklerini kaydetti.
''Kıbrıs türk halkı çözüm istemeye devam ediyor, ancak çözüm olacağına dair umutları yüksek değil''
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Bayrak Televizyonu'nda Mete Tümerkan’ın hazırlayıp sunduğu ''Akis'' programında yaptığı açıklamada, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ı, ''Kıbrıslı Türkler'in Türkiye'nin garantörlüğünün olmadığı bir yapıya girmeyeceği'' konusunda uyardığını ifade ederek, garanti sisteminden sözederken, mevcut sistemi kastettiğini, AB ülkelerinin içinde olacağı bir garanti sisteminin söz konusu olamayacağını kaydetti. ''Bugün içinde buluduğumuz koşullarda görüyoruz ki, Türkiye'nin garantörlüğü kaçınılmaz'' diyen Talat, garantörlüğü savunmasının, içinden geldiği ideolojiyle çelişmediğini bildirdi.
Esas tıkanıklık mülkiyet konusunda
Müzakerelerin ilk turunun tamamlandığını hatırlatan Talat, müzakerelerde daha harita aşamasına gelinmediğini dile getirdi. Cumhurbaşkanı Talat, müzakerelerde başlangıca göre iyi bir noktada olunduğunu ifade ederek, iki tarafın ortak ve ayrıldığı noktaları içeren 6 ana başlıktan 3’ünde 30 kağıt hazırlandığını kaydetti. Talat, kağıt hazırlanmayan üç konu başlığının, ‘Güvenlik ve Garantiler’, ‘Toprak’ ve ‘Mülkiyet’ konuları olduğunu anlattı. Esas tıkanıklığın mülkiyette yaşandığını belirten Talat, hazırlanan 30 kağıdın anlaşılan ve anlaşılamayan konuları içerdiğini; 3 Eylül’de Yönetim ve Güç Paylaşımı konu başlığı altında yer alan yürütme ile başlayacak yeni turda anlaşılamayan konuların aşılması için çalışacaklarını söyledi. Cumhurbaşkanı Talat, ara formüller arayacaklarını ifade ederken, bugüne kadar herhangi bir ara formül önermeyen BM’nin ara formüller önermesine itirazları bulunmadığını kaydetti. Talat BM’nin devreye girmesinin sürece katkı sağlayacağını anlattı.
Dengenin korunması önemli
Talat, başka bir soru üzerine, Birleşmiş Milletler'in Annan Planı'nı hazırlarken, ''Kıbrıs Rum tarafına ne kadar çok toprak verirseniz o kadar az Rum içinize gelecek, içinizde o kadar az toprağı Rum'a vereceksiniz. Ama iade edeceğiniz toprak daha az olursa daha çok Rum'u içinize kabul etmek durumunda kalacaksınız'' ilkesinden hareketle planı oluşturduğunu hatırlattı.
Talat, BM'nin ilkesinin, ''1974'de göç edenlerin yüzde 55'nin geri dönmesi sağlansın ki, toplumun çoğunluğu anlaşmaya olumlu oy versin ve anlaşma kabul edilsin'' olduğunu, Planı'nın, 1974 sonrası göç edenlerin yüzde 55'ten fazlasının geri dönüşünü sağladığını, ama bunun çalışmadığını kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat, varılacak anlaşmada deragasyonların AB'nin birincil hukuku olmasını istediklerini de vurgulayarak, varılacak anlaşmada Türk-Yunan dengesinin korunmasının önemli olduğunun altını çizdi.
Halk iradesinde değişiklik
Müzakere süresinde, 19 Nisan seçimlerinden sonra, Ulusal Birlik Partisi (UBP) hükümetiyle bir sorun yaşamadığını ve hükümetin seçim kampanyası boyunca da süreci desteklediğini açıkladığını vurgulayan Talat, Türkiye ile de bir sorun olmadığını ve çok yakın istişare içinde olduklarını anlattı.
Son seçimle beraber Kıbrıs Türk halkının iradesinde bir değişiklik olduğunu gördüğünü ve bunu dikkate aldığını dile getiren Talat, ''Kıbrıs Türk halkı çözüm istemeye devam ediyor, ancak çözüm olacağına dair umutları yüksek değil. Yapılan kamuoyu yoklamaları da bunu böyle gösteriyor. Çözüm talebi neredeyse aynen devam ediyor, ama umutlar aşağıya gidiyor'' dedi. Talat, çözüm umutlarının azalmasını, sürecin uzamasına, Rum tarafının tutumuna ve dünyanın haksızlığı kaldırmadaki isteksizliğine bağladı.
UBP hükümeti ile fark yok
Talat, kendisiyle UBP hükümetinin Kıbrıs konusunda izlediği politika arasında şu an itibariyle bir farklılık olmadığını ifade ederek, ''Şu sıralarda sonuçta bir iktidar bölüşümü yaşıyoruz ve bu iktidar bölüşümü içinde birbirimizi anlamak durumundayız'' dedi.
Rum tarafı New York’a karşı çıktı
Cumhurbaşkanı Talat, Türk tarafı olarak Ekim ayı sonunda ikinci turu tamamlamayı hedeflediklerini de kaydederek, BM’nin ağırlığını koymasından kaçınan Rum tarafının New York’ta Genel Sekreter Ban Ki Moon’la bir üçlü zirve yapılmasına yanaşmadığını söyledi. Genel Sekreter Ban Ki Moon’la üçlü görüşmenin New York’ta yapılması halinde bunun müzakere sürecine sağlayacağını katkının, bu görüşmenin New York dışında yapılmasından çok daha fazla olacağının altını çizen Talat, “New York’un havası ve etkisi farklı olurdu. Rum tarafı bunun için New York’a karşı çıktı. Gelinen aşamada görüşmenin New York’ta yapılması olasılığı yok gibi. Ancak New York gündeme yeniden gelirse biz buna varız” dedi. Ban Ki Moon’la Lefkoşa’da yapılacak bir görüşmenin de yararlı olacağına işaret eden Mehmet Ali Talat, Genel Sekreterin böylesi görüşmelerde yaptığı açılış konuşmalarında verdiği mesajların önemini anlattı.
Al ver Ekim ayı sonu başlar
Cumhurbaşkanı Talat, “‘Al-ver’in başlamasına kim karar verecek” şeklindeki soruya karşılık ise Al-ver sürecine başlanmasına iki liderin karar vereceğini belirtti. Talat, ‘Al-ver’in, ikinci turun tamamlanmasının öngörüldüğü Ekim ayı sonunda başlayabileceğini bildirdi. Talat ‘referanduma götürülecek bir plan’ derken kapsamlı bir çözümü dile getirdiklerini, kesinlikle bir çerçeve anlaşması ya da buna benzer birşey hedeflenmediğini vurguladı. Nisan sonrasına kalmamak kaydıyla sürecin 2010’a sarkabileceğini de söyledi. Dile getirdiği takvimin hedeflenen takvim olduğunu belirterek, doğal takvimlerin aşılmasının ise kendisinin başarsızlığı olmayacağını vurguladı. Talat, garantiler konusunun Rum Lider Hristofias tarafından sürekli bir şekilde ön plana çıkarılmasının sürece zarar verdiğini ifade etti.
Reform şart ama diyalog yoluyla
Ekonomide bir düzenlemenin ve reformun şart olduğunu belirten Talat, reform yapılırken diyaloğun da şart olduğuna vurgu yaptı. Talat, Başbakanlık Denetleme Kurulu Yasası'nı Anayasa Mahkemesi'ne göndermesiyle ilgili eleştirilerin hatırlatılması üzerinde de, ''kimsenin kendisini anayasaya aykırı olabilecek bir yasayı imzalamaya zorlayamayacağını, yasa anayasaya aykırı bulunmazsa en büyük yararının hükümete olacağını da sözlerine ekledi.