Bugün biraz havadan-sudan, keyiften-kederden söz edelim…
Yorulduk, yıprandık; şaşkınız ve her seferinde “Ne olacak bu memleketin hali” sorusu daha da can yakar oldu son demdeki gelişmelerle; yaşadıklarımızla; yaşatıldıklarımızla…
“Çölde yolculuk eden iki arkadaş için bir hikâye anlatılır.
Yolculuğun ilk aşamasında iki arkadaş tartışırlar biri ötekine bir tokat atar.
Tokadı yiyenin canı çok yanar ama tek kelime etmez ve kum üzerine şu sözleri yazar:
‘BUGÜN EN İYİ ARKADAŞIM BANA BİR TOKAT ATTI.’
Yıkanabilecekleri bir vahaya rastlayana dek yürümeyi sürdürürler.
Tokadı yiyen yıkanırken bir batağa saplanır, boğulmak üzereyken arkadaşı tarafından kurtarılır. Boğulmak üzere olan arkadaş tam kurtulduktan sonra bir kaya parçası üzerine şu sözleri kazır:
‘BUGÜN EN İYİ ARKADAŞIM BENİM HAYATIMI KURTARDI.’
Tokadı vuran ve sonra arkadaşının hayatını kurtaran kişi ona şöyle der:
‘Senin canını yaktığımda bunu kum üzerine yazdın ama şimdi kayaya kazıyorsun; neden?’
Öbür arkadaş ona şöyle cevap verir:
‘Biri bizi incittiğinde bunu kum üzerine yazmalıyız ki, bağışlama rüzgârı estiğinde onu silebilsin. Ama biri bize iyi bir şey yaparsa onu kayaya kazmalı ki, onu hiçbir rüzgâr yok etmesin’.”
***
Ben de diyorum ki kıssadan hisse; insanların amaçları, hedefleri, yolları, yöntemleri, sevgileri, sevgisizlikleri, duyguları, düşünceleri, bilgileri, bilgisizlikleri; özcesi insanı insan yapan her şey… İnsan için insanlık adına kullanılmazsa, sevdasını emeğin kavgasıyla bütünleştiremezse insan; yaşamak dediğin soluk almakla sınırlı kalır! Oysa yaşamak, bir arkadaşa sahip çıkmak, bir yaşamın ortağıysan o yaşama yoldaş olmak, mücadelenin içinde kumlara ve kayalara yazılacakları bilmek, görmek ve öğrenmek değil midir?
Yaşamak, ağulu da olsa, vaz geçmemektir…
***
Hayat kaynağı olarak bildiğimiz güneş, bu güzel Akdeniz adasının, sonunu hazırlayan bir hararetle yıkıp dökmeye devam etse de…
Ey umudumuzu kırmaya, bizi hiç etmeye, itelemeye, kimliksiz ve kişiliksiz olmamız için baskı yapmaya, solla korkutup sağla vuran boş çuval demokrasisi içindeki lider görünümündeki yıkımcılar; biliriz biz de, boş çuval dik durmaz ki!
Ne yaparsanız yapın, tarih kirli çamaşırların saklandığı çekmecelerden ibaret değil.
Tarih, aklımızla yaratıp fikrimizle inanarak yaşadığımız zaman içindeki ezber bozma, ayağa kalkıp günü gelince hesap verme kürsüsüdür kanımca… Bilesiniz, kalmaz bu hesap ortada, bu kadar vebal almışken boş çuval içindekiler.
***
Ne dersiniz, işi gücü; bütün hayalleri; hayatının tek gerçeği; mal mülk, para pul, makam, mevki olanların bilmediği bilemeyeceği kadar renkli huzurlu ve mutlu bir keyiftir bunu hayal ederek denize karşı, yaşadığı hayattan memnun kaldığını düşünüp çok şükür diyebilmek değil mi?
Boğazımızdan tek lokma gariban hakkı geçmedi; yetimin öksüzün hakkını savunduk, zayıfın yanında durduk; ezmedik ve ezilmemek için direndik… Yoksulun, hak arayanın elini tuttuk diyebilmek…İşte önemli olan da budur bence.
***
Varın siz söyleyin şimdi, aynalardaki kendinize bakabiliyor musunuz kendinizden memnun?
Kendinden mutlu ve dürüst insanların iç ferahlığıyla yaşayabiliyor musunuz?
En zoru insanın kendisiyle yüzleşmesi kendisiyle göz göze gelmesidir değil mi?
Bu halkın gözüne baka baka konuşabiliyor musunuz hala?
Merak etmemek elde değil ki…