Eğitimle güçlenen toplum

Bir toplumun geleceği yalnızca sınıflarda değil, sorumluluk almaktan çekinmeyen insanların cesaretiyle kurulur. Babamın anılarının bu haftaki sayfalarında, Kıbrıs Türk toplumunun eğitim yoluyla verdiği varoluş mücadelesi, Türkiye ile kurduğu güçlü bağlar ve bu uğurda sorumluluk üstlenen değerli isimler daha belirgin biçimde karşımıza çıkıyor.

Bir toplumun geleceği yalnızca sınıflarda değil, sorumluluk almaktan çekinmeyen insanların cesaretiyle kurulur. Babamın anılarının bu haftaki sayfalarında, Kıbrıs Türk toplumunun eğitim yoluyla verdiği varoluş mücadelesi, Türkiye ile kurduğu güçlü bağlar ve bu uğurda sorumluluk üstlenen değerli isimler daha belirgin biçimde karşımıza çıkıyor.

Öğretmen Kolejinde Türk ve Rum öğrenciler arasında yaşanan gerginlikler, İngiliz yönetiminin kurduğu hassas dengeler içinde şekilleniyordu. Dr. Jackson, Dr. Hacıyuannu ve Mr. Williams gibi yönetici ve öğretmenlerin tutumları okul hayatını doğrudan etkiliyordu. Babam, öğrencileri incitebilecek ve büyük bir olaya dönüşebilecek bir girişimi öğrendiğinde idareci sorumluluğuyla hareket etmişti. Lefke’de hazırlanmakta olan uygunsuz eğlenceyi önlemek amacıyla bayram tatilini uzatmış ve Türk öğrencileri köylerine göndermişti. Ardından kararını Principal Dr. Jackson’a bildirmiş, Maarif Müdürü Dr. Sleight’a da yazılı olarak iletmişti.

Bu olay, yöneticiliğin yalnızca makam sahibi olmak anlamına gelmediğini gösteriyor. Gerçek yönetici, tehlikeyi büyümeden fark eder, korumakla sorumlu olduğu gençleri gözetir ve aldığı kararın arkasında durur. Aradan geçen yıllara rağmen bu ahlaki ölçünün değeri değişmemiştir.

Bu sayfalarda Kıbrıs Türk Muallimler Cemiyetinin geçmişine ilişkin önemli isimler de yer alıyor. Cemiyetin ilk başkanı Müdür Salahaddin Bey, sekreteri ise Teki Bey’di. Daha sonraki yıllarda başkanlığa Başöğretmen İmamzade getirilmiş, diğer aday ise Turgut Sarıca olmuştu. Cemiyet, öğretmenleri bir araya getiriyor, görüşlerini yönetim makamlarına iletiyor ve idare heyetini gizli oyla belirliyordu.

1948’de Türkiye’den gelen 57 kişilik öğretmen kafilesinin Kıbrıs’ta ağırlanması, eğitim tarihimizin unutulmaması gereken buluşmalarından biridir. Milletvekili Hasene Ilgaz ile gazeteci İffet Halim Oğuz, Omorfo Öğretmen Kolejini ve Türk köylerini ziyaret etmişti. Nergisli’de kurulan sofralar, köy kadınlarının çağdaş görünümü, kukla ve Karagöz oyunlarının eğitimde kullanılması konukların dikkatini çekmişti.

Kıbrıslı ve Türkiyeli öğretmenler arasındaki “guyu-kuyu”, “gaz-kaz”, “gadın-kadın” gibi söyleyiş farklılıkları gülümsetse de ortak dilin insanlarını birbirine daha da yaklaştırmıştı. Bugün iletişim imkânlarımız çok daha geniştir. Buna karşılık Türkçemizi doğru kullanma sorumluluğumuz da büyümüştür.

1949’da bu kez Kıbrıs Türk öğretmenleri Türkiye’ye davet edilmişti. Öğretmenler 25 kişilik gruplara ayrılmış; grup başkanlıklarını A. Nazım Refet, bilinen adıyla Kara Nazım, Kazım Hoca ve babam üstlenmişti.

A. Nazım Refet’in eğitim alanındaki hizmetleri daha sonra kurumsal bir sorumlulukla devam etmişti. Kıbrıs Türk Öğretmenler Kooperatif Tasarruf Bankasının 1958’deki ilk yönetiminde A. Nazım Refet başkan, M. Said Hüseyin faal üye, Derviş Ertuğrul sandık emini, Münür Muhtaroğlu ve Hasan Tulun ise faal üye olarak görev almıştı.

O gün vapurlarla, uzun yolculuklarla ve büyük güçlüklerle kurulan bağlar bugün çok daha güçlü imkânlarla sürdürülüyor. Ancak asıl korunması gereken, yolların nasıl aşıldığı değil, o yolların hangi değerler uğruna aşıldığıdır. Eğitime verilen önem, öğretmene duyulan saygı, Türkçeye gösterilen özen, millî kimliğe bağlılık ve Türkiye ile gönül birliği geçmişten bugüne taşınan en kıymetli mirastır.

Geçmişi okumak yalnızca hatırlamak değildir; bugünün sorumluluğunu da görmektir. Bizden öncekiler zor şartlarda yol açtı, eğitimle toplumu güçlendirdi ve Türkiye ile kurulan gönül bağını kuşaktan kuşağa taşıdı. Bize düşen, o günün şartlarında gösterilen cesareti ve sorumluluk anlayışını yalnızca hatırlamak değil; Türkçemize, millî kimliğimize ve eğitimimize sahip çıkarak bu bağı daha da güçlendirmektir. Çünkü geçmişten devralınan bir mirasın gerçek değeri, onu yalnızca korumakla değil, gelecek kuşaklara daha güçlü bırakmakla ölçülür.
Bu haber 40 defa okunmuştur

:

:

:

: