Girne açıklarında yaşanan deniz faciası hepimizin yüreğini yaktı.
Ülke olarak üzgünüz.
Yastayız.
Bir tarafta hâlâ umutla haber beklediğimiz insanlar var. Diğer tarafta yakınlarını, sevdiklerini, evlatlarını kaybetmenin acısını yaşayan aileler…
Denizin ortasında yaşanan bu facia, sadece hayatlarını kaybedenlerin ve yakınlarının değil, hepimizin acısıdır.
Öncelikle hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, ailelerine ve sevenlerine sabır diliyoruz.
Ancak tam da böylesine büyük bir acının ortasında, bazı soruları sormak zorundayız.
Çünkü bu sorular sorulmazsa, yarın aynı acının başka insanları yakmayacağının hiçbir garantisi yoktur.
Kurtarılan yolcuların ilk ifadeleri gerçekten tüyler ürpertici.
İddialara göre geminin ön tarafında su almaya başlamasının ardından yolcular kaptanı uyardı.
Kaptanın ise suyun geldiği bölgeye bakarak, “Cıvatalardan kaçırıyor, bunu hep yaşıyoruz, bir şey olmaz” dediği ileri sürüldü.
Bunlar elbette kurtarılan yolcuların ilk ifadelerinde yer alan iddialar.
Kimseyi peşinen suçlu ilan etmek doğru değildir.
Ama aynı şekilde, bu ifadeleri görmezden gelmek de mümkün değildir.
Kazanın ardından uzmanların yaptığı teknik değerlendirme de son derece önemli.
Katamaranların geniş gövdeleri nedeniyle kolay kolay batmalarının veya alabora olmalarının beklenmediğine dikkat çekiliyor.
Ancak hava şartlarının da etkisiyle gövdede içeriden veya dışarıdan oluşan bir hasar nedeniyle su almış olabilir.
İşte tam burada sorular başlıyor.
Bu geminin bakım geçmişi nasıldı?
Uzmanlar geminin yalnızca yaşı değil, bakım ve denetim geçmişinin de incelenmesi gerektiğini söylüyor. Hatta soruşturmanın en önemli başlıklarından biri bu olmalı.
Geminin yaşı neydi?
Son büyük bakımı ne zaman yapılmıştı?
Son periyodik kontrolleri ne zaman gerçekleştirilmişti?
Makine ve gövde kontrollerinde herhangi bir sorun tespit edilmiş miydi?
Daha önce su alma, arıza veya benzeri bir olay yaşanmış mıydı?
Varsa bu arızalar nasıl giderilmişti?
Geminin sefere çıkmasına kim, hangi teknik kontrollerden sonra izin vermişti?
Ve en önemlisi: Geminin sefere elverişli olduğuna kim karar vermişti?
Bunların hiçbirisi cevapsız kalmamalıdır.
Kaptana atfedilen “Bunu hep yaşıyoruz” sözleri de şu soruyu ortaya çıkarıyor.
Bir gemide daha önce yaşandığı bilinen bir su alma problemi varsa, bu sorun gerçekten giderilmiş miydi?
Giderilmişse nasıl?
Giderilmemişse neden?
Ve böyle bir problem varken geminin sefere çıkmasına nasıl izin verildi?
Bir gemi kaptanının en temel sorumluluğu, yolcuların güvenliğidir.
Elbette denizcilik zor bir iştir.
Hava koşulları değişebilir.
Teknik arızalar meydana gelebilir.
Denizde beklenmedik gelişmeler yaşanabilir.
Bunların hepsini kabul ediyoruz.
Ama tam da bu nedenle gemilerin bakım ve denetim sistemleri vardır.
Tam da bu nedenle kaptanlar vardır.
Tam da bu nedenle acil durum prosedürleri vardır.
Bir tehlike ortaya çıktığında alınacak kararlar vardır.
Acil durum prosedürleri uygulandı mı?
Yolculara zamanında ve doğru bilgi verildi mi?
Şimdi suçlu aramak değil, gerçeği bulmak zamanıdır
Acımız ne kadar büyükse, gerçeği bulma sorumluluğumuz da o kadar büyük. Bizden söylemesi…