Sayın Talat ile Sayın Hristofiyas arasında 2008-2009 yıllarında yapılan görüşmelerde, Sayın Talat’ın müzakere sürecine olası negatif etkileri olabileceğinden hareketle Hidrokarbon konusunda Kıbrıslı Rumlarla İsrail ortaklığında NOEBL enerji şirketi tarafından yapılması planlanan sondaj çalışmalarını ertelemeleri konusunda Sayın Hristofiyas’a öneri götürdüğü ve bu önerinin dikkate alındığı söylenmektedir.
Sayın Talat ile Sayın Hristofiyas arasında 2008-2009 yıllarında yapılan görüşmelerde, Sayın Talat’ın müzakere sürecine olası negatif etkileri olabileceğinden hareketle Hidrokarbon konusunda Kıbrıslı Rumlarla İsrail ortaklığında NOEBL enerji şirketi tarafından yapılması planlanan sondaj çalışmalarını ertelemeleri konusunda Sayın Hristofiyas’a öneri götürdüğü ve bu önerinin dikkate alındığı söylenmektedir.
Aslında belki de bu konunun müzakere masasında ileriye götürülerek olası bir krizin çıkmaması konusunda liderler arasında bir anlaşma sağlanması en doğru yol olurdu müzakereler sürecinde ama olmadı.
Sayın Eroğlu ile 2010-2011 yıllarında günümüze değin süren müzakere sürecinde de maalesef bu konu son günlerde yaşanan krize kadar gündeme taşınamadı.
2011 yılı başında NOEBL enerji şirketinin bu yılın ekim ayında muhtemelen sondaj çalışmalarının başlayacağı kararı Kıbrıs’ın Güneyindeki Parlamentoda kararlaştırıldığında konu KKTC Meclisinde de gündeme alınmış ve oy birliği ile yapıcı bir biçimde bir de karar tasarısı üretilmişti.
KKTC Meclisinin bu kararı İKÖ toplantılarına da götürülmüş ve Kıbrıs’ın tüm doğal kaynaklarının eşit haklara sahip 2 toplumun iradesi ile değerlendirilmesi ve olası Hidrokarbon kaynaklarının çözümü motive edecek bir biçimde gündeme gelmesi önerileri büyük destek bulmuştu.
Ancak, müzakere sürecinde Birleşik Kıbrıs’ın oluşturulması konusunda istenen ve beklenen ilerlemelerin sağlanamaması, liderlerin çözüme yeterince motive olamamaları ve hatta Sayın Talat ile Sayın Hristofiyas arasında üzerinde ilerleme sağlanan konularda bile Sayın Talat’tan sonra her iki lider tarafından geri adımlar atılması bu yılın sonunda ulaşılması beklenen çözümde umutların azalmasına yol açtı.
Üstelik 1 Temmuz 2012’de Kıbrıs’ın Güneyinin Kıbrıs Cumhuriyeti adına AB dönem başkanlığını 6 aylığına devralacak olmasının ardından TC hükümetinin eğer o tarihe kadar Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulunmadığı takdirde ilgili dönem süresince AB ile müzakereleri donduracağı açıklamaları da süreçleri etkileyen bir başka unsur olarak karşımızda duruyor.
Tüm bu gelişmeler yaşanırken NOEBL enerjinin 19 Eylül’de sondaj çalışmalarını başlatması, ardından New York’ta bulunan Sayın Erdoğan ile Sayın Eroğlu’nun 21 Eylül’de KKTC-TC arasında Kıta Sahanlığı Sınırlandırma Andlaşması imzalaması bir anda gündemi inanılmaz boyutlara taşıdı.
İmzalanan bu andlaşmanın ardından konu KKTC Meclisinde de tartışıldı ve Meclisin bu andlaşmayı görmediği, haberdar olmadığı ve sonuçta Anayasanın 90(1) maddesine göre 1 ay içerisinde tartışıp onaylaması durumunda yasal ve anayasal bir duruma gelebileceği belirtildi. Sayın Başbakan Küçük hükümet olarak kendilerinin de andlaşmanın detayını bilmediklerini belirterek Anayasaya uygun bir biçimde konunun KKTC Meclisinin gündemine getirileceğini söyledi. 22 Eylül sabahı Mecliste bu konular konuşulduktan saatler sonra ise akşamleyin olağanüstü toplanan Bakanlar Kurulu imzalanan andlaşmaya atıf yaparak ama ancak bu kez de Anayasanın 90(3) maddesine ters düşerek TPAO’ya sismik araştırma ve sondaj için uygulama izni verdi ve 23 Eylül’de bu izne dayanarak Koca Piri Reis gemisi araştırmalarını yapmak için Akdeniz’e açıldı.
Halen Kıbrıslı Rumların da sondaj yaptıkları bölgede araştırmalarını sürdüren Koca Piri Reis gemisi bu çalışmaları KKTC adına yaptığını açıklamakta, ülkemiz ve bölgemiz gergin günler geçirmektedir.
Bütün bu gelişmeler yaşanırken diğer bir taraftan da müzakere süreci sürüyor ve 30-31 ekim tarihlerinde liderlerin New-York’ta buluşmasının planları yapılıyor.
Kıbrıslı Türklerin irade ve egemenliğini gündemin tam da odağına taşıyan bu gelişmelerin müzakere sürecine olumsuz bir etki yapması beklenirken, tek ve ortak egemenlik konusunun olası Birleşik Federal Kıbrıs için ne denli önemli olduğu bir kez daha gün yüzüne çıkmıştır. Gelişmeleri hep beraber izleyeceğiz…