3-7 Ekim tarihlerinde toplanan AKPA’nın 2011 yılı 4. ve son olağan genel kurulunda “Ulusal Egemenlik ve İnsan Hakları” başlıklı rapor görüşüldü ve Asamblede bulunan katılımcı parlamenterlerin oy çokluğu ile kabul edildi.
TÜRKİYE VE KIBRIS’LA İLGİSİ
Ulusal Egemenlik raporunun başta Türkiye olmak üzere Kıbrıs ile doğrudan ilgisi, 1974 yılında Kıbrıs’ta gelişen olaylar neticesinde garantörlük hakkını kullanarak darbeye müdahale eden ve bilahare adada yaşayan Kıbrıslı Türk ve Rumların ‘Mübadele Anlaşması’ ile 2 bölgede toplanmaları sonucunun doğmasına etki eden Türkiye’nin; garantörlük hakkını kullanırken bazı temel insan haklarının ihlal edilmesini önleyememesi; çözmek için geldiği sorunu çözememesi; anayasal nizamı koruyamaması; insanların mülklerinden ayrılmalarının önüne geçememesi; adada demografik dengelerin bozulmasına mani olamaması; ve kısaca tek taraflı garantörlük hakkının kullanılması sonucu hem o dönemki sorunun gerçek anlamda çözülmemesi hem de yeni sorunlar yaratılmasından dolayı bu tür garantörlüklerin sorgulanmasını; tek taraflı garantörlüklerin bu şekilde kullanılamamasını; gerektiğinde ancak uluslar arası bir karar ile egemen bir ülkeye müdahale yapılabilmesini ve müdahaleye mazhar olan konunun çözülmesi ile birlikte de müdahale edilen ülkeden düzen, insan hakları ve yönetimler korunarak çıkılması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Bu raporla birlikte, uluslar arası toplum tarafından ilk kez tek taraflı garantörlüklerin çözüm olmadığı ve bunun yerine farklı bir sistem getirilmesi gerektiği ve özellikle Ulusal Egemenlik konusunun saygı ile karşılanması gerektiği üzerinde bir irade de ortaya konmuş oluyor.
RAPORTÖR VE KOMİTE BAŞKANI
Bu raporun raportörlüğünü Alman Milletvekili Bayan Shuster, Hukuk ve İnsan Hakları Komitesi Başkanlığı’nı ise DİSİ Milletvekili Bay Pourgorides yapmıştır. Bilindiği üzere Sayın Pourgorides 22 Mayıs’ta Kıbrıs’ın güneyinde yapılan seçimlerde yeniden milletvekili seçilememiş ancak bu yılın son toplantısı olan AKPA Genel Kurulu’nda da statü gereği bu görevini sürdürmüştür. Komitelerin başkanlık seçimleri Ocak 2012’de yenilenecektir. Pourgorides yeniden milletvekili seçilmiş olabilseydi Sayın Çavuşoğlu’ndan sonra Ocak 2012’de AKPA Başkanlığı’na seçilmesi en muhtemel kişilerden biriydi ancak bu gerçekleşmedi ve Pourgoridis’in AKPA milletvekilliği sona erdi. Sayın Çavuşoğlu’ndan sonra muhtemel en güçlü başkan adayı olarak Fransız Milletvekili Sayın Minyon’un ismi geçmektedir. Bu arada nisan ayında görev süresi dolacak olan İnsan Hakları Komiserliği için Sayın Pourgoridis’in bu göreve aday olması konuşuluyor AKPA kulislerinde. Büyük bir olasılıkla gerçekleşmesi muhtemel böylesi bir adaylığında Sayın Pourgorides’in güçlü bir aday olduğunu belirtmekte yarar vardır. Ancak bilinmelidir ki böylesi bir durumda Kıbrıs’ta İnsan Hakları İhlalleri konusu bugüne kadar kıyasla daha yoğun bir biçimde gündeme taşınabilecektir.
AKPA’DA RAPORLA İLGİLİ BİZ NE DEDİK?
Ulusal Egemenlik ve İnsan Hakları raporu ile ilgili olarak AKPA Genel Kurulu’nda bir konuşma yaparak özellikle Raportör Sayın Shuster’in Türkiye ve Kıbrıs ile ilgili maddelerde olaylara tek yanlı baktığını ve Kıbrıslı Türkler açısından önemli olan yaşanmış tarihi gerçeklikleri dikkate almadan örneklerini verdiğini anlattım. Konuşmamda konjonktürel olarakTürkiye’nin 1974 müdahalesi ile hem Kıbrıslı Türklerin olası bir soykırımdan, Kıbrıslı demokrat Rumların katledilmekten, adanın faşist bir darbe yoluyla Yunanistan’a bağlanmaktan ve hem de Yunanistan’ın Cunta’dan kurtarıldığını belirtirken özellikle Kıbrıslı Rumların 4 Mart 1964 tarih ve 186 sayılı BM kararını kullanarak Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tek sahibiymiş gibi davrandığını, 186 sayılı kararı ve uluslararası tanınmış devlet olma durumunu kullanarak çözüme çok da yanaşma ihtiyacı duymadığını, Kantonal Bölge çözümünden Annan Planı’na kadar tüm çözüm planlarını da maalesef reddettiklerini ve bu nedenle çözüme ulaşılamamasında hatırı sayılır payları olduğunu hatırlattım.
Konuşmamda ilaveten 3 Eylül 2008’den bu yana sürdürülen ve Sayın Talat ile Sayın Hristofiyas’ın 23 Mayıs ve 1 Temmuz 2008 anlaşmaları temelinde sürdürülen çözüm sürecinin uluslararası toplumun ilgi ve desteğine muhtaç olduğu, çözüm için bir uluslararası konferans düzenlenmesinin ivedilikle önemi üzerinde durup Kıbrıs’ta federal temellerde ve BM parametrelerine uygun bir çözüm için önümüzde duran süreci ve New York’ta ay sonunda yapılacak 3’lü görüşme fırsatının heba edilmemesi gerektiğini de vurguladım.
AKPA’da kabul edilen ulusal egemenlik raporunun etkileri önümüzdeki dönemde karşımıza sıkça çıkacak ve uluslararası garantörlük hakları yeniden tüm dünyada tartışılacaktır diye düşünüyorum.
Bu rapor onaylandıktan daha yalnızca 2 gün sonra Hidrokarbon krizi ile ilgili Türkiye’nin Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemenlik haklarına karışmaya çalıştığı, yapılan sondaj çalışmalarından dolayı bölgede savaş ortamına varabilecek biçimde Kıbrıslı Rumlara tehditlerde bulunduğu ve çözüm sürecini torpillemeye çalıştığı gerekçeleri ile 58 AKPA milletvekili tarafından bir yazılı deklarasyon yayınlanması gelecek kısa ve orta dönemde Kıbrıs sorununun çözümsüz kalması durumunda Ulusal Egemenlik ve İnsan Hakları raporunun sıkça gündeme gelip Türkiye’nin AİHM tarafından da bu rapora atıf yapılarak suçlanabileceğinin de habercisidir diye düşünüyorum.
Yaşanan tüm bu gelişmeler de dikkate alındığında ve özellikle Kıbrıslı Türkler’in dünyadan daha fazla izole bir biçimde, demokrafik, demokratik, toplumsal ve ekonomik sorunların giderek dozajının arttığı günümüzde artık Kıbrıs sorununun Federal bir çözümle çözülmesinin daha da ivedi bir hal aldığını ve alacağını söylemek sanırım çok iddialı olmayacaktır.