KOZASINDAN ÇIKAN İPEK BÖCEĞİ

“…İnsanlara gemi yaptırmanın yolu onlara marangozluk öğretip görev ve programlar vermek değil, engin denizlerin hasretini aşılamaktır” felsefesi ile bakmadığımız kesin ülkemizde insan yetiştirmeye.

“…İnsanlara gemi yaptırmanın yolu onlara marangozluk öğretip görev ve programlar vermek değil, engin denizlerin hasretini aşılamaktır” felsefesi ile bakmadığımız kesin ülkemizde insan yetiştirmeye.
İnsan yetiştirmenin yanı sıra Kıbrıs’ta toplumları ve hatta görüşmecileri çözüme motive edebilmek için onlara barış ortamında ve ortak vatanda yaşayacakları güzellikleri hissettirebilmek, özgürlüğün keyfini yaşatabilmek beyinlerinde, “engin denizlerin hasretini aşılama” felsefesi ile hareket etmek toplumsal ve toplumlar arası barışa oldukça önemli bir katkı sağlar inancındayım.

KAZAN-KAZAN:KAZANDIR
Kıbrıs Sorununa Federal bir çözüm bulma sürecinin “kazan-kazan” felsefesi ile Birleşik Federal Kıbrıs’ı yaratması için görüşmeleri sürdürdüklerini belirten ancak yeterince ilerleme sağlayamayan, hatta daha 2 yıl önce gelinen noktalardan dahi geriye düşen anlayışlara sahip liderleri motive etmeli ve cesaretlendirmeliyiz… Başka yolumuz da yoktur geleceğimizi aydınlık ve barış beklentili kılabilmek için…

Hatta kaza-kazan anlayışından bir adım daha da ileriye giderek 3. ülkeleri de bu duruma motive etmenin bir başka görüşme ve anlaşma yolu olan “kazan-kazan:kazandır” yöntemini zorlamak ve bu yolla tüm paydaşların, bölgenin ve ilgili ülkelerin varılacak çözümden kazanacaklarını gösterebilmek oldukça önemlidir.


HİDROKARBON KRİZİ
Örneğin son dönemlerde ortaya çıkan hidrokarbon krizi ile ilgili olarak, gaz konusunun çözüm sürecinde masaya yatırılması, olası bir rezerv durumunda bundan tüm Kıbrıslıların yararlanabileceği bir çözüme ulaşmak, gazın çıkarılması-taşınması-kullanılması sürecinde ilgili diğer ülkelerin de kazançlı olacağı durumları ortaya koymak çözüm sürecine mutlaka katkı yapabilecektir. Ancak hal böyleyken Kıbrıslı Rumlar tarafından Kıbrıslı Türkler’in sürece dahil edilmesi hiç düşünülmeden, ardından da Türkiye’nin KKTC ile halk iradesi düşünülmeden vardığı bir anlaşma ile tüm Kıbrıs’ın ve özellikle de Rumlar’ın sondaj yaptığı bölgelerde savaş gemileri aşliğinde olduğu söylenen sismik araştırmalara başlamasının çözüme değil ayrılığa hizmet ettiği görülmektedir. Hem de bu gelişmeler tam da ekim ayı sonunda New York’ta yapılacak olan zirve öncesi gerçekleştiğinden daha da bir anlam kazanmaktadır çözümsüzlük adına…




KOZA VE İPEK BÖCEĞİ
Andrew Carnegıe’nin dediği üzere nasıl ki “Her şeyi kendi yapmak ya da tüm övgüyü kendine almak isteyen hiç kimseden iyi lider olmaz” sözü insanlar ve liderler için söyleniyor, benzer bir biçimde eğer bir toplum diğer toplum karşısında hep kazanmak ister ama diğer toplumun kazanabileceği bir alan yaratmazsa toplumlar arası uzlaşma olma olasılığı da yok olmaktadır diyebiliriz.

Siz hiç kozasından çıkarken dıştan müdahale ile, yani kozasının başkaları tarafından delinmesiyle dışarıya çıkan ve kelebek olup uçabilen bir ipek böceği gördünüz mü? İpek böceği kozasından kendi mücadelesi ile çıkmakta ve dut yapraklarını kendi enerjisi ile yemekte ve uçmaya hazırlanan kelebeğe dönüşmektedir. Aynı ipek böceği misali toplumlar da kendi kendini yönetme erkini kullanıp özne olma durumunda ancak üretime dönük yapılanabilmekte ve yaşam mücadelesi verebilmektedirler. Başka bir toplumun karışmacılığı ve özneliğinde dünyada hiçbir toplum varlığını sürdürme noktasına gelememiştir tarihsel süreç içerisinde. İşte bu nedenle Türkiye ile Kıbrıslı Türkler arasındaki ilişkilerin sorgulanması ve sağlıklı bir zemine taşınması Kıbrıslı Türklerin varlıklarını sürdürebilmeleri açısından önemli ve yaşamsaldır.

İşte bu felsefe ile olaylara ve yaşama bakacak olursak artık hem her iki lider hem her iki toplum kazan-kazan:kazandır felsefesi ile hareket etmek durumundadır ki çözüme ulaşılabilsin ve engin denizlere özgürce ve hep birlikte açılabilsin.

KENDİNİ YÖNET
Unutulmayan ve tarihin her döneminde öğretileri tartışılan ünlü filozof Plato diyor ki: “Kendini yönet, dünyayı yönetecek gücü bulabilirsin”.

Kendini yönetmek, kendini yönetebilme erkine sahip olmak ve kısacası özne olabilmektir var olmanın ilk ve en önemli şartı, aslında belki de bir toplum için her şeyin başlangıcı.

Biz Kıbrıslı Türkler de yarım asırdan uzun bir süredir, hatta işin doğrusu yüzlerce yıldır, kendi kendimizi yönetmek uğruna ne mücadelelerden geçip bu günlere geldik.
Halen de esas mesele bu bence, yani kendi ülkemizde özne olabilme, hem kuzeyde hem de mutlak olarak yurdumuzun tamamı olan Kıbrıs’ta.
Kendi ülkemizde özne olabilmek için Kıbrıs’ın kuzeyinde on yıllardır barış, demokrasi, egemenlik ve özgürlük mücadelesi veriyoruz; vermeye de devam edeceğiz.
Koşullar ne olursa olsun unutulmamalıdır ki hiçbir şey bizlerin özgürlüğünden daha önemli değildir.


ÖZGÜRLÜĞÜN BEDELİ
Abraham Lincoln asırlar önce “güvenlikleri için özgürlüklerinden feragat edenler bir gün ikisini de kaybederler” diyerek özgürlüğün hiçbir şeye değiştirilemeyeceğinin altını kalın çizgilerle çizmişti.
Kıbrıs Türk halkı da bugün ne 3-5 kuruş daha fazla para alabilmek, ne bireysel olarak AB vatandaşı olmak, ne de güvenliğinin sağlanması adına sahip olduğu en büyük erdem olan özgürlüğünü ve özgürlük mücadelesini terk etmeyecektir.
Bu haber 93 defa okunmuştur

:

:

:

: