2007 yılından beridir tüm dünyada yaşanan ekonomik krizin Kıbrıs’ın kuzeyine etkilerini, on yıllarca süren ganimet anlayışının ve çarpık ekonomik yapılanmaların yarattığı düzensizlikle Kıbrıslı Türklerin yok olma sürecine itildiğini reddederek 19 Nisan 2009 seçimlerine giden UBP yönetimi, halka, sivil toplum örgütlerine ve sendikalara sayısız yalan vaatler ve taahhütlerde bulunmuş, tabiri yerindeyse KKTC seçmenlerinin büyük bir çoğunluğunu aldatarak tek başına hükümet kurmaya yetkilendirilmiştir.
2007 yılından beridir tüm dünyada yaşanan ekonomik krizin Kıbrıs’ın kuzeyine etkilerini, on yıllarca süren ganimet anlayışının ve çarpık ekonomik yapılanmaların yarattığı düzensizlikle Kıbrıslı Türklerin yok olma sürecine itildiğini reddederek 19 Nisan 2009 seçimlerine giden UBP yönetimi, halka, sivil toplum örgütlerine ve sendikalara sayısız yalan vaatler ve taahhütlerde bulunmuş, tabiri yerindeyse KKTC seçmenlerinin büyük bir çoğunluğunu aldatarak tek başına hükümet kurmaya yetkilendirilmiştir.
Yalan vaatlerini sürdürerek ve gerçek niyetlerini saklayarak 18 Nisan 2010 Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar “sahte politikalarla” yürüyen UBP hükümeti , 2010 haziran ayında yapılan yerel seçimlerin hemen ardından gerçek yüzünü göstermeye başlamış, ilk iş olarak öz kurumumuz olan KTHY’yi batırmış ve yüzlerce çalışanını sokağa atmıştır.
Bu süreç içerisinde geçmişte varlığını reddettiği bir olgudan hareketle bu kez ekonomik kriz var diyerek krizden çıkabilmenin çözümünü ellerini halkın cebine atmakta bulmuşlardır.
Eşel-mobil uygulamasını kaldırarak halkın alım gücünün günden güne azalması, maaş ve ücretlerin %30 civarlarında erimesi sonucunu ürettiler UBP hükümetleri.
Hayvancıdan çiftçiye, narenciyeciden esnaf ve zanaatkara kadar tüm üreticilerin ve girişimcilerin önünü tıkadılar ve giderek üretimden kopan üreticileri ve kepenklerini açıp siftah dahi yapamayan esnaf ve zanaatkarı batırma noktasına getirdiler.
Giderek artan ve daha denetimsiz bir biçimde ülkeye giren kaçak nüfusa göz yumup büyük bir emek sömürüsü yaratan UBP hükümeti, artan bu kaçak nüfus ve ucuz iş gücünden dolayı vatandaş nüfus arasındaki işsizlik oranının %20’lerin çok üzerine çıkmasını sağladılar. Kaçak iş gücünün giderek artmasına vesile olan UBP hükümeti eğitimden sağlığa, sosyal yaşamdan sosyal güvenliğe kadar tüm kurumların üzerine binen kaldırılamaz yük ile bu kurumlarımızın ve ülkenin genel bütçesinin batmasına neden oldular. Zaten sürdürülemez bir zemin ve yapı üzerinde olan ekonomik sistemimiz UBP’nin akıl almaz yanlış, teslimiyetçi ve edilgen politikaları ile dibin de ötesinde batırılmıştır.
UBP’nin yaratmış olduğu ve geçmiş tüm TC hükümetlerinin de desteklediği üretimden kopuk, tüketime dayalı, edilgen ve sürdürülemez ekonomik yapılanmalar nedeniyle sorun yaşayan çeşitli kurumlarımız son UBP hükümetleri ile özelleştirilmeye ve “peşkeş” çekilmeye başlanmış, bu yollarla güya bütçe denkleştiriliyor havası ile halkımız aldatılmaya ve kendi öz kurumlarından koparılmaya başlanmıştır.
UBP hükümeti 19 Nisan 2009 tarihinden beridir Kıbrıslı Türklerin tarihinde görmediği büyük bir partizanlık, halk arasında ayırımcılık, insanlar arasında eşitsizlik, hukukun üstünlüğünü tanımamazlık ve toplumsal sorunlara duyarsızlık örneği sergileyerek KKTC yurttaşlarının huzursuz, mutsuz, umutsuz ve karamsar olmalarını sağlamış; on yıllarca kendi kendini yönetmek ve ülkesinde özne olma mücadelesi veren Kıbrıslı Türkleri kendine güvenmeyen, edilgen ve kaderci bir toplum yapma doğrultusunda politikalarla sindirmeye çalışmıştır.
Kıbrıs sorununa federal bir çözüm bulunması amacı ile 23 Mayıs ve 1 Temmuz 2008 anlaşmaları temelinde 11 Eylül 2008’den bu yana süren müzakere sürecinde çözümü destekleyen taraf olarak görünen Kıbrıslı Türklerin bu imajını zedeleyecek ve uluslar arası toplum tarafından Kıbrıslı Rumlar gibi çözüm sürecini baltalayan taraf olarak Kıbrıslı Türklerin de suçlanmasını sağlayacak politikalarla müzakere süreci sürdürülmüş ve sırf masadan kalkmamak ama çözüme de ulaşmamak hedef olmuştur UBP hükümetinin politikaları ile ancak bundan Kıbrıslı Türkler olarak hanemize herhangi pozitif bir kazanım da eklenmemiştir.
İşte tüm bu olumsuz gelişmeler sürerken Kıbrıs Türk halkı UBP politikalarına, diğer bir deyişle politikasızlıklarına ve halka karşı sürdürülen uygulamalarına “artık yeter” demek için meydanlara toplanacak ve halkın taleplerini hem UBP hükümetine hem de tüm sorumlulara hep bir ağızdan haykıracak ve var oluş mücadelesini bir adım ileriye taşıyacaktır.