Vizyon

Vizyon dendiğinde, düşünülebilecek ilk olgulardan biri, temel yeterliliklerden hareket ederek, değerler bütünü içinde gelecekte ulaşılmak istenen yer olarak tanımlanmasıdır.

Vizyon dendiğinde, düşünülebilecek ilk olgulardan biri, temel yeterliliklerden hareket ederek, değerler bütünü içinde gelecekte ulaşılmak istenen yer olarak tanımlanmasıdır.
Vizyon kendimizi gelecekte gördüğümüz yer, Hayal ise gelecekte kendimizi orada görmesek, orada olma olasılığımız olmasa da olmak istediğimiz yerdir.



Vizyon; misyon, stratejik yapılanma ve kültür değerlerini içinde barındırırken, üst yapılanış dâhilinde, alt yapılanıştaki farklılıkları çoğaltacak güce sahiptir. Çünkü üst yapının gelişimsel ve sağlam olarak, değişim ve dönüşümlere açık ve yenilikleri kapsayabilecek tutarlılıkta oluşturulması ile alt yapılanışlardaki özel ve özgün birimler iç özgürlüklerini, otonomilerini kurabilirler.

EĞİTİMDE VİZYONUN ÖNEMİ
Eğitimde Vizyon olgusundan hareketle, söz konusu Eğitim Bakanlığı olduğunda, ortak ve ulusal kararlar ile saptanacak Eğitim Politikaları, geniş katılımlı çalışmalar ile ulusal bir devlet politikasına dönüştürüldükten sonra, diğer eğitim birimleri, eğitim daireleri, okullar ve diğer eğitim kurumları anlamında iç özgünlükler kuşkusuz ki gerekendir.

Eğitim, ülkelerin temel sosyal hizmetleri içerisindeki en önemli yapısal özelliklerindendir.
Eğitimin ülke geneline herkesin eşit yararlanabileceği şekilde ulaştırılması ülkenin kalkınmasını ve büyümesini sağlayacaktır.
Ekonominin en temel faktörü olan insanın eğitimli hale getirilmesi, ekonominin güçlülüğünü ve sürdürülebilirliğini sağlayacaktır.


Eğitim bireylerin gerçekçiliğini artıran, seçimlerinde kabul edilebilir doğruya yönlendiren en önemli etkendir. Bilinçli ve rasyonel tüketici eğitimli demektir. Gelişmiş ve sağlıklı ekonominin faktörlerinden biri de eğitimli tüketicidir. Her ülke eğitim ve eğitimsel yapılanış kapsamında, sistem oluşturabilmek açısından nelere dikkat edilmesi gerektiğini ortak ulusal kararlar çerçevesinde düşünerek, detaylı olarak ele almalıdır. Devletin ekonomide ve eğitimde etkisi ve bu etkinin daha sağlıklı hale getirilebilmesi irdelenmelidir.

Sonuçta eğitim alanları ve meslekî eğitimin yapılandırılması ekonomiyi daha da sağlıklı hale getirecektir; bu bağlamda eğitimsel vizyon temelinde ulusal eğitim politikaları ciddi olarak incelenerek vurgulanmalıdır.

AB ÜLKELERİNDE EĞİTİM VİZYONU
Avrupa Birliği sürecinde eğitim ve ekonomi etkileşimi daha çok ön plana çıkmaktadır.
AB ve en genelde Avrupa ülkelerine baktığımızda eğitim hizmeti en ufak birime kadar ulaştırılmakta ve meslekî eğitim ön planda durmaktadır. Bu durum, bu ülkelerin gelişmişliklerinin en iyi tanımlanmasıdır. Üretimin uzmanlaşmış kişiler tarafından gerçekleşmesi demektir. Uzmanlaşma zaman ve kaynak savurganlığından uzaklaşmak demektir. Bu nedenle eğitim ve meslekî eğitim bütün ülkelerde, sadece kalkınmış nitelikli insan kaynakları açısından değil, verimlilik, ekonomik tutarlılık ve büyüme içinde etkili faktördür.


Avrupa Birliği'nin ortak bir eğitim politikası olmamasına karşın benzer eğitim sistemlerinin olması desteklenmektedir. Bu konuda gerekli uyumlaştırma programları uygulanmakta ülkelerin kendi özelliklerini kaybettirmeden, ortak sistem üzerinde çalışılmaktadır. İnsan kaynaklarının değerlendirilmesinde meslekî eğitim ve yönlendirmenin yeri hakkındaki 142 sayılı sözleşme ile ilgili önerileri kabul ederek sistemin benzer ve koordineli yürütülebilmesine yardımcı olmaktadır (Sayın, 2004, 77).


TEMEL HAKLAR
Devletlerin temel görevi, temel hakların sağlanmasıdır (Bıçakçı, 1998, 382). Bu haklar;

• Temel kanunların oluşturulması,
• İstikrarlı bir politika çerçevesinde makro istikrar,
• Temel sosyal hizmetler ve alt yapının üstlenilmesi (eğitim hak ve özgürlüğü),
• Sosyal güvenlik,
• Çevrenin korunmasıdır.



İstikrarlı ve sürdürülebilir büyüme ve kalkınma için sosyal temel kurumlar devletin gözetiminde işlevselliğini sürdürmelidir. Aksi takdirde toplumdaki çıkar grupları, baskı grupları; düzensizlik veya kanunsuzluk içinde dengeleri saptırıcı rol oynayabilir (Ay, 1998, 435).
Aynı şekilde aşırı otoriter devlet anlayışı da benzer etkiyi yaratacaktır. Dünya ülkelerinin tümünde, devlet aynı fonksiyonlara sahip olmakla birlikte, ülkelerin kalkınmışlık düzeyine göre olumlu veya olumsuz etki yaratmaktadır. Çıkar ve baskı gruplarının gücü de bu etkiyi negatif veya pozitif yönde etkileyecektir.

EĞİTİM VE KALKINMA
Bir ülkenin kalkınması ile eğitimin yakın ilişkisi vardır. Eğitim bir yatırımdır. Bu nedenden ötürü teknolojik gelişmeyi sağlar. “Beşeri Sermaye Teorisi” eğitiminin ekonomi ve işgücü kalitesinde meydana getirdiği farklılığı ortaya koymuştur. Denison yapmış olduğu araştırmada 1929’dan 1956’ya kadar ABD”de çalışan kişi başına reel millî gelir artışlarının %42 sinin eğitim yoluyla meydana gelen iyileşmeden kaynaklandığını göstermiştir (Karluk, 1999, 18).

Ülkenin eğitim ve kültür seviyesi ne kadar yüksek olursa, ülkenin ekonomik büyüme ve gelişmesi aynı oranda gerçekleşecektir.
Avrupa ülkeleriyle kıyasladığımızda, daha genç ve dinamik bir nüfusa sahip olan KKTC’de hızlı istikrarlı bir kalkınma ve sosyal gelişmenin sağlanabilmesi için en temel unsur eğitime ve insana yapılacak yatırım ile gerçekleşebilecektir.


KKTC ile AB sürecindeki diğer ülkeler arasında nelere yatırım yapılması gereği konusunda sadece ekonomik çözümler üretmenin yeterli olmadığı bilinmektedir.
Ekonominin en önemli faktörü olan beşeri sermaye yani insana yatırım yapılmadıkça çok büyük ilerleme kaydetmek mümkün olmayacaktır.
Eğitim, bir ülkenin kalıcı olabilmesi ve hem iç politikada hem de dış politikada söz sahibi olabilmesi için en önemli yatırımdır.

Kaynakça
Ay, H.1998 Baskı ve Cıkar Gruplarına Genel Yaklaşım Bursa Alfa yayınları s: 417
Bıcakcı, A.1998 Devletin Yeniden Degerlendirilmesi Bursa Alfa Aktüel Yayinları s:377
Sayın, A.K. 2004, İnsan Kaynaklarının Degerlendirilmesinde Mesleki Egitim ve Yönlendirmenin Yeri Hakkında 142 Sayılı Sözleşme, İstanbul, Sosyal siyaset Konferansları İ. Ü Basımevi s:77
www.detur.cec.eu.int.2004 EU Report.
Bu haber 69 defa okunmuştur

:

:

:

: