30 yıl boyunca ülkemizi yapısalsızlaştıran ve partizanlığın dik alasını yaparak ganimet düzeni yaratıp insanları üretimden kopartan, demokratik hakları her geçen gün budayan ve geliştirilmesine karşı koyan, Kıbrıs’ta çözümsüzlük çözümdür diyerek Kıbrıslı Rumların AB’ye girişini uzaktan seyreden ve hatta onlara kapıları aralayan UBP, 19 Nisan 2009 seçimlerinde yalan vaat ve politikalarla yeniden hükümete gelmiş ve şimdi de özelleştirmelerle Kıbrıs Türk toplumunun varlıklarını ardı ardına peşkeş çekmeye başlamıştır.
Bir tarafta çözüm görüşmeleri sürer ve UBP Birleşik Federal Kıbrıs çözümü doğrultusunda olumlu görüşler ileri sürmez ve içte de ekonomik-toplumsal ve sosyal krizlere karşın yapıcı öneriler ortaya koymazken, bakanlar kurulundan geçirdiği kanun gücünde kararnameler ve halkı günden güne daha da sıkıntıya düşürecek yasa tasarılarını geçişme özelliğini kullanarak “bir yerlerden” meclise sevk ederken aslında olumlu anlamda hiç değişmediğini göstermekte ve “kırk yıllık Kani olur mu Yanni? Sözünü hatırlatmaktadır.
DOĞU AKDENİZ KAYNARKEN
Türkiye-İsrail ilişkilerinin etkisiyle Akdeniz’in doğusunda sular ısınmaya devam ederken son aylarda; “Arap Baharı”nın etkileri halen yaşanırken Orta Doğu’da;
küresel ekonomik kriz giderek AB ülkelerinde derin yaralar açmaya devam ederken; Yunanistan’da AB paketiyle ilgili hükümet güvenoyu isteyip alırken ve koalisyon konusunda uzlaşma aranırken; Libya’daki gelişmelerle Muammer Kaddafi’nin de öldürülmesiyle bir dönem sona ererken; Türkiye ekonomik istikrarını siyasi kararları ile sürdürmeye ve bölgede en etkin güç olmaya devam ederken; Kıbrıs’ın güneyinde gaz rezervleri için sondaj çalışmalarına başlanınca, buna Türkiye’nin tepkileri sürer ve KKTC Meclisine konu hiç gündeme gelmeden TC hükümeti hem Cumhurbaşkanı hem de UBP hükümeti ile Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs adasındaki haklarından yola çıkılarak gaz-petrol arama-çıkarma-işleme konularında TPAO yetkilendirilirken; Suriye’de bir türlü dinmeyen iç olaylar yaşanırken; Türkiye’de “Kürt sorunu” maalesef demokratik yollarla çözülemez ve “Yeni Demokratik Anayasa” tartışmaları gündemdeki yerini korurken; TC Başbakanı Sayın Erdoğan’ın 19-20 Temmuz’da KKTC’yi ziyareti sırasında yapmış olduğu Kıbrıslı Türkleri derinden yaralayan söylemler etkisini hala daha hissettirirken; TC Büyükelçisi Sayın Akça’nın KKTC ile ilgili raporunun tartışmaları sürerken; ve hepsinden önemlisi “Kıbrıs’ın kuzeyindeki yerli “Pontius Pilatus”lar sözde hükümet etmeye devam eder ve kanun gücünde kararnameler ve parmak sayısı demokrasisi ile ülkeyi sözde yönettiklerini sanarak halka rağmen halka karşı politikaları hayata geçirmeye çalışırken;
bizler için demokrasi ve var oluşla birlikte esas sorun ve diğer sorunların da anası niteliğinde olan Kıbrıs Sorununun çözüm müzakere sürecinde New York’tan sonra demokrasi-çözüm ve barış yanlılarına çok daha fazla iş düşmekte, halkın sinerjisini çözümü motive etmede kullanması için her birimiz onar-yüzer kişilik çalışmalıyız.
TÜM DEMOKRATİK GÜÇLER ÇÖZÜM İÇİN BULUŞMALI
İşte bu şartlarda ülkemizdeki tüm sol, demokratik ve barış yanlısı sivil toplum örgütleri, sendikalar ve siyasal partilerin bir taraftan ülkemiz demokratik yaşamı, sosyal-toplumsal-siyasal yapı ve var oluş mücadelesini yürütürken diğer taraftan da Kıbrıs sorununun çözümü için ortak hedefler doğrultusunda hareket etmeyi başarmalıdırlar.
Çözüm sürecinde toplum liderlerinin kendi toplumu yanı sıra karşısındaki liderin temsil ettiği toplumun da duyarlılıklarını dikkate alarak ve 1968’den beri sürdürülen müzakerelerde ulaşılan ortak noktalardan hareketle artık görüşülmedik hiçbir detayının kalmadığı Kıbrıs sorununu çözmeli ve Kıbrıs’ta yaşayan halkların geleceklerini kurtarmalıdırlar.
UMUDUMUZ ÇÖZÜM VE BARIŞ
Özellikle Kıbrıslı Türkler olarak daha fazla çözümsüz bir sorunla yaşamak istemediğimizi tüm dünyaya duyurmalı ve çözümü zorlamalıyız.
Birleşik Federal Kıbrıs bizim için yaşamsal öneme sahiptir.
İşte tüm bu nedenlerden dolayı başta Kıbrıslı liderlere olmak üzere, garantör ülkelere de çözüme ulaşılması konusunda büyük görevler düşmekte, BM’nin de aktif bir biçimde uluslar arası toplumu sürece çözüm bulunması konusunda motive etmesi ve katması da artık kaçınılmaz olmaktadır 2012 Ocak ayında.
Özcesi, Kıbrıslı Türkler olarak içine düşürüldüğümüz toplumsal-ekonomik ve sosyal sorunlarımızdan kurtulabilmek ve içinden çıkılamaz gibi görülen sonuçları değiştirebilmek için ilk evvela federal bir Kıbrıs’a kavuşmalıyız. O güne kadar ve o günden sonra da kendi kendimizi yönetebileceğimiz ve ülkemizin öznesi haline gelebileceğimiz toplumsal, ekonomik, demokratik ve sosyal alternatif programlarımızı yaratmalı ve işe koşmalıyız.