MESLEK LİSELERİ
Günümüzde, her alanda yüksek nitelikli insan gücüne ihtiyaç duyulmaktadır. Son yıllarda mesleki ve teknik eğitim sisteminde modüler sisteme geçiş gibi olumlu adımlar atılmasına bir anlamda koşut gelişen, kamuoyunda mesleki ve teknik eğitimin önemiyle ilgili farkındalığın geliştiği ve öğrencilerin bu okullara yönlendirilmesi ile ilgili çabalarda artış gözlenebileceği olasılığını gerçeğe dönüştürmek amacı ile mesleki ve teknik okulların kalitesinin iyileştirilmesi, işgücü piyasasının ihtiyaçlarına uygun olarak yapılandırılmaları ve mezunlarının doğrudan iş hayatına atılmalarının desteklenmesi öncelikli bir konu olmalıdır.
Mesleki ve teknik lise eğitiminin genel lise eğitiminden daha maliyetli olduğu da dikkate alındığında, mesleki ve teknik liselerden mezun olanların yüksek öğretime geçişinde öncelikle mezun oldukları alana yönlendirilmeleri, kaynakların verimli kullanımı ve ihtisaslaşma bakımından da önemlidir. Yönlendirici düzenlemenin nasıl ve ne kapsamda olması gerektiği, Eğitim Bakanlığı ve ilgili sivil toplum örgütlerinin ortak çalışması ve eğitim camiasının katkılarıyla belirlenmelidir.
Hızına yetişilemeyen dünyamızın Bilgi Çağı’ndaki yapılanışlarında, ülkeler bir taraftan genç nüfusunu eğitirken diğer taraftan bilim ve teknolojide dünyadaki gelişmişlikle rekabet etmek durumundadır. Nitelikli insan gücü yetiştirmek için mesleki eğitimde yeniden yapılanmanın yanı sıra yüksek öğretim sisteminin nicelik ve nitelik sorununun da ele alınması gereklidir. Hem orta öğretimi hem de yüksek öğretimi etkileyen kararlar alınırken bu bakış açısıyla hareket edilmelidir. Günü birlik, araştırma temelinden yoksun, hızlı ve sonuçları hesaplanmadan alınan eğitim içerikli kararlar, değişiklikler, mesleki eğitimin sorunlarını çözmeyecek, istihdamın gelişmesine ve işsizlikle mücadeleye de hizmet etmeyecektir. Çünkü mesleki eğitimin en önemli paydaşı, mezunları istihdam edecek olan iş dünyasıdır.
İMAM-HATİP LİSELERİ
Ancak açıkça bilinmekte ve her fırsatta ifade edilmektedir ki eğitimi ve dünya görüşünü laiklik fikri eksenine oturtan kesim, Türkiye’deki imam-hatipleri bir meslek lisesi olarak görmemektedir. Bunun yanı sıra ihtiyaç fazlası imam-hatip yetiştirildiği de savunulmaktadır. Ayrıca, imam-hatiplerin genel liselere alternatif bir kurum haline dönüşmesinin endişesi de yaşanmaktadır. Bu endişelerde, bir zamanlar Millî görüşçülerin liderinin söylediği 'İmam-hatipler bizim arka bahçemizdir' cümlesi sanılandan daha da etkilidir. İmam-hatiplilerin Türkiye’deki eğitim sisteminde, 'katsayı' engelinden kurtulup, hukuk ve kamu yönetimi bölümlerini öncelikle tercih etmeleri laik çevrelere yönelik büyük rahatsızlık yaratmaktadır. Çünkü bu bölümlerin tercih edilmesinin altında devlet bürokrasisini ele geçirme amacının yattığı düşünülmektedir.
Bizim konumumuzda KKTC özelinde ise 2010 yılında Kuran kursları, 2011 yaz aylarında bir üniversitemizde İlahiyat Fakültesi şimdi de Haspolat Meslek Lisesi bünyesinde İmam-Hatip Bölümü adı altında, gerçek anlamda bir devlet denetiminden yoksun, gelecekteki yolu, yönü ve açılımları ile etki alanlarını ön görebilmenin hayli zor olduğu bu yapılanışlar “anlamsızca” ancak sistematik bir şekilde meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır. Bunun bir sonraki aşaması Kıbrıs’ın kuzeyinde sayıları giderek artan İmam-Hatip liseleri mi olacaktır diye düşünmemek mümkün değildir. Tam da bu noktada şu sorunun sorulması önemlidir: Ne yapılmak istenmektedir? Neden?
Kuran kursları için de İmam-Hatipler için de bunları savunanlar tarafından söylenebilecek en temel söz kuşkusuz ki bu ve benzer yapıları ailelerin tercih ettiği yolundadır ve isteksiz olan çocuk ya da öğrencilerin zaten bu çatı altında barınamadığıdır. Bu tercihin en sağlam çıkış noktası ise ailelere göre, çocuklarının pozitif bilimle birlikte dini eğitim almasını istemeleridir. Elbetteki bu tercih her ailenin kendi bakış açısıyla ilgilidir ve toplumun en birim nüvesi olan aile kurumunda ebeveynler çocuklarını nasıl ve ne doğrultuda yetiştirmek istediklerine kendileri karar verirler. Burada bir satır altına dikkat çekmekte fayda vardır.; bu ve benzer oluşumları destekleyen aileler bu seçime hangi fikirlerle gelmektedirler? Burada empoze edilen, İmam-hatiplerden ve kuran kurslarından 'terörist, hırsız, hortumcu' çıkmayacağı, imam-hatiplerde ve kuran kurslarında yetişen çocukların “daha ahlaklı” ve “maneviyatlarının kuvvetli” olacağıdır. Diğer okullara giden çocukların uyuşturucu, sigara, ahlaksız durum (başta fuhuş) batağına saplandığının iddia edildiği de bilinmektedir. Daha da önemlisi hem çocuklar hem aileler, imam-hatipler ve kuran kursları sayesinde 'kötü alışkanlıklardan' uzak kaldıklarına inandırılmaktadırlar. Ancak bu fikirlerin ne derece doğru olduğu bilimsel verilerle doğrulanmadığından tartışma götürmekte ve bu fikirlerin genelleştirilemeyeceği Türkiye’deki Deniz Feneri olayı; Hüseyin Üzmez vakası ve geçmişteki “Adnan Hoca ve müritleri” ile ilgili basındaki manşetler anımsandıkça ortaya çıkmaktadır.
Eğitim sisteminde günümüzde okutulan derslerin, hem ülkemizde çağdaş anlamda bir yurttaş hem de dünya yurttaşları yetiştirmek için yetmediği ve bu sistemlere alternatif düzenlemeler yapılması gerektiği tartışılmalıyken, gündemi belirleyen “sanal gündem mühendisleri” ve sözde “toplum mühendis ve mimarları” şimdi de İmam-Hatip Bölüm ve liselerini olay haline getirerek bir damla suda fırtına yaratmaya çalışmaktadırlar.
ANAYASA VE LAİKLİK
Halbuki UBP hükümeti Milli Eğitim Bakanlığı İmam Hatip bölümünü 15 yaş çocuklarına açmaya adım atarken hükümet ettikleri devleti anayasasına uygun davranmamakta ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Anayasasının 1. maddesinde yer alan “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti, demokrasi, sosyal adalet ve hukukun üstünlüğü ilkelerine dayanan laik bir Cumhuriyettir” ilkesini çüğnemektedirler ki Anayasanın 9. maddesinde “1. madde değiştirilemez ve değiştirilmesi önerilemez” denmesine rağmen.
Bunlara ilaveten, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Milli Eğitim Yasasının 19. maddesinde “Laiklik ve Din Kültürü Eğitimi” başlığında “Milli eğitimde laiklik esastır. Bu ilkeye ters düşmemek koşuluyla öğretim kurumlarında din kültürü eğitimi yapılabilir.”denmektedir.
Bir ülkenin tarihî, siyasî ve sosyal koşulları, ilgili ülkede yaygın olan dinin özellikleri, o ülke için gerekli ve geçerli olan lâiklik anlayışı ve uygulamasını geniş ölçüde etkiler. Lâikliğin unsurlarını şöyle sıralamak olasıdır:
A. Laiklik, din ve vicdan hürriyetidir.
B. Lâiklik resmî bir devlet dininin bulunmamasıdır.
C. Lâiklik, devletin, din ve mezhepleri ne olursa olsun yurttaşlara eşit işlem yapmasıdır.
D. Lâiklik, devlet yönetiminin din kurallarına göre değil, toplum ihtiyaçlarına, akla, bilime, hayatın
gerçeklerine göre yürütülmesidir; dinle devletin ayrılmasıdır.
E. Lâiklik, eğitimin lâik, akılcı ve çağdaş esaslara göre düzenlenmesidir. Bu kapsamda “Tevhid-i
Tedrisat” (Öğretim Birliği) ilkesi lâikliğin ayrılmaz bir parçasıdır.
Bu bağlamda laikliği KKTC Anayasasından da yararlanarak şöyle aktarmak olasıdır:
A. Lâik devlet, dini zararlı bir afyon, tehlikeli bir düşman olarak görmez.
B. Her türlü din ve Allah inancını reddeden ideolojilerin gereği olarak, vatandaşlarına dinsizliği telkin eden, din aleyhtarlığı yapan bir devlet lâik devlet değildir. Tıpkı bunun gibi, dine dayalı teokratik devlet de lâik devlet değildir.
C. Lâik devlet, belli bir dinin kurallarını vatandaşlarına benimsetmek ve uygulatmak için zorlayıcı kurallar koymaz. Lâik devlette, din, bir kişisel vicdan sorunudur.
D. Devletin resmî bir dini olmamasının sonucu olarak kimse ibadete, dinî âyin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.
E. Herkes din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin yasalar önünde eşittir. Kimse, devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini, kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla, her ne suretle olursa olsun dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.