Direnişin kimyası

Pazartesi Günü Mecliste Oy Çokluğu ile Yasalaşan “Yabancılar ve Muhaceret (değişiklik) Yasa Tasarısı” tartışma süreçleri ve tasarının meclise ilk geldiği hal ile son hali arasındaki fark aslında hepimize toplumsal mücadelenin boyutlarının bir açıdan etkisini de açıkça göstermiştir.

Pazartesi Günü Mecliste Oy Çokluğu ile Yasalaşan “Yabancılar ve Muhaceret (değişiklik) Yasa Tasarısı” tartışma süreçleri ve tasarının meclise ilk geldiği hal ile son hali arasındaki fark aslında hepimize toplumsal mücadelenin boyutlarının bir açıdan etkisini de açıkça göstermiştir.

Meclis halk iradesinin yansıdığı en üst değerdir toplumlar açısından. Mecliste yaşam kalitesinin artırılmasının yanı sıra içerisinde bulunulan sorunsallardan çıkış yolları için de farklı düşüncelerin toplum adına katkıları ile çeşitli yasalar gündeme gelmeli ve vücut bulmalıdır. Mecliste temsil edilen siyasal partilere düşen görev de kendi düşünceleri doğrultusunda halk adına doğru işler yapılmasına katkı koymak, tersi durumlarda ise mücadele etmek ve düşünsel boyutta halkı aydınlatma ve halkla birlikte yürüyerek direnmektir halka rağmen halka karşı yasalar geçirmeye çalışanlara karşı.

Doğarken başlıyor mücadele anlamında her şey; ana karnındaki mücadeleyi görmesek bile. İlk ağlayış ilk direniş aslında. Ve sürüyor bu direniş bizimle beraber. Ve masallar başlıyor, “zaman zaman içinde kalbur saman içinde…” diye süren avutmacalar.

İnsanın olduğu her yerde direniş de varlığını gösteriyor; kandırmacalar, alavere dalavereler de. Çünkü insan olmak “ben hayata karşı sorumluyum” diyebilmekle ilgili. Ve kimi insanlar da “ben hayata karşı sorumlu değilim, doyumlu olmalıyım” diyor. İşte, direniş de büyüklere masallar da burada başlıyor! Duruş dediğimiz şey hayatı algılama şeklimizle ilgili… Hayata ne söylediğimiz, hayata ne bıraktığımız önemli.

Bir devlet ve o devleti yönetmeye gelen iktidar sahipleri yönetim aczi içindeyse, hırslarının kurbanı olmuşlarsa, birbirleriyle ve kendilerine muhalif olan ve/veya olabilecek herkesle “savaşmaya” varacak derecede kavgalılarsa; bu noktada ne yöneten yönetilen ilişkisinden söz etmek olasıdır ne demokrasiden ne de insan haklarından…

Direniş sadece hak aramak paydasında şekillenmez. Haksızlıkların önüne geçip dur demek ister. Sokağa çadır kurup rahatsız etmek direnmektir evinde yatanların yaptıklarına karşı!

Mesela yazmak da bir direniştir, okuyanları huzursuz edersiniz, aynadır kelimeler.

Düşünmek direniştir, hele ki hakça, adaletten yana ve eşitlikse istediğiniz. Korkutursunuz koltuklarına alışanları, koltuklarına yapışanları, koltukları olmayınca kimliksizleşenleri, koltuklarıyla bütünleşenleri…



Şeytanın bile aklına gelmez o koltuğu korumak için insanoğlunun yaptıkları/yapmadıkları/yapabilecekleri… Şeytanı bile ürkütür iktidardaki bir âdemin gözünü diktikleri.

Direniş insanla başlar ve insanda biter.

Ve iktidarlar yıldırmak için, susturmak için, bıktırıp vazgeçirmek için bilgece (!) taktikler uygulasalar da, geldikleri gibi davullu zurnalı değil mahkemeli kadılı bir süreçle giderler ve gelenler gidişlerinin nasıl olacağını hiiiçççç düşünmeden hep kalacakmış gibidirler.
Bu haber 83 defa okunmuştur

:

:

:

: