Amaç, imam ve hatip yetiştirmenin ötesindedir!

5 Mayıs 2011 tarihinde Sayın Bakan Dürüst’ün kamuoyuna dönük olarak “bizim ilahiyat fakültesi ve imam hatip lisesi açma politikalarımız yoktur”

5 Mayıs 2011 tarihinde Sayın Bakan Dürüst’ün kamuoyuna dönük olarak “bizim ilahiyat fakültesi ve imam hatip lisesi açma politikalarımız yoktur” açıklamalarına rağmen, bundan yaklaşık 1 ay önce 14 Kasım 2011 tarihinde bu kez bazı Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanlığı yetkililerinin Haspolat Meslek Lisesi’ni ziyaretleri vesilesi ile ortaya çıkan meslek lisesi bünyesinde “İlahiyat Bölümü” açılması kararının ardından toplumun farklı kesimleri içerisinde eleştirel bazda başlayan tartışmalar giderek yoğunluk kazanır ve imam hatip bölümü açılması kararı nedeniyle toplumsal tedirginlik artarken, özellikle “icazi ve tabiiii efendimci” hükümet yetkilileri eleştiri ve önerileri dikkate almamakta ve tepeden inmeci politikalarına kaynak destekleri ile devam etmektedirler.

Mesleki ve Teknik Eğitim; toplumsal yaşamın ihtiyaç duyulan her alanında insan yetiştirilmesi gereken mesleklerde nitelikli teknik elemanların eğitimi için gerekli bilgi ve becerilerin verildiği bir eğitimdir. Mesleki ve Teknik eğitimin amacı; toplumun hedefleri ve iş çevrelerinin talepleri doğrultusunda bireylere belirli bir mesleğin bilgi, beceri ve uygulama yeterliliklerinin ilgili meslek standartlarına uygun olarak kazandırılmasıdır.
Mesleki ve Teknik Eğitimin yapılandırılmasında, ileriye taşınmasında toplumun ve iş dünyasının ihtiyacı olan eleman yetiştirilmesinde iş piyasasının ve diğer sosyal ortakların görüş ve düşünceleri elbette ki oldukça önemlidir.
2005 yılında CTP-BG/DP hükümeti döneminde gerçekleştirilen IV. Milli Eğitim Şurası’nda Mesleki Teknik Eğitimle ilgili olarak “öğretim programlarının iş piyasası ihtiyaçlarına dönük olarak modüler sistemde yapılandırılması, sınav ve sertifikasyon sistemine geçilmesi ve okulların çevrelerindeki eğitim ihtiyaçlarına duyarlı olması” konularında toplumsal açıdan oldukça önemli kararlar alınmıştı.
2005 yılında yapılan Şüra’dan sonra özellikle işçi ve işveren örgütleri, dernek, vakıf , meslek odaları ile Eğitim Bakanlığı arasında çeşitli sosyal ortaklıklar kuruldu. İlgili sektörler, üniversiteler, kurum ve kuruluşlarla Bakanlığın Mesleki Teknik birimleri arasında yapıcı bir biçimde işbirliğine gidildi. CTP-BG ağırlıklı hükümetler döneminde başlatılan bu çalışmalarda sosyal ortakların; meslek tanımları, işgücü profili, eğitim standartları ve öğretim programlarının tasarımı, işleyiş, gözetleme, denetim aşamaları ve karar alma süreçlerine katılmalarına olanak sağlandı. Bu bağlamda Esnaf ve Zanaatkarlar Odası, Ticaret Odası, Sanayi Odası ve çeşitli diğer birliklerle işbirliği protokolleri imzalandı ve bu protokoller belli bir plan ve kaynak doğrultusunda hayata geçirilmeye başlandı.
Özellikle bir kez daha altının çizilmesi gereken en hassas noktalardan biri de toplumun tamamını ilgilendiren, toplumun geleceğini şekillendirme niteliği taşıyan kararların bir Bakanın veya Bakanlar Kurulu’nun alacağı kararlar öncesinde toplumun en geniş katılımının sağlanacağı şüra’lar veya benzeri toplantılar düzenlenmesi yöntemiyle ortak aklı bulmaya çalışmak olmalıdır.

Haspolat Meslek Lisesi’nde “ilahiyat Bölümü” açılması kararı da bu bağlamda değerlendirildiğinde görülmektedir ki toplumun geleceği ile doğrudan ilişkili bir karardır ve sosyal-kültürel dokuyu etkileyebilecek önemli bir argüman olmaya adaydır. Din İşleri Dairesi Başkanı’nın “Ülkemizde görev yapan 80 civarında din adamı niteliksizdir; bu nedenle bunların yerine nitelikli din adamına ihtiyaç vardır; bu açıdan bakıldığında imam hatip bölümünün açılması iyi olmuştur” şeklindeki söylemleri ve açılan bölümün ülkemizdeki din adamı ihtiyacını gidermek amacıyla açılmış olduğunun gerekçe olarak gösterilmesi son derece masumane bir savunmadır ve böylesi bir kararın alınması için toplumsal ortak aklın ortaya çıkarılması gereğini ortadan kaldırmamaktadır. Hele ki İmam ve hatip yetiştirmek amacı ile 15 yaş grubu öğrencilerinin seçilmesi eğitim bilimi ve öğrenme ilkeleri bakımından da oldukça sakıncalı ve bilimsel eğitimle de çelişkili olmaktadır. İmam ve hatip yetiştirme ihtiyacı varsa eğer bu ihtiyaç üniversitedeki ilahiyat fakültesi bünyesinde açılabilecek olan 2 yıllık imam ve hatiplik ön-lisans programları ile giderilebilecekken bu ihtiyacın daha henüz soyut düşünce aşamasına girmemiş ve soyut düşünce yetilerini geliştirmemiş yaş gruplarından başlayarak karşılanmaya çalışılması oldukça manidar olmakta ve ülkenin sosyo-kültürel dokusunu değiştirme adına atılan önemli bir gösterge olarak kabul edilmektedir. Şimdilik Haspolat Meslek Lisesi bünyesinde İmam Hatip Bölümü açılması adımı atılmıştır ancak önümüzdeki süreçte ülke genelinde bu bölümlerin yaygınlaştırılması ya da doğrudan her bölgede İmam Hatip Liseleri açılması da tetiklenebilecek ve yapay bir biçimde talep patlamasına gidilebilecektir.


UBP hükümeti ve Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından ve onların üzerinden toplumun sosyal ve kültürel yapısını değiştirmeye yönelik atılan bu adımlar sürerken, bırakın 15 yaş grubu öğrencilerine hem de bir mesleki teknik okul içerisinde İmam Hatip bölümü açılmasını, Milli Eğitim Yasası, Yükseköğretim öncesi eğitim kurumlarında “din kültürü” eğitimini dahi zorunlu kılmamaktadır. Hatta, Yükseköğretim öncesi eğitim kurumlarında meslek adamı yetiştirmekle ilgili kurallar olmasına rağmen din adamı yetiştirmekle ilgili hiçbir kural bulunmaması da laiklik adına önemli bir noktadır Milli Eğitim Yasasında.
Toplumda böyle bir ihtiyacın varlığının ilgili kurumlarca tespiti ve bu tespitten yola çıkarak uygun eğitim- öğretim programlarının açılması söz konusu olması halinde, bu çalışmaların da çalışma mevzuatına uygun olarak yapılması gerekmektedir. Yasalar bize toplumun ihtiyaçlarının karşılanması için okullarda yeni bölümlerin açılmasının mümkün olabileceğini, böyle bir ihtiyacın tespiti halinde ise ilgili müdürlüğün Bakanlığa öneride bulunması gerektiğini, açılacak yeni bölümle ilgili programın (müfredat) ilgili müdürlük ve Talim ve Terbiye Dairesi’nin işbirliği ile hazırlanıp bakanlığın onayına sunulması gerektiğini koşul olarak koymaktadır.
Burada önemli olan konu ise toplumun ihtiyacı olan bölümün veya programın nasıl ve kimler tarafından tespit edileceğidir. 33/1976 sayılı Devlet Planlama Örgütü Yasası’nın, örgütün görevlerini öngören 3(1) ve 3(2) maddeleri bu konu ile ilgili bazı öngörülerde bulunmakta ve “Ülkenin doğal, beşeri ve ekonomik her türlü kaynak ve olanaklarını tam bir şekilde saptamak, izlenecek ekonomik, sosyal ve kültürel politikayı ve hedefleri saptamada Bakanlar Kurulu’na yardımcı olmak” ve ayrıca “Bakanlıkların ekonomik, sosyal ve kültürel politikayı ilgilendiren faaliyetlerinde koordinasyonu sağlamak için önerilerde bulunmak ve bu konularda danışmanlık yapmak” şeklinde açıklanmaktadır.

Bu maddeleri okuduğumuzda anlıyoruz ki yasa koyucu bu maddelerle Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanlığının toplumun genelini ilgilendiren ve özellikle sosyal-kültürel bir konuda yeni bir bölüm açılmasını öngörmesi halinde Bakanlık ile Devlet Planlama Örgütü (DPÖ) işbirliğinin yapılması gerektiğini vurgulamaktadır.
DPÖ, Eğitim Bakanlığı’nın talebi doğrultusunda yapmış olduğu araştırmalar sonucunda ülkemizde din adamı yetiştirmenin gerekli olduğu kanaatine varıp, bakanlığa bir program dahilinde ilgili bölümün açılmasının uygun olduğu bildiriminde bulunsa bile yasalar bize buna rağmen çok rahat ve fetva verir derecesinde davranamayacağımızı göstermektedir. Buna örnek olarak 31/2000 Sayılı Talim ve Terbiye Dairesi Kuruluş, Görev ve Çalışma Esasları Yasası, Dairenin Görevlerini öngören 5(7) maddesi der ki: “Kamuoyu gerektirecek önemli ve genel eğitim konularını Milli Eğitim Şurası’nın incelemesine sunar ve şurayı düzenler.”

Haspolat Meslek Lisesi’nde açılan “İlahiyat Bölümü” kamuoyu gerektiren bir konu olduğunda ötürü bu konu, Din İşleri Dairesi Başkanı ve Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanı’nın açıkladığı üzere ihtiyaç olan din adamı yetiştirme masumiyetine indirgenmeden değerlendirilmelidir. Bilindiği üzere bu bölümün açıldığı günden itibaren toplumda bir gerginlik yaşanmakta, ilgili okulda grevler ve eylemler süregelmektedir. Toplumun geniş kesimlerinde tartışmalar yaratan, toplumun sosyo-kültürel yapısıyla doğrudan ilişkili olan, toplumun geleceğini etkileyecek bu türden eğitim uygulamaları bir Bakanın veya Bakanlar Kurulu’nun yasaların öngörmediği yöntemlerle alacağı basit bir kararla yürürlüğe konamaz, eğer demokratik bir hukuk devletinde yaşıyorsak.
Bu haber 203 defa okunmuştur
  • doğrular mustafa   - 12.12.2011 demek din eğitimi almak isteyen defolsun diyosun hocaaa. siz solcunun s değil zsi olamamasın avrupadaki solcular din konusunun insani hak olduğunu iddia ederken sen fikrini örümceklendirmişsin. lütfen artık bu konuyu sen yorumlama çünkü melekelerini kaybetmişsin. evet demoratik ülkede halkın istediği bir eğitimi devlet oturur verir. ama sizin anlayışınızda böyle istekte bulunanlar sınırdışı edilir. bakın böle bi okul açılsın kaç kişi tercih ediyor. neymiş efendim burayı seçenler kıbrıslılar değilmiş . siz kafataşcı zihniyetinizle nasıl mecliste bulunuyorsunuz. bugün insanlara sırtını dönen yarın önümüze gelecektir. ırkçı değil insan olalım lütfen
  • iskeleli  isekele - 11.12.2011 evet evet aynen bende sizin gibi düşünüyorum mehmet bey amaç imam ve hatip yetiştirmrninde ötesinde % 70 içki kullanan bir nesil yerine, Türkiyeye Has...tir çeken bir nesil yerine kendi devletine küfreden bir nesil yerine milli ve manevi değerlerine sahip çıkacak, ülkesini ve milletini sevecek, nesiller yetiştirmek istiyorlar sanırım. her fırsatta gıreve giden öğretmen yerine, cefakar ve fedakar öğretmende yetiştirecekler sanırım. Hatta millet vekili başbakan cumhurbaşkanıda yetiştirecek bunlar.Baksanıza Türkiyeye Cumhurbaşkanı başbakan birçok millet vekilleri, burokratlar hep İMAM- HATİP li. olabilir hiçde fana olmaz yaniii...

:

:

:

: