Bu masal nereye gider?

Hava karardı. Artık erken geliyor akşam. Hiç habersiz kayboluyor güneş, son ışıklarını bile gizleyerek gidiyor. Kış soğuğu içinde uzak çatılarda kar… Güvercinler o kadar korkusuz ki ve serçelerde hep aynı ürkeklik.

Hava karardı. Artık erken geliyor akşam. Hiç habersiz kayboluyor güneş, son ışıklarını bile gizleyerek gidiyor. Kış soğuğu içinde uzak çatılarda kar… Güvercinler o kadar korkusuz ki ve serçelerde hep aynı ürkeklik. Sokak kedileri azaldı sanki. Her birine bir kuytu köşe düşer mi bilmem, mahalle aralarında. Pencerenin izin verdiği kadardır kış aslında. Ufku göstermez, hayat pusludur. Suskundur, sakindir, biraz da yorgundur. Kış, “Kibritçi Kız” için zordur ve sıcak odada yaşayanlar anlayamaz ayaz nasıl keser insanın tenini. Hemen hemen bütün masalların sonunda mutluluk beklentimiz vardır. Prens prensese kavuşur yüz yıl sonra bile olsa. Padişah kızını oduncuya verebilir; aklıyla yener oduncu padişahı ve maiyetini. O padişah olup halkı yönetir adaletle. Tek bir cam ayakkabı ile yola düşer genç bir prens birkaç saat görüp sadece dans ettiği ve o andan itibaren âşık olduğu kendi evinde hizmetçilik yapmaya mecbur edilen gencecik bir kız için; bütün ülke dolaşılır. Ellerinde kadife bir yastık, üzerinde camdan bir ayakkabı ile herkese denetilir ayakkabı. Ya da aşk bu, kurbağayı öpmen gerekebilir. Umudun yokken, her şey değişebilir bir anda… Saçların bir şatonun kulesinin boyunca uzamışsa zaman içinde, sevdiğin adamla göz göze olmak için canın acısa da uzatırsın saçlarını, tutunup tırmansın diye… Masallarda, aşkın tanımı hep kavuşmalar üstünden yapılır ve masallarda hemen hemen her zaman haklı olan kazanır, adalet yerini bulur, doğru olana ulaşılır.

Ama benim okuduklarım arasında bir tek “Kibritçi Kız”da farklı bir yan vardır. Sanki daha gerçek, daha dokunulabilir daha hayatın içinden bir hüzün. Okuyunca, mutluluk diyarına kaçılamayan bir masaldır. Ne zaman yeni yıl yaklaşsa aklıma düşer dünyamdaki, halkımdaki isimsiz “Kibritçi Kız”lar; emekçi çocuklar. Ne zaman ilk kar yağsa minicik bir kibrit çöpünün minicik alevinde ısıtılmaya çalışılan bir hayat gözümün önüne gelir ve üşürüm. Çok üşürüm, içimdeki çocuk ağlar.

Yeni yılın vitrinlerindeki o ışıklı dünya, sıcak evler, bembeyaz masa örtüleri üstünde yemek takımları pırıl pırıl, kristal kadehlerin ışıltısı, pişmiş yemek kokuları, taze pasta ve buharı tüten böreklerle donatılmış aile sofraları, kurdeleli-rafyalı paketler içinde hediyeler, yepyeni ve özenle seçilmiş giysiler, taranmış saçlar, mis kokulu tertemiz çocuk sesleri içinde… Kibrit satan çocuklar, mendil satan, arabaların camlarını silmek isteyen, ellerinde gül demetleriyle barları lokantaları dolaşan ve kovulan çocuklar, tartı başında saatlerce buz ayaz oturup ellerinde kalem defter ödev yapmaya çalışan ve asla sizinle göz göze gelmek istemeyen gururlu çocuklar… Yeni yıl herkese gelir yeni olarak ama bazılarımız hayattan torpillidir. Yeni yıla daha günler var biliyorum ama ne zaman yeni yıl yaklaşsa, ne zaman ışıklar süsler gülse yüzüme içimde yeniliklerin coşkusu oluşsa aklıma geliyor bu masal. Çünkü kimi masallarda “onlar ermiş muradına…” diyemiyoruz; bazı masalların gerçekliği ürkütüyor
bazen beni.


Bu haber 116 defa okunmuştur

:

:

:

: