Böl yönet parçala yut

Geçmişten günümüze doğru sosyolojik bir değerlendirme yapsak; emperyalizmin en karakteristik politikaları sıralanırken, 'böl, parçala ve yönet politikası'nın her zaman bunların arasında ve çoğu kez de en başında sayıldığını fark etmemek mümkün değildir; yargısına ulaşırız.

Geçmişten günümüze doğru sosyolojik bir değerlendirme yapsak; emperyalizmin en karakteristik politikaları sıralanırken, 'böl, parçala ve yönet politikası'nın her zaman bunların arasında ve çoğu kez de en başında sayıldığını fark etmemek mümkün değildir; yargısına ulaşırız. Bu politika zaman zaman adını, formunu, kıtasını değiştirse de temel felsefesi hep aynı olduğu için neredeyse yüzyılı aşkın bir süredir emperyalizmin bu politikası yürürlüktedir. Ama bu politikanın günümüz coğrafyalarındaki kadar çıplak ve aleni uygulandığı, sonuçlarının bu kadar kısa zamanda ve açıkça görüldüğü başka bir dönem olmamıştır belki de. Asıl önemli soru da işte burada ortaya çıkıyor. Vatan millet bayrağını terk ederek bunu savunanları “dinozor” olmakla suçlayıp tek bayrak tek para sınırsız ülkeler ve dünya vatandaşlığı diye çığırtkanlık yapan burjuvazi, ne olmuş da bir taraftan Avrupa Ekonomik Topluluğu gibi ekonomik birliklerle başlayıp sonradan Avrupa Birliğine dönüşen ve Avrupa Birleşik Devletleri gibi bir vizyonla yürüyen çeşitli birlikler dünyada kurgulanır ve hayata geçerken diğer taraftan da yeniden çeşitli ülkelerde ve bölgelerde milliyetçilik bayrağını kaldırmaya başlamıştır? Hani biraz tersinden okusak durumu, bu kimin çıkarına hizmet eder; bu kimleri nasıl besler, bu kimlerin işine gelir diye sorsak? Aslında burada ince bir ayrım söz konusu; emperyalist ülkelerin hâkim iktidarlarının, bir taraftan ekonomik temelli siyasal birlikleri oluştururken diğer taraftan da çeşitli ülkelerde milliyetçilik bayrağını yeniden yükseğe kaldırdığı doğrudur fakat bayrağını kaldırdıkları milliyetçilik, 'kendi milliyetleri' için değil, bölüp parçalamak istedikleri bölgelerdeki halkların milliyetlerini ifade eden bayraklardır. Çünkü kendilerinde zaten olası bir karmaşaya izin vermeyecek biçimde devlet ve hükümet politikaları oluşturulmuştur ve işlevseldir.

Milliyetçilik en yalın söylemle neyi diline pelesenk eder? Milliyetleri, inançları, taassuba vardıracak biçimde gelenek görenek anane tutkusunu savunur, dayatır ve hatta keskin sınırlarla yol haritası çizer. Bunları bir yana bırakmayı kim savunur? Emperyalizm. Çelişki burada gün yüzüne çıkıyor aslında. Şimdi emperyalist sistemler neden milliyetçilik diye bağırmaya başladı ve neden bunu olması gereken bir şeymiş gibi önceliklere halklara, kendi halinde yaşayıp giden, komşusunun etnik yapısıyla değil de insanî özellikleriyle ilgilenen güzel düşünceli insanlara dayatmaya, bilinçaltında ve bilinç düzeyinde işlemeye başlamıştır? Sosyalist sistemi “parçaladıktan” sonra, parçalanan sistemden geriye kalan ülkeleri ve halkları, hızla sömürgeleştirilecek konuma sürüklemek için milliyetler, etnisite, dinler temelindeki bir 'kimlik' siyaseti hortlatılmıştır. Kışkırtılan milliyetçilik, emperyalizme karşı değil, emperyalizme yaslanarak 'ulusal bayraklarına' sahip olmuştur ama kavga bitmemiştir. Çünkü bu işin birinci kısmıydı “böl”! Bu milliyetçi ülkecikler, genel anlamda bağımsız ekonomisi olmayan, kendi kendine yetecek ulusal ekonomik girdilere sahip olmayan, çoğunlukla dış ticarete mecbur ve bağımlı bir ekonomi politiği olan durumdadırlar. Hepsi, işbirlikçi iktidarlar tarafından yönetilmektedirler çünkü başka türlü ayakta duramayacak bir devletleri vardır. Kuşkusuz bu tabloyu, emperyalistler yıllar öncesinden öngörmüştür, planladığı tablodur. Emperyalizm bu yanıyla amacına ulaşmış görünmektedir. Sorunun en içinden çıkılmaz ve baş etmesi güç yanı ise bu gelişmelerin 'bağımsızlaşma' olarak değerlendirilmesi, dünya halklarına böyle sunulması ve aralarında bazı “sol güçlerin” de olduğu kesimler tarafından böyle değerlendirilmesidir. Gerçekte tüm emperyalist güçler ve işbirlikçileri, 'bağımsızlık' sorununu, tamamen sömürücü egemenlerin çıkarlarına göre şekillendirmektedir. Yeni sol yaklaşımlarda ise bu pencere oldukça farklıdır. Çünkü yeni sol anlamında ilgili konuyla bağlantılı genel bir değerlendirme yapıldığında ülkesini sevmekle, kendi halkının kendi toplumunun öz varlığına sahip çıkmakla, millî bir tutum geliştirmekle, milliyetçi olmanın ya da radikal milliyetçiliği savunmanın bağdaşır bir yanı yoktur!

Şimdi gelelim bizim çerçevemizdeki kime yarar sağlayacağını düşünürken bile aslında ürküten, planlanmış ve uygulamaya konmuş “milliyetçilik” vurgusuna. Peki, Kıbrıslı Türkler ile Türkiyeliler arasında, uzun zaman içinde (ortalama 40 yıl ki dile kolay) işlenerek ortaya çıkan ve Kıbrıslı Türklerde “Kıbrıs Milliyetçiliği” ile Türkiyelilerde ise “Türk Milliyetçiliği” ile isim bulan aslında iki halkın kültürel, ekonomik ve eğitimle doğrudan bağlantılı farklılıklarından doğan kimi zaman zorlukları kimi zaman uyumsuzlukları içerse de özünde zenginlikleri de barındıran, her iki topluma güzellikten değil de çirkinlikten okumaları/okutulmaları ile biçimlendirilen bu yapı neyin nesidir ki ben de halkımı, ülkemi, insanımı seven biri olarak hem merak etmekteyim hem de kaygılanmaktayım!

Çarşambaya devam edeceğiz…
Bu haber 129 defa okunmuştur

:

:

:

: