Geçtiğimiz haftalarda yazdığım bir yazıdan bazı hatırlatmalar yaparak başlamak istiyorum bugünkü yazıma. Yazının sonunda da bir okurdan gelen değerlendirmeyi paylaşacağım sizlerle:
ŞİMDİ ARTIK YENİ ŞEYLER SÖYLEMEK VE YAPMAK LAZIM
“KENDİNİ YÖNET, DÜNYAYI YÖNETECEK GÜCÜ BULABİLİRSİN” demişti ünlü filozof Eflatun. Kendini yönetmek aslında belki de her şeyin başlangıcı.
Koşullar ne olursa olsun unutulmamalıdır ki hiçbir şey bizlerin özgürlüğünden daha önemli değildir çünkü “ÖZGÜRLÜK, UĞRUNDA ÖLÜNEBİLECEK EN ÖNEMLİ LEYLA’DIR” bence, tam da Abraham Lincoln’ün “GÜVENLİKLERİ İÇİN ÖZGÜRLÜKLERİNDEN FERAGAT EDENLER BİR GÜN İKİSİNİ DE KAYBEDERLER” deyişi ile özgürlüğün hiçbir şeye değiştirilemeyeceğinin altını kalın çizgilerle iki yüz yıl önce çizdiği gibi.
Kıbrıs Türk halkı da bugün ne 3-5 kuruş daha fazla para alabilmek, ne maaş ödeyebilmek, ne bireysel olarak AB vatandaşı olmak, ne de güvenliğinin sağlanması adına sahip olduğu en büyük erdem olan özgürlüğünü ve özgürlük mücadelesini terk etmeyecektir; etmeye zorlanırsa da mücadeleden vazgeçmeyecektir.
L.A.Seneca’nın “BAŞARINIZIN BÜYÜKLÜĞÜNÜ İNANCINIZIN BÜYÜKLÜĞÜ BELİRLER” sözleri, Kıbrıs Türk halkının özgürlüğe olan inanç ve tutkusunun, verdiği mücadelenin mutlaka başarıya ulaşacağının önemini vurgulamaktadır. Bizler toplumsal-sosyal-ekonomik-demokratik ve özgürlük mücadelemizi insana dair güçlü sevgimiz, toplumumuza dair güçlü inanç ve bağlılığımız ve sosyalist değerlere olan inancımızla veriyoruz; ve işte bu yüzden başaracağımıza ve halkların kardeşliği temelinde geleceği şekillendireceğimize yürekten inanıyoruz.
H.Keller’in “BEN BİR KİŞİYİM. AMA GENE DE BİRİYİM. HER ŞEYİ YAPAMAM AMA GENE DE BİR ŞEYLER YAPABİLİRİM. O YAPABİLECEĞİM BİR ŞEYLERİ YAPMAYI ASLA REDDETMEYECEĞİM” sözlerindeki kararlılık ve inanç ile mücadele azmimizi pekiştirerek yürüyecek, tıkanan eski anlayışlardaki toplumdan kopuk sistemin yerine toplumumuzu geleceğe taşıyacak ve sosyal adalet-eşitlik-insan hakları-barış içeren çağdaş projelerimizi mutlaka hayata geçireceğiz; geçirmeliyiz, başarmalıyız, çünkü inanıyoruz, çünkü potansiyel değerlerimiz mevcuttur ve çünkü biz halkız.
Der ki Mevlana:
''HER GÜN BİR YERDEN GÖÇMEK NE İYİ
HER GÜN BİR YERE KONMAK NE GÜZEL
BULANMADAN, DONMADAN AKMAK NE HOŞ
DÜNLE BERABER GİTTİ CANCAĞIZIM.
NE KADAR SÖZ VARSA DÜNE AİT
ŞİMDİ YENİ ŞEYLER SÖYLEMEK LAZIM.''
Biz de öyle yapmalıyız ve yapacağız… Yeni planlamaları ortak bir politik vizyon, program ve toplumsal dayanışma ile hayata geçirmek için hiçbir eksiğimiz yoktur.
Ortak hedefimiz kendi kendini yönetmek, var olmak ve varlığımızı geliştirmek, sağlıklı bir demokrasi ve güçlü bir ekonomi ise, özel sektörün, esnaf ve zanaatkarların, sanatçıların, hayvancıların, tarımsal işgücünün, turizmin ve kısaca tüm sektörlerin desteklenerek istihdam alanları yaratılması ile işe başlanmalıdır ve ancak bunu halkı işsizleştirmekle değil ihtiyaç olan alanlara kalifiye eleman yetiştirip yönlendirmek ve işe alımların ölçütlerini dürüst, şeffaf ve göz önünde olacak bir biçimde sağlamakla yapabilmenin temel unsurlarını belirlemekle işe başlanmalıdır. Bunun için de “EĞİTİM ÜRETİM İÇİNDİR” anlayışı ile hareket etmek ve insan yetiştirme sistemimizi yeniden planlamak olmazsa olmazımızdır.
Ekonomi, eğitim, sağlık, ulaştırma, adalet… Her anlamda gereken dönüşüm projeleri için gereken akla, fikre, vizyona ve emeğe sahibiz Kıbrıs Türk halkı olarak. Ancak unutulmamalıdır ki demokratikleşme olmadan, katılımcılık anlayışını kullanmadan, kendi kendimizi yönetmeden, anayasal değişiklikleri yapmadan, seçim ve halk oylaması yasasında düzenlemelere gitmeden ve her şeyden önemlisi Türkiye ile olan ilişkilerimizi yatay ve sağlıklı bir zemine oturtmadan başarılı olmamız zordur ve yine unutulmamalıdır ki sorunların en başında da çözümsüzlük koşulları yatmaktadır. Ancak bu, elbette ki çözüm olmadan hiçbir şey yapılamaz anlayışını da yükseltmemelidir; çünkü bu anlayış giderek tüm toplumu edilgenleştirmekte ve kendi toplumunda özne olmaktan alıkoymaktadır. Bugün başımızdaki en önemli güncel sorunlardan biri de Kıbrıs Türk halkı olarak özne durumundan tamamen çıkarılmaya çalışılmamız değil midir?”
Evet yazıyı okudunuz. Aslında buraya aldığım yazının tamamı değil ama büyük bir bölümüdür. İşte şimdi de sevgili okurumuzun bana yazdıkları. Ben etkilendim ve bu nedenle de sizlerle paylaşmak istedim:
YENİ BİR PSİKOLOJİ
“Sayın Çağlar,
Şimdi artık “yeni bir psikoloji” lâzım.
Şöyle der Nietzsche:
'Ben nerede canlı bir varlık bulduysam, orada kudrete yönelik iradeyi gördüm. Hizmet edenin iradesinde bile efendi olabilme iradesini gözlemledim.
“Güç İstenci-Kudret İradesi' olarak öldükten sonra yayımlanan eserinin sonunda şöyle der:
'En gizliler!
En güçlüler!
En korkusuzlar!
En yarıgeçemsiler!
Bir ışık ister misiniz?
Bu dünyâ kudrete yönelik iradedir.
Bunun dışında hiçbir şey değildir.
Bizzat sizde kudrete yönelik iradesiniz.
Bunun dışında hiçbir şey değilsiniz!'
Yâni...
'özgür irade': Gücü ifâde eder ya da, hiçbir anlamı yoktur.
İrade, iradedir. Özgürlük, güçtür.
“İdeolojik” olmakla bu badireleri atlatmak imkânsızdır, Sn.Çağlar!
KKTC’de İdeoloji kalmadı; yoktur. Psikoloji vardır…
Bu konjonktürde Kıbrıs Türkü'nün var olma koşulu ; “yeni bir psikoloji' yaratabilmesidir.
“Yeni bir psikoloji”nin ise yegâne yolu, değer yaratabilen bir yaratıcılıktan geçer!
Saygılarımla”
Evet, birlikte okuduk; hem yazıyı hem de değerlendirme yorumunu. Katılıyor musunuz siz de bu yorumlara?
Öyleyse gelin başlığı sonluk olarak değiştirelim!
ŞİMDİ ARTIK YENİ ŞEYLER SÖYLEMEK VE YAPMAK LAZIM AMA ÖNCESİNDE “YENİ BİR PSİKOLOJİ” YARATMALIYIZ