“Görünen köy kılavuz istemez” deyişi tam da müzakere sürecinin aksayarak ve aksatılarak götürülmeye çalışıldığı bu günler için tam da biçilmiş kaftan!
Anımsamak gerek Sayın Eroğlu’nun Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi Sayın Talat ve müzakere süreci ile ilgili söylediklerini.
Oluşturulması planlanan federal devletin dönüşümlü olacak olan başkan ve başkan yardımcısının seçimi için ön görülen “çapraz oylama” Sayın Eroğlu tarafından adeta şeytanlaştırılmıştı! Hatta Sayın Serdar Denktaş başta sırf çapraz oylamaya karşı çıkmasını gerekçe göstererek seçimlerde Sayın Talat’ı değil Sayın Eroğlu’nu desteklemişti.
Çapraz oylamanın yanı sıra “egemenlik” konusunda tek egemenliğe de şiddetle karşı çıkıyordu Sayın Eroğlu.
Kurulması planlanan Federal Devlet, bu ortak devletin 2 bölgeli yapısı, federal devlette siyasi eşitlik, 2 federe devletin yönetim anlamında toplumlar temelinde oluşturulacağı ve en genel anlamı ile federasyon tezi bir “Türk tezi” olmasına karşın çeşitli nedenlerle Say ın Eroğlu ne geçmişte ne de günümüzde federal çözüme pozitif bakmamış, bunun yerine “çözümsüzlük çözümdür”, “2 devletlilik” ve hatta “ilhak ve iltihak yoluyla Türkiye’ye bağlanma” planlarına daha sıcak durmuştur!
Hakkını yemeyelim Sayın Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun, tüm inanışlarına ve vaatlerine rağmen Cumhurbaşkanı seçilir seçilmez yaptığı açıklamalar ve BM Genel Sekreteri Sayın Ban Ki Moon’a gönderdiği mektupta Müzakere sürecine Sayın Talat’ın bıraktığı yerden devam edeceğini bildirmişti; bu da bilinen bir gerçeklik.
Ancak gelin görün ki Sayın Eroğlu müzakerelere Sayın Talat’ın bıraktığı yerden devam eder görüntüsü vermesine ve bunu da dünyanın gözü önünde yapmasına karşın maalesef Sayın Talat’la yürütülen süreçteki içerik, yapılan ilerlemeler, federasyon felsefesinin özü, Kıbrıs Türk tarafının yaşamsal öncelikleri Sayın Talat’ın bıraktığı yerde kalmış, dahi 4 Ocak 2010 tarihinde Kıbrıs Türk tarafı ile Türkiye’nin üzerinde mutabık kalınarak Kıbrıs Rum tarafına sunmuş olduğu öneri paketi de Sayın Talat’ın bıraktığı yerde terk edilmiş ve Sayın Eroğlu tüm dünyaya duyurduğu gibi Sayın Talat’ın bıraktığı yerden müzakerelere devam etmiştir! Ancak bu devam hiç de felsefe, yaklaşım ve niyet olarak Sayın Talat’ın sürdürdüğü müzakerelerle ve Kıbrıs Türk halkının 24 Nisan 2004 referandum iradesi ile örtüşmemektedir!
Sayın Cumhurbaşkanı Eroğlu sürdürmüş olduğu bu taktik ve strateji ile federal çözüm ister görünür ve masada sürekli olarak sanki farklı önerilermiş gibi aynı önerileri farklı permütasyonlarla masaya götürürken gerçekte kendi özündeki B Planlarından birini hayata geçirebilmenin de planlarını uyguluyor ve giderek federal çözüm müzakere sürecinin Kıbrıs Türk tarafı suçlanmadan sona erdirilmesini hedefliyordu.
Kıbrıs’ın kuzeyinde de gerek dünyadaki ekonomik krizin yansımaları gerekse de Kıbrıs’ın kuzeyinin Türkiye ile daha da aynılaşması konusunda atılan “ince ayarlar” neticesinde Kıbrıslı Türkler için öncelik ekonomik sorunlar, işsizlik, istihdam, maaşların düşmesi, zamlar, geçim derdi, özelleştirme, çevre sorunları, eğitim, trafik kazaları, nüfus, demografik yapıda iç dinamiklerin etkisi olmadanyaşanan sıkıntılar, vatandaşlıklar, sosyal güvenlik, sağlık ve daha nice yaşamsal sorun öne çıkmış ve Kıbrıslı Türkler giderek çözüm havasından uzaklaştırılmaya çalışılmışlardır. Türkiye’den hükümet yetkilileri tarafından sıklıkla yapılan açıklamalar da bir taraftan çözüm momentinin Kıbrıslı Türklerin gündeminden kaçırılmasına, diğer taraftan da Kıbrıslı Türklerin edilgenleştirilmesine hizmet etmiş ve “Kıbrıslı Türklerin değersizleştirilmesi” düşüncesinde olanların ekmeğine bal sürmüştür.
Mart sonunda Sayın Downer’in yazması beklenen rapor ve ardından BM Genel Sekreteri Ban’ın BM Güvenlik Konseyine sunacağı rapordan sonra işte tam da yukarıda değerlendirmeye çalıştığı görüşler doğrultusunda düşünenlerin beklentisi federal çözüm sürecinin noktalanması ve yerine “B Planları”ndan birinin yerleştirilmesidir ki uluslar arası toplum böylesi çözüm önerilerine bugünkü var olan konjonktür ve BM kararları çerçevesinde hiç de hazır değildir. Yine uluslar arası toplumdan edinilen izlenimler sürecin düzeyinin düşürülerek devam edeceği ve Kıbrıs Cumhuriyeti başkanlık seçimlerinden sonra liderler düzeyinde müzakerelerin Federal Kıbrısın oluşturulması amacı ile yeniden start alacağıdır. Ancak bilinmelidir ki Federal Çözüme en çok ihtiyacı olan taraf Kıbrıs Türk toplumudur ve toplumsal varlığımız açısından çözüme ulaşılmadan geçecek olan süreç maalesef bizlerin lehine olmamaktadır.