Ülkemizde son dönemlerde yaşanan ekonomik ve toplumsal gelişmeler, topluma rağmen dıştan ithal edilip uygulanan plan ve programlar, yaratılan 1 Temmuz sendromu ile müzakerelerden ve hatta birleşik federal çözümden kaçışlar toplumu kendi geleceğini kurtarma adına alternatifler arama noktasına götürmektedir.
Felsefi anlamda, 'Görmüyorum, yardım edin' yerine; 'bugün çok güzel bir gün ve ben onu göremiyorum...' demek arasında olumlu, fark yaratan bir psikoloji vardır... Toplumsal muhalefetin, kendisi ve toplumun geleceği açısından işte tam da arayışı budur. İşte bu yüzden, CTP’nin var oluş sebepleri, vizyonu, ilkeleri ve program ile bu arayışa merhem olmasının artık daha fazla geciktirilmemesi oldukça elzem bir hal almıştır.
Bilinmelidir ki toplumda var olan potansiyel dinamizmi körükleyebilecek, ülkemizin ve ülkemiz insanlarının geleceğinin önünü açabilecek kadrolara, bilgi birikimine ve enerjiye sahip en örgütlü ve güçlü parti de CTP’dir. İşte tüm bunlardan dolayı, CTP diğer toplumsal muhalefet ve barış güçleri ile birlikte Kıbrıs Türk halkının en büyük umudu ve beklentisidir.
YAŞAMIN TEMEL MOTİVASYONU
İnsan kendi kendinin ürünü olan bir yapıya sahiptir.
Bu anlamda bakıldığında;
“her çocuk kendi geleceğinin babası ve annesidir”
denilebilir.
Bu yaklaşımla, “Yaşamın En Temel Motivasyonu”;
“kendisinden kopyalar çıkartarak kendini geleceğe taşımak”
biçiminde tanımlanabilir.
OLMAYACAK AMA OLMAYA ÇALIŞACAKSIN!
* İnsan için olmak yok!
Olmaya çalışmak var! Çünkü insan eksiktir;
İnsan, yaşamı boyunca hep eksiklerini tamamlamaya ve ulaştığı donanımı geleceğe taşımaya çalışır.
* İnsanın yaşam süreci; gelenek-gelecek ilişkisi üzerine kurulu olan bir 'olmayacak ama olmaya çalışacaksın!' sürecidir.
Süreçlerden ibarettir insanın yaşamı; tabiatı belli, formatı belli...Bunu görebilmek, anlamak gerekiyor.
GEÇMİŞ VE GELECEK
* İnsan yaşamının süreçlerden oluştuğunu anladığımız ve gördüğümüzde, işte o zaman geleneği ne anlamda kullanıyor olduğumuz oldukça önemli olmaktadır!
Geçmişten gelen birikim, yeniliğin ana kaynağıdır; zaaflarımıza ışık tutar.
Ama gelenekselcilik; geçmişte yaşamak, ya da geçmişe takılıp kalmak, geleceği geçmişe hapsetmektir bir anlamda...
İnsan bilgi ile büyür, akıl ile yükselir ve meydana getirdiği değerlere her daim kendisi mukavemet eder.
Eski yapılar da değerler de buna göre değişir.
İNSANİ DEĞERLERİ MERKEZE YERLEŞTİRMEK GEREKLİDİR...
Marksizm, milliyetçilik, Atatürk, hukuk, aile, hepsi bizim yorumlarımızla başka şeyler olmuş; bu da çok doğal...; bunlara geleneklerimizle cevap veremezsiniz!
'Zihniyet kalıpları' kendi başlarına açıklayıcı bir kavram değil; bu kalıplar farklı düşünce ve yorumlarla çeşitli yerlere çekilebilir;
inanç da bilgi üretmez ki! Inanç ancak üretilen bilgiyi kabûl eder, onu benimser veya benimsemez...
Siz bunu yaptıkça, Marksizm, milliyetçilik, Atatürk, hukuk, aile parçalanıyor, değişiyor, yıkılıyor, ama bir yandan da yeniden üretiliyor!...Ne ilginç ve garip mi diyorsunuz? Aslında doğal olan bu, bence hiç de garip değil çünkü insan kendini yeniden üretiyor geçmiş yaşantı ve deneyimleri ile ve eksiklerini tamamlamaya çalışıyor yaşam süreçlerinde...
Tamamlayabilecek mi peki?
Tamamlayamayamayacak elbette, ancak tamamlamaya çalışacak!
Aksi halde eskinin kalıplarından çıkamadan, kendini üretemeden yok olup gidebilecek...
Biimemiz ve anlamamız gerekiyor ki; gündelik hayatın ve sorunsallarımızın içinde yaşarken, aynı zamanda bu stratejinin içinde dolaşıyoruz; dolayısıyla stratejiyi yeniden üretiyoruz...
İşte en azından bu yüzden, merkeze insanî değerleri yerleştirmek gerekir. Sözünü ettiğimiz referanslardaki ortak alan bu!...
Bu insani değerler yerine merkeze dini ve ideolojileri oturtursanız, insana tersinden bakmış olursunuz.
İNSANİ DEĞERLERİ MERKEZE YERLEŞTİRMEK DE YETERLİ DEĞİLDİR!
Elbette ki insani değerleri merkeze yerleştirmek yeterli değildir; elbette ki dünyayı ve kendimizi anlamak ve insani değerleri gerçekleştirme için çeşitli ideolojilere gereksinim vardır ama bu ideolojilerin bizatihi kendileri dahi insani değerlerin önüne geçemez; geçememelidir.
Ne demiş Kant?:
“Herhangi bir paradigmaya sahip değilseniz gözlem dahi yapamazsınız...”
Sadece bakarsınız ama anlayamazsınız. Yorumlayamazsınız. Değerlendiremezsiniz. İşte bu bağlamda ideolojiler önemlidir. Ancak esas olan insani değerlerdir...
.
Dünya vatandaşı olmak, bu değerli şeyleri yani insani değerleri tanımayı ve bu değerlerin peşinde, eleştirel bir şekilde düşünmeyi gerektirir.
GELENEĞE HAPSOLUP DEĞİŞİMİ VE GELECEĞİ KAÇIRMAMAK
KKTC’de siyasetin başarısızlığının belki de en önemli nedeni, çoktan değişmiş bir dünyada, geleneksel parti anlayışlarını terkedemeyişimiz nedeniyle, yaşama uyanamayışımızdır...
İnsani değerleri merkeze alan ilke, program ve vizyonun yanı sıra, artık yeterince anladığımızı sandığımız dünyayı anladığımız oranda değiştirmek amacı ile bu değişimi gerçekleştirebilecek olan yeni yapılanmalara sırf gelenekleri yaşatacağız diyerek direnç göstermek ve fırsatlar yaratmamak yaşama uyanamamakla özdeş olabilmektedir...Geleneğe kendimizi hapsetmek ve gelecek yolculuğunu reddetmektir dönüşememek...
Ancak bilmeliyiz ki, yanlış hesapların, yanlış teorilerin (ya da güncelleşmemiş ve topluma uyarlanmamış teorilerin), yanlış siyasetlerin Bağdat'tan döneceği gün mutlaka gelir.
Unutmamak ve dikkate almak gerekir ki:
“HERKESİN AYNI DÜŞÜNDÜĞÜ BİR YERDE,
HİÇKİMSE PEK FAZLA DÜŞÜNMÜYOR” demektir...