VATANSEVERLİK
Ben kendimi bir Kıbrıs Milliyetçisi (Irkçı) olarak değil, bir Vatansever (Yurtsever) olarak görüyorum...
Vatanseverlik bir ferdin ülkesine duyduğu sevgi ve bağlılıktır. Ve anlamı, çevre şartlarına, coğrafyaya ve felsefeye göre değişiklik gösterebilir.
Vatanseverlik yalnızca ülkeyi sevmek değil, ülke insanını da sevmektir, insanı sevmektir özünde; en azından ben böyle anlıyorum...
Vatanseverlik, milliyetçilik (nationalism) duygusuna yakın olmakla beraber; milliyetçilik, her zaman vatanseverliği beraberinde getirmez...
Hatta hiç milliyetçi olmadan da vatansever olmak kabildir; tıpkı ABD’deki gibi.
BATI’DA VE BİZ’DE MİLLİYETÇİLİK
Yukarıda bahsedilen bağlamda, Biz’deki milliyetçilikle Batı’nınki arasında mâhiyet farkı vardır...
Batı’da millet ve milliyetçilik, aristokrasiye isyan eden kentsoyluların, burjuvazinin sınıf patlamasıyla filizlenmiş bir olgu ve ideolojidir. Bu anlamda hepsi de hücrelerine kadar milliyetçidirler.
Dünya’da ve özellikle Avrupa’da birçok ülke dolaştım. Gittiğim ülkelerin insanlarını tetkik etmeye çalışırım tüm ziyaretlerimde. Kültürlerden düşünce yapılarına, yaşayış tarzlarından kaygılarına kadar birçok açıdan tanımak isterim farklı kültürleri ve etnik yapıları; bu açıdan da her fırsatta gittiğim her ülkede halkın arasına karışmayı, onlarla ilgili tarih bilgilerinden üretimlerine, fıkralarından şarkılarına kadar kültürleriyle buluşmaya çalışırım.
İngilizler’in geçmişten gelen bir biçimde “üzerinde güneş batmayan imparatorluk” anlayışı ve “dünyanın efendisi olma” bakış açıları yaygındır ve dışarıdan algılanmaları bu özelliklerinden dolayı sanki diğer bütün uluslara tepeden bakacak kadar “snob” bir hal almaktadır ; İrlandalılar onlardan “nefret” eder; Portekizliler İspanyollar’a olan “kinlerini” daha hava alanından otele giderken otobüsteki rehberin ağzından anlatırlar size. Fransızlar Almanlar’dan zerre kadar “hazzetmez”. Bu örnekleri daha da çok artırmak mümkündür; ancak bu makalede bu örneklerin verilmesi benim herhangi bir önyargımı ya da bu ülke insanlarına karşı negatif bir tutum içerisinde olmamı yansıtmamaktadır... Burada verilen ve verilmeyen benzer örneklere Avrupa’da rastlamanıza karşın, milliyetçilik (nationalism) lâfını ettiğiniz anda size “pis pis” bakarlar ve bunu ırkçılık (racism) gibi idrak ederler; çünkü Avrupa geçmişte ırkçılıktan çok çekmiş olup, Avrupalılar birbirlerini bu sebeple az “gırtlaklamamışlardır”. Avrupalılar, hele de entellektüel takımı, zâten en ufak hücrelerine kadar ulusal âidiyet ve mensubiyetlerini içlerinde hissederler ve yaşarlar.
Kıbrıs’ta ise, gerek Kıbrıslı Türkler’de gerekse de Kıbrıslı Rumlar’da milliyetçilik, maalesef henüz feodaliteyi aşamamıştır...
DÜNYA VATANDAŞI OLABİLMEK
Dünya vatandaşı olabilmek için, önce kendi millî âidiyet ve mensubiyetini tatmış, tanımış olmak gerekir. Konsantrik halkalar gibidir bu ilişki. Bebek önce annesini tanır ve sever, sonra babasını, ailesinin diğer mensuplarını, dostlarını, arkadaşlarını…. Bu silsile kavmini (çağdaş anlayışla milletini yâni ulusunu) sevmekle, onu sahiplenmekle olgunlaşır.
Vatanını, milletini, toplumunu sevmek, o sayede bütün insanları hatta kâinatı sevebilmek hiç bir “kurdun kuşun” tekelinde değildir.
İşte bir açıdan da bunun içindir ki, Kıbrıs’ın kuzeyinde sol giderek “motivasyonunu” kaybediyor ve kendi “gölgesiyle kavga eder” görünümüne dönüşüyor!
Kıbrıslı Türk kendini 'Batı'nın hayâli bireyi' olarak görüyor. Bu âidiyeti ne Milliyetçilik ne de Irkçılıkla bağdaştıramazsınız.
Emik bakış: bir grubun kendi kimliğiyle ilgili kendi tanımıdır; kendisini “ne ve kim” olarak gördüğüdür. Etnikliğinin ölçüsü tamamen grubun kendi kabûlleridir...
Oysa ki, yapılan yanlış; Türkiye'nin 'Kıbrıs Türkü'ne' bakış açısıdır: Etik bakıştır...
Yâni...
Dışarıdaki bir grubun, bir başka grubu tanımlamasıdır yanlış olan...
Etnik grubun bilincinden, bilimsel temelden uzak, genelleme şeklinde kaba bir görüştür bu tanımlama...
Etnik rubun kendini tanımlaması sürece bağlı olarak kendi içinde değişkendir. Hunlar, Hititler, Sümerler, İskitler bugün hiçbir etnik grubu tanımlayan kimlikler değildir.
Bu nedenle emik bakış gibi geçerli ölçülere dayanmaz, dayandırılamaz.
Örneğin, toplumun Laz olarak tanımladığı halkın büyük çoğunluğu LAZ yakışmasını reddeder...
Çağdaş Etnik Kimlik: Soy, dil, köken gibi etmenlere, biyolojik genetik , antropolojik değerlere, ırkî temele değil, KÜLTÜR temeline dayalı bir grubun kendi tanımıdır.
Bugün Türkiye’nin çağdışı ve bilim dışı bir bakışla etnik kimliği kökene dayandırma anlayışı, bir anlamda ırkçılıktır. Hatta, dayatma olduğu kadar, insan haklarına, insana ve toplumun bizatihi kendisine yapılan büyük bir saygısızlıktır da...
Peki ama, çare ne?: Irkçı ve etno-sentrik olmayan, dinsel kimliğin en az (ama hiç değil) öneme hâiz olduğu çağdaş bir kültür milliyetçiliğine (isteyen Kıbrısçılık, Kıbrıslıcılık ya da Kıbrıslı Türklük desin) mecburuz, hatta mahkûmuz...
Bunu anlamaktan uzak durursanız, kendinizi çok büyük bir yanılgı içinde bulursunuz. Ve işte o zaman kültürel savrulma, kimlik ve âidiyet sorunu da yaşanmaya başlar...Yaşatıldığımız ve yaşadığımız sanki de budur...