Maya tutmadı!

KANT Ölümünden dokuz gün önce, doktoru, İmmanuel KANT'ı ziyaret eder. Gözleri zor gören,yaşlı ve hasta KANT, koltuğundan kalkar, güçsüzlüğünü ele verecek biçimde yaprak gibi titreyerek anlaşılmaz birtakım sözcükler mırıldanır.

KANT
Ölümünden dokuz gün önce, doktoru, İmmanuel KANT'ı ziyaret eder. Gözleri zor gören,yaşlı ve hasta KANT, koltuğundan kalkar, güçsüzlüğünü ele verecek biçimde yaprak gibi titreyerek anlaşılmaz birtakım sözcükler mırıldanır. Sonunda, doktor dostu, KANT'ın misafir koltuğuna oturmadan oturmayacağını fark eder ve oturur. Bunun üzerine KANT koltuğuna oturmasına yardım edilmesine izin verir...

AHLÂK ve VİCDAN
Eğri oturup doğru konuşalım... Bugün gelinen noktada, ahlâk konusu bir iyi niyet değil, bir sistem sorunu haline dönüşmüş ve vicdan toplumun ahlâk ölçüsü haline gelmiştir...

Toplumsal olarak yaşadığımız ahlâki sorunların ele alınmasına ve ahlâki ikilemlerin çözülmesine, yani, yeni bir ahlâka ihtiyacımız var.

EĞİTİM: MEKTUP KRİZİ

Son günlerde gündem olan, Milli Eğitim Eski Bakanı Sayın Çavuşoğlu’nun TC Milli Eğitim Eski Bakanı Sayın Çubukçu’ya Yurt dışında 3. Ülkelerde öğrenim gören gençlerimizle ilgili göndermiş olduğu mektuptan ötürü yaşanan krizle bağlantılı, eleştirel düşünce bakımından zorunlu olan kamuya açıklık faktörüdür.
İfadelerin, olup bitenlerle ilgili kanıların, altlarında yatan anlamların sağlıklı olup olmadığını incelemek üzere gün ışığına çıkması; altlarında yatan anlamların bilinmesi, Sayın Çavuşoğlu’nun düşündüklerinin ve söylediklerinin hesabının verilmesi bakımından oldukça önemlidir.

Örneğin: Sayın Çavuşoğlu’nun 3. dünya ülkelerinde öğrenim gören öğrencilerimiz hakkında bu kanıya nasıl vardığını, söz konusu kanının nasıl ve hangi nedenlerle oluştuğunu açıklaması gerekir...

Sayın Bakanın bunun hesabını topluma vermesi şarttır...
E-MAİL
Sevgili okurlar, ismi bende saklı, Oxford mezunu bir vatandaşımızın bana gönderdiği mutsuzlukla dolu ve ülkemiz açısından yergi dolu bir e-posta' yı sizinle bu köşede paylaşmak istiyorum:

“Sayın Çağlar,

Malûm meseldir.

Nasreddin Hoca’yı göle maya çalarken gören ahâli: “yâhu, ne yapıyorsun” diye sorar.

Hoca da; “yoğurt yapmak için göle maya çalıyorum” der.

Ahâli; “Hoca, hiç koca göle maya çalınca tutar mı” diye istihza eyleyince, o da muzipçe gülümseyerek cevap verir:

“Ya tutarsa”!

Hayata hür, bağımsız, lâik ama inançlara saygılı, cesur bir toplumun çocuğu olarak gözümü açtım. Çok uğraştım, nice badireler atlatıp,yetişkinliğime eriştiğimde; dünyanın önde gelen üniversitelerinden birinden, Oxford'tan mezun oldum.

Sandım ki maya tutmuş.. .

Oysa arada o kadar çok şeyi ıskaladım ki, tutanın maya değil, bize revâ görülen 'göç' olduğunu neden sonra fark ettim.

Önce fark ettim ki bu toplum,“Kıbrıs tarihinin en haklı hârbi” sayesinde tesis ve tanzim ettiği Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, “görev” kavramı üzerinde değil “çıkar” kavramı üzerine oturtulmuş!

İktidara çoğunluk vizesi veren halkın önemli bir kesimi de kendi yarattığı kahramanlarından artakalan ganimet artıklarıyla statükoyla uyumlu hale getirilmiş.

Çok sarih bir şekilde müşahede ettiğim bir şekilde, siyaset tamamen siyasi şeyhlerin, şıhların, kısacası siyaset diye yutturulan bi’atların emrinde tekrar kula kul edilmiş!

Arkadaşların, akrabaların da ekserisi ya “ulusalcı”, “köktendinci” ve “Türkçü” olmuş ya da yeni sol düşüncelerle değişen dünyayı algılamak ve Marksizmi yeniden yorumlayıp ülke şartlarını buna gore düzenleme projeleri hazırlamak yerine, dünyada artık esâmisi okunmayan o eski zamanlarda kalmış kendini yenilemeyen ideolojilere intisap etmişler...

Yâni...

Eski sol veya sağ komitacı veya müptedi Eroğlu'cu, Denktaş'cı filân değilsen, profesör olsan ne yazar?

Hiç...

Bu memleketi bugünlere getirenlerin hepsi ellerine kına yaksınlar.

Bizim maya tutmadı elbette...
Tutmaz.
Tutturmazlar...

Kimler mi?

Ö’cüler!


Saygım ve Sevgimle.”

MEKTUP ve E-MAİL
İnanın bu fotoğrafın 100’lercesi var.

Şimdi,buyurun hep birlikte Sayın Çavuşoğlu'nun anlayışıyla bu arkadaşımızı bir değerlendirelim...

Bu arkadaşımız, Sayın Çavuşoğlu'nun değerlendirmelerine göre: 'Hem toplumsal sorunlara hem de “Anavatan’la” olan ilişkilerimizi yorumlamada ciddi farklılıklar göstermekte... Ayrıca bu durumda olan arkadaşımız gelecekte bizlere sıkıntılar meydana getirecek bir bakış açısına sahip olacak'mış!


ZENGİNLİĞİMİZ İNSANA ENDEKSLİ
Sevgili okurlar, beyinsel buluşların en büyük zenginlik kaynağı olduğu bireyin tüm ekonomik faktörlerin önüne geçtiği yeni bir çağda 'insan odaklı' bir hayat oluşuyor.

Eski ekonomi, üretim sürecindeki yapısal değişimlerle yeni ve bilgi odaklı bir ekonomiye dönüşüyor... Kol gücünün yerini 'beynimizi örnek alan' yapay sinir ağları teknolojisi aldı...

“Peşkeş” sektörü 21. yüzyılın refah üretecek sektörü değil.
Gelinen noktada artık bize bir insani kalkınma paradigması lazımdır.
İnsan sermayesi günümüz dünyasında önemli bir unsurdur ve bizde bundan fazlasıyla var; gelin dünün gerçekleri,varsayımları ile yola koyulmaktan, peşkeşten vazgeçin...
Zenginliği yerden petrol çıkarmakta aramayın,
Bizim zenginliğimiz yer üstünde ve insana endeksli.
Bu haber 157 defa okunmuştur

:

:

:

: