Felsefe;
- Abaelardus’un dediği gibi:
“İnanılanın inanılmaya değer olup olmadığını araştırmaktır.”
- Epikuros’un dediği gibi:
“ Her şeyin doğal bir nedeni olduğunu bilmek, doğru bilgi edinip doğru eylemde bulunmaktır.”
- Hegel’in dediği gibi:
“Evreni açıklamaktır.”
- Giordano Bruno’nun dediği gibi:
“Doğayı bilmektir.”
- Francis Bacon’un dediği gibi:
“Deney ve gözleme dayanan bilimsel veriler üstünde düşünmektir.”
- Auguste Comte’un dediği gibi:
'Bütün bilimleri birleştiren bir bilim, bir bilimler bilimidir'.
- Ludwig Feuerbach’ın dediği gibi:
“Doğabilimlerinin babasıdır.”
- Eytişimsel özdekçiliğin dediği gibi:
“Bilginin yolunu aramak ve onu elde etmek demektir. Çağını insanlık çağına dönüştürmenin tek bilimsel kılavuzudur.”
- Bana göre felsefe:
“Tüm bu betimlemelere ilaveten; Sokrates’in dediği gibi neleri bilmediğini bilmek ve kendini bilmektir.”
Hükûmetlerin felsefesi ve vicdanı ise hukuktur.
Devletin niteliği kendi hukuk sistemine de yansır!
Bir hükûmetin hukuku ve felsefesi nasılsa devleti de öyledir.
Hukukuna göre devletini bilirsin ve devlete göre de hukukunu; bu ikisi özdeştir.
Tanrı ise düzen kurucudur...Dünyada ve Türkiye’de, AKP gibi siyâsî partiler ise, tanrı kavramını kullanarak, kendilerine uygun olan bir düzen kurmaya çalışırlar. Halbuki, hiç, dini inançları güçlü olan bir İnsan, Din üstünden kendinin başkalarından daha değerli olduğunu düşünebilir mi? Eğer gerçek amacı kendisi ile Tanrı arasındaki bağların güçlenmesi ve iyi insan olmanın ötesindeyse düşünebilir! Çünkü bu gibilere göre Din; muhtemelen anlamadan “tatmin” olmaktır...
'Demokratik cephelerin' savunucuları ise toplumsal düzende hukuk kavramını kullanır.
Düzenin dışına çıkmak ve topluma uygun, toplum ihtiyaçlarına gore şekillenen ve insane odaklı, emeğin en yüce değer olarak kabul edildiği, bilgiye önem veren çağdaş bir düzen kurmak isteyenler ise öncelikle kendi hukuksal düzenlerini kurarlar. Paket, maket işleri ile uğraşmazlar!..
“Siyaset iktidar demektir” anlayışının olduğu yerde konuşmanın, düşünmenin anlamı da olmaz; ilke üzerinden var olmak başka, siyaseten var olmak başka.
Toplumumuz ise bu anlayış sürdükçe iflah olmaz...
Bugün geldiğimiz noktada ahlâk konusu bir iyi niyet değil, bir sistem sorunu haline dönüşmüş ve vicdan toplumun bir ahlâk ölçüsü haline gelmiştir...
Bizlerin şimdi, daha fazla gecikmeden, toplumsal olarak yaşadığımız ahlâki sorunların ele alınmasına ve ahlâki ikilemlerin çözülmesine, yani yeni bir ahlâka ihtiyacımız var.
Zenginliğimizin yer üstünde ve insana endeksli olduğunu unutmadan, insan odaklı kalkınma planlarına ve bu planların işe vuruk hale getirilmesini arzulayıp toplumsal olarak motive olacağımız yeni bir psikoloji yaratmaya ihtiyacımız var. .Kısacası değer yaratabilen bir yaratıcılığın önünü açmamız gerekmektedir toplumumuzda...
Unutmayalım ki özgürlük güçtür. Ekonomik özgürlüğü olmayan toplumların siyasal olarak özgür olmaları da beklenemez. İşte bu yüzden ekonomik özgürlüğümüzün kazanılmasına dönük olarak da planlanmalıdır bu yeni psikoloji...Ekonomik güçlü olunursa, ekonomik özgürlüğün; ekonomik özgür olunursa da siyasal özgürlüğün önü açılabilir ve işte o zaman irade, yani özgür irade gücü elinde tutmuş olur...