Osmanlı gibi yapalım

Osmanlı Tarihinde Vakıflar, Loncalar,... Epey bir zamandır bu toplumun içinde bulunduğu badireden nasıl çıkacağı hakkında bilir bilmez, topluma uyar uymaz, ...

Osmanlı Tarihinde Vakıflar, Loncalar,...
Epey bir zamandır bu toplumun içinde bulunduğu badireden nasıl çıkacağı hakkında bilir bilmez, topluma uyar uymaz, geleceği kararır kararmaz, toplumsal değerleri yok edilir edimez hiç gaileleri olmadan, düşünmeden, çeşitli sadece hesaba kitaba dayalı ama ruhu olmayan paket önerileri sunan, hatta topluma çoğu zaman ahkâm da kesen bu 'çağdaş üfürükçüler' le 3. sektör mes'elesini konuşmakta ve onlara bu sektörü anlatmakta epeyce yarar vardır diye düşünüyorum...

Bu arada aşağıdaki hususlar üzerinde de düşünülmesi oldukça anlamlı olacaktır bu zat-ı alem tarafından...
44 bin Osmanlı Vakfının varlığı düşünüldüğünde; Osmanlı tarihi, bir vakıflar, loncalar, tımar sistemleri nümûnesidir. Şâhane bir sivil toplum pratiğidir. Öyle ki, hizmet sahalarının çoğu topluma âitti.

Kâr gayesi gütmeyen bir anlayışla: Zanaat, ticaret ve kültürel örgütlenmeleri, yüz yıllar boyunca ekonominin büyük bir kısmını yönlendirdi, devletin yükünü hafifletti.

Nereye kadar?..

Taa ki, dinsel bir nitelik gösteren Osmanlı Devletinde otoritelerini kaybetmek istemeyen din adamları devlet işlerine karışana ve yenilik hareketlerine engel olana kadar (matbaayı ele alırsak, bu en açık göstergelerinden biridir). Schopenhauer’in dediği gibi, “tarihin tek yaprağını okuyan kişi kitabın tümünü okumuş gibidir”.

Yani, Osmanlı, 1. Dünyâ harbi sonrası değil, öncesi kaybetti: bilime, sanayî devrimine sırt çevirerek. Osmanlı tüfeklerle mücâdele ederken, müttefiki Almaya’nın deniz altıları vardı!

Toplumun dinamizmi sivil kuruluşlardır. Her ferdin hür iradesiyle fikrini beyan etmesi neticesinde, hizmetin önü açılır ve gelişmesi sağlanır. Avrupa ve Amerika'da demokrasi ile sivil kuruluşlar arasındaki paralellik budur. Demokrasi güçlendikçe ve geliştikçe, sivil teşebbüsler de artmakta ve ülke ekonomisine, barışına, kültürüne ve kalkınmasına o nisbette katkı sağlamaktadır.

İnançlarını tıpkı toprak satışı gibi âdeta açık artırmayla pazarlığa çıkaran bu, bi’at, bid’at ve safsata dolu zihniyet erbabından; vakıf ve sivil girişimlere, Osmanlı gibi duyarlılık göstermelerini de bekleyemeyiz.


İslâmi ideolojilere teslim olmuş (ancak Gazali öncesi İslam filozoflarını referans almak yerine, yani aklı öne çıkarmak yerine, Gazali sonrası imanı öne çıkarmak) bir devletin, bunu halkına da dayatması, sivil iradeyi baskı altına alması, toplumun önünü kapatması büyük bir talihsizliktir.

Bu haber 152 defa okunmuştur

:

:

:

: