Cesaret ister!

Eğer muhatabımız dünya olursa Kıbrıs'ın Kuzeyi gelişir... Muhatabımız salt hükümetteki parti ve onların yanlışları olursa ayağımız tökezler; çünkü yerelleşir ve hapsoluruz...

Eğer muhatabımız dünya olursa Kıbrıs'ın Kuzeyi gelişir...
Muhatabımız salt hükümetteki parti ve onların yanlışları olursa ayağımız tökezler; çünkü yerelleşir ve hapsoluruz...


Yerel olduğumuz zaman muhatabımız kadar insanız; insanı muhatabı belirler çünkü; sen kimle konuşuyorsan o kadar adamsın, kime aklını takıyorsan statün odur!
Türkiye egemen sınıflarına ve hegemonyasına muhalif olmaktan ve dünyayla paralel hareket ederek (Cephe savaşını kazanmak;otoriteyi meşru kılmaz) Kıbrıs'ı değiştirmekten vazgeçtiğimiz an, Ankara bizi değiştir; Ankaralılaştırır...


Toplumsal, politik, ekonomik, kültürel çözümlemeler yapıyoruz uzun sürelerdir...

Çoğu hayalperest yaklaşımlarla imgeler de yaratıyoruz zaman zaman...
Ardından bu imgeleri çözüm sanıyor, hatta dönüp kendi yarattığımız imgelere tapıyoruz da inanılmaz bir biçimde; öyle ki, bu imgelerimizi ‘beslemek’ için, kendisini sevecek masallar arıyor, ‘rüyalar’ da yazabiliyoruz...


Oysa ki...

Bu sorun, çözümsüzlük, geri bıraktırılmışlık, dünyadan kopartılmışlık ve benzeri içiçeleştiğimiz sorunlar salt ilim irfan yoluyla, kampanyalar ya da eğitimleriyle, tez elden giderilebilir bir 'yapı sorunu' değildir artık...

Dünyada hayatın gidişatına bakıldığında: Adamlar, kanser hücreleri felsefesi ile üreyip, çoğalıp bizi yok ediyorlar her gün...

Her zaman doğru yolu biliyoruz, projeler geliştiriyoruz, vizyonlar ortaya koyuyoruz, ama asla optimal doğru olanı seçemiyoruz nedense!
Şu an tüm toplum olarak ödediğimiz hayatımız pahasına olan bedelleri görmeyip, işe koyulduğumuz takdirde ödeyebileceğimiz kısa ve belli dönemli bireysel bedelleri düşünüp, elimize tutuşturdukları “elma şekeri”nden vazgeçemiyoruz...
Neden peki optimal doğruyu ve doğru yolu seçemiyoruz biliyor musunuz?
Çünkü bu cesaret ister...

Bu cesaret ister çünkü yaşadığımız süreci toplum yönetmeli... kendi iradesi ile...Ne AKP, ne de başka odaklar değil; toplum...

Evet bu işe girişmek gerçekten de cesaret ister...

Ama başka da yolu yok ki...

Ya adalılaşıp kendi irademizle dünyalılaşacağız, ya da Ankara’lılaşıp başkalarının iradeleri ile oluşturacakları kaderimize boyun eğeceğiz...

Seçim bizim!

İrade de bizim!

Özgür olmak istiyorsak güçlü olmak gerektiğini, siyasi bağımsızlık istiyorsak bunun federal Kıbrıs çözümü ile birlikte ekonomik özgürlükten geçtiğini unutmadan göstermeliyiz cesaretimizi...
Bu haber 169 defa okunmuştur
  • 3.çözüm mehmet fatih özerol  girne - 17.06.2012 Ankara ile diyalog ve işbirliği ile kendi ayakları,kendi tarih ve kültürüyle dünyaya açılmak daha gerçekçi ve doğru değil mi acaba?hem adalılaşacaksın kendini küçültüp daraltacaksın hem de dünyalı olacaksın ütopik değil mi?toplumlar geçmişini,tarihini yük değil tapu ve onur alıp dünya gerçeklikleri doğrultusunda gelişebilirler.Kıbrıs insanının geleceği özgür bir tavırla gelişen ve kendini bulan Türkiye ile dünyaya açılımındadır.Gerisi kendimizi kandırdığımız ütopyadır bence...Selamlar...

:

:

:

: