Yanlış politikaların sonuçları
Bünyesinde yüzyıllar boyu çeşitli kültürleri barındıran, nüfusunu ağırlıkla Hrıstiyan ve Müslüman’ların oluşturduğu Kıbrıs adası, bölgemizde 1800’lü yılların son çeyreğinde başlayan milliyetçilik akımlarının etkisi altına girmiştir. Yunan ve Türk milliyetçiliğinin etkisi altına sokulan Kıbrıslılar, ülkeyi yönetenlerin izlemiş olduğu ayrılıkçı politikalar nedeniyle, Kıbrıslılık bilincinin gelişmesi yerine Yunanistan ve Türkiye’ye bağlı, iki ayrı toplumsal yapıya dönüşmüştür.
İngiliz sömürge yönetimi, adadaki varlığını sürdürmek için, iki toplum arasındaki milliyetçilik duygularını kışkırtarak, iki toplum arasında izleri günümüze kadar devam eden derin yaralar açılmasına neden oldu. İngilizler adadan ayrılırken oluşturulan Kıbrıs Cumhuriyeti yönetimi, adada yaşayan azınlıkların da haklarını gözeterek iki toplum temeline dayandırılarak, uluslararası hukukun bir parçası haline getirildi.
İzlenen milliyetçilik politikaları, Kıbrıslılık bilinci ile ortak yaşam kültürünün gelişmesini engelledi. Bir tarafta Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamak için yola çıkan Rum milliyetçileri, diğer tarafta Kıbrıs’ı taksim etmek isteyen Türk milliyetçileri tarafından yönetilen Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ortak yönetimi kısa sürdü.
1963 Aralık ayında başlayan toplumlar arası çatışmalarda, ateş kesi sağlamak için adaya gönderilecek barış gücü askerlerinin davetine yönelik Kıbrıs Cumhuriyeti parlamentosunda alınması gereken karar toplantısına Türk parlamenterlerin katılmaması ve Rum parlamenterler tarafından alınan kararın Birleşmiş Milletlerin “zorunluluk ilkesi” çerçevesinde kabul edilmesi, Kıbrıslı Türkleri uluslararası hukukun dışına itmiştir.
Kıbrıs Cumhuriyetinin tek taraflı yönetilmiş olmasına rağmen, uluslararası hukuk açısından meşru sayılması bu temele dayandırılmaktadır. 1964 yılından günümüze geçen süre içinde, Kıbrıs sorununa Birleşmiş Milletlerin de onaylayacağı bir çözüm bulunamaması, Kıbrıslı Türklerin uluslararası hukukun dışında yaşamasının ortamını oluşturmaktadır.
Kıbrıs’ın kuzeyinde ekonomik ve demografik yapımıza yönelik başlatılan çalışmalar, Kıbrıs sorununun çözümünde izlenen ayrılıkçı politikalar her geçen gün Kıbrıslı Türkleri uluslararası hukuktan biraz daha uzaklaştırmaktadır.
Kırk sekiz yıldır uluslararası hukukun dışında yaşamanın dayatmış olduğu olumsuzluklar, ekonomik, sosyal ve kültürel yapımızı derinden etkilemektedir. Serbest dolaşım hakkımızdan tutun da uluslar arası ticaret, sportif ve kültürel etkinlik de dahil her alanda, dünyadan soyut olarak yaşatılmaktayız.
Gerek yatırım ve toplumsal gelişmede yaratılan bağımlılık, gerekse “bizim gibi Türk, bizim gibi Müslüman olun” dayatmaları, demokratik haklarımıza ve kendi kendini yönetme irademize yapılan müdahaleler toplumsal güveni sarsmakta, varlığımızı tehdit etmektedir. Yüz yılladır kimlik ve kültürlerini koruyan Kıbrıslı Türkler, kendi vatanlarında yabancılaşma ve kimliklerini kaybetme duygusu yaşamaktadırlar.
Adanın bütünü üzerinde söz sahibiyken, adanın bir bölümüne sıkıştırılmış, evrensel hak ve özgürlüklerden uzak, kimlik ve kültürümüzün tehdit altında olduğu, keyfi ve dayatmacı politikalarla yönetilen, geleceğinden kaygılı yaşamak istemiyoruz.
KURTULMAK İÇİN NE YAPMALIYIZ?
Bunun için bir taraftan çözüm ve barış mücadelesini sürdürürken, diğer taraftan da ülkemizdeki toplumsal değerlerimizin ve varlıklarımızın peşkeş çekilmesinin önüne geçecek projeler üretilmesi ve halkla paylaşılıp halka mal edilmesi gerekir.
Yaptığımız ve yapacağımız işleri toplumla paylaşmak istiyorsak, ilk olarak bizim etkilemek istediğimiz topluluğun nasıl etkilendiğini bilmemiz, daha sonra da toplumdan edindiğimiz stratejiyi en iyi şekilde yorumlamamız gerekir.
Beste yapmak gibi bir şeyden söz ediyorum...
Her kesimden ve her kuşaktan insanın sevebileceği, enstrümental zenginliği ve kulağa hoş gelen, bir melodisi olan bir beste...
Kimyası, canın enerjisi, samimiyeti olan;
Bir başka ve yürekten hissedilir olan, akıcı ve akılda kalıcı, sözlerini söylerken herkesin bize katılıp,eşlik edeceği bir melodi.
Bu süreci ise kompozisyon dediğimiz görsel bütünlüğü sağlayan kavramı doğru kullanmakla başarabiliriz.
Disiplinli bir şef çok iyi müzisyenler, solistler ve bestekârlarla bir arada çalışarak.
Zalimliği, zorbalığı, kan emiciliği ,kural ve insan tanımazlığı, memleketimize sokacak kadar gözü dönmüş bu uşaklar sürüsüne;
'Oyun daha bitmedi, şişman kadın şarkısını söylemeden perde kapanmaz “ diyebilmek için...