Değerli okurlar, bugün sizlere bana bir kişinin göndermiş olduğu bir elektronik postayı aktararak başlamak istiyorum makaleme:
'...Avrupalı Amerika'yı keşfettiği zaman, kendilerinin bağışık olduğu birçok patojeni de bu kıtaya taşımıştı. Bu yeni patojenlerle bağışık olmayan yerli halkı kırıp geçirmiş, milyonlarca insanın ölümüne yol açmışlardı...
Düşünceler de patojenler gibidir. Düşüncelere bağışık değilseniz, bu sizi veya mensubu bulunduğunuz toplumu yok olma sürecine sokabilir...
Örneğin; Atatürk ve arkadaşları, Anadolu insanının hep birlikte katıldığı ve Anadolu'yu emperyalistlerden temizlediği Kurtuluş Savaşı sonrasında Fransa'dan fikirler ithal edip, temel niteliği Müslüman olan bir halka bunları uyguladılar.
Normal bir akışta, ırk önce millet olduğunun farkına varır; siyasallaşır, sonra devletini kurar. 'Türklük' devlet tarafından inşa edilmez yani!
Toplumsal akışı yönlendirirseniz, yeni bir ırk yaratma inşası doğal akışından sekteye uğrar ki, bunu 36 civarındaki etnik gruba uyguladılar. Hepsini 'Türk' diye adlandırıp, Osmanlı'dan devralınan din anlayışını Türkleştirmeye çalıştılar. Sonuç malûmunuzdur...
İşte değerli hocam, bu hatayı Kıbrıs'taki 'soydaşları' üzerinde de yapıyorlar. Türkiye'den fikirler ithal edip uygulamaya koyulmuşlar. Kıbrıslı Türkler 'Türk-İslam' sentezine bağışık bir toplum değil. İçimize düşünce bazında patojenler sokuyorlar ama sonuç; sizi temin ederim ki hiç de bekledikleri gibi olmayacaktır...'
Değerli okurlar,
Bilindiği üzere, bana yazılan bu mesajda da belirtildiği gibi, 'Beyaz İnsan' Amerika'ya gittiğinde yerli halkı oluşturan Kızılderililer'e soykırım uyguladılar ve milyonlarca insanı ihtirasları uğruna yok ettiler...
Türkiye'de de AKP iktidara geldiği 3 Kasım 2002 tarihinden önce, Kurtuluş Savaşı sonrası toplumsal yapının ve kültürel dokunun on yıllarca devlet eliyle değiştirilmeye çalışıldığını, ancak bu yöntemin insanları temel kültürel ve inanışlarından kopartamadığını, giydirilmek istenen gömleğin Anadolu insanının bedenine uymadığını söyleyerek, demokratik bir mücadele ve özgürlük savaşı vermek gerektiğine işaret ediyorlardı. Bunları söyleyerek iktidara geldiler...
İlk iktidar olduklarında önlerinde Annan Planı gibi bir çözüm planını bulan AKP, başlangıçta tutuk davranmış olsalar bile, kısa bir süre sonra 'bir adım önde olma' politikası ile çözüme destek verdiler ve gerek dünyanın gerekse de Kıbrıslı Türklerin takdir ve sempatisini kazandılar...ezber bozdular kısacası...
AKP o günden bugüne Türkiye'de desteğini artırdı, ekonomik atılımlar yaptı, demokratik ilerlemeler sağlanmasına katkıda bulundu. Ancak konumuz bu değil, bu nedenle detaya girmeye gerek yok...
Türkiye'de iktidara gelirken sürdürmüş olduğu mücadeleyi neredeyse unutur ve on yıllarca kendi muzdarip oldukları politikalarda kullanılan yöntemleri bugün Kıbrıslı Türkler üzerinde uygulamaya çalışmak ise tam anlamı ile büyük bir çelişki oluşturmaktadır. Gerçekten de 'Türk-İslam' sentezi modelini bu modele hiç de alışık ve bağışık olmayan Kıbrıslı Türkler üzerinde denemek, hem de ekonomik olarak sıkışmış, siyasi olarak dünyadan izole edilmiş bir topluma karşı bu yöntemi uygulamak ve Kıbrıslı Türklere hiç de uymayan bir gömlek giydirmeye çalışmak ne derecede AKP'nin iktidara gelirken sürdürmüş olduğu mücadeleye uymaktadır? Hem de Türkiye'nin bugün hala yaşadığı etnik- kültürel- inanış ve demokratik sorunları ortadayken, bunun nedeni de belliyken, benzer yöntemleri bir başka fikir uğruna bu yönteme özünde karşı olanların uygulaması ne derece doğrudur? Ne derece insanidir?Ne derece demokratiktir?