DÜNYA DEĞİŞİYOR
Dünyamız hızla değişiyor, doğrudur ve hissediliyor bu değişim.
Sanayi toplum yapısı, hemen her ülkede, farklı derecelerde olsa da, giderek yerini bilgi toplumu yapısına dönüştürüyor.
Elbette ki okulların işlevleri de tartışılır bir duruma geliyor tüm bu değişimlerle.
Artık, eğitimin işlevinin salt bilgiyi aktarmak olamayacağı açıkça görülebilyor.
İDEAL EĞİTİM NEDİR?
Hal böyleyken, “İdeal eğitim nedir?” sorusu da, giderek daha büyük bir önem ve anlam kazanıyor.
Hatta, geçmişte çok da hararetle savunulan, “Nasıl bir eğitim sistemi istediğimiz, nasıl bir insan yetiştirmek istediğimize karar vermekle belirlenmelidir” olgusu dahi yetersiz kalabilmektedir eğitimi açıklama çabalarımızda.
Günümüz dünyasında bilgi bombardımanı yaşanırken, nasıl bir insan istediğimizle eğitim sistemini kurgulamaya başlanırsa, belirlenen bu amaca en uygun olduğu düşünülen eğitim sistemi tasarlanacak ve sistem tasarlayıcıları amaca götüreceklerini düşündükleri disiplinlerle birlikte bilgi ve becerileri programlamaya ve eğitim sistemini çalıştırmaya başlayacaklardır.
Ancak yukarıda da belirtildiği gibi hızla kendini çoğaltan günümüz bilgi toplumlarındaki yığınsal bilgi karşısında seçici olmak bile mümkün olamamaktadır. Okul çağı da sınırlı olduğundan müfredat geliştirmek giderek daha da zor ve hatta imkânsız hale gelebilmektedir.
Kısacası bilimsellik bu kadar önemliyken, okullarda çocuklara bilimi tanıtmak ve bilimsel konuları sunmak da oldukça imkânsızlaşmaktadır giderek. Bilim o kadar çok çeşitlenmiş ve her dalı o kadar derinleşmiştir ki, tüm bu alanlarda üretilen bilgiyi öğrencilere sunabilmek, artık başarılması gerçekten de imkânsız bir durum ortaya çıkarmıştır.
Kaldı ki, günümüzde bilgi yalnızca okullarda sunulan ve öğretilen bir boyutu çoktan aşmıştır. Özellikle bilgisayar ve internet teknolojisinin yayılması ile, üretilen bilgiye üretildikten saniyeler sonra bile ulaşmak olanaklı hale gelmiştir.
Hal böyle iken okullarımızda hala daha eski anlayışlarla eğitim sürdürmek insanımızı ve toplumumuzu geleceğe taşıyamayacak bir yaklaşımdır ve doğru da değildir.
ESKİ ANLAYIŞLARDAN YENİ ANLAYIŞLARA...
Eski anlayışlarda sürdürülen eğitim müfredatlarında birçok bilgi öğrenciye aktarılmakta, daha sonra da sınavlarla bu aktarılan bilgilerin hatırlanma dereceleri ölçülmekte ve buna göre de öğrencilere notlar verilmektedir. Başarılı ve başarısız olmak bu bilgileri hatırlayıp verilen dar bir zamanda bunları size aktaranlara geri sunmanızla ölçülmektedir ki, başarılı olanların dahi belli bir süre sonra hem bu bilgileri unutma olasılıkları yüksektir hem de zaten hatırlasa da, bu bilgilerin eskimesi de muhtemeldir. Hatta daha da ileri giderek internet ortamında rahatlıkla ulaşılabilecek bu bilgileri ezbere bilip bilmemenin getirisinin ne olduğu ayrı bir tartışma konusudur diye de belirtebiliriz.
İşte tüm bu nedenlerden ötürüdür ki, bırakalım öğrenmenin kendi doğasındaki yeni yaklaşımların kullanılmasını gerektirdiğini, müfredatlarda da artık önemli olan temel bilimlerin doğasını ve yaparak-yaşayarak öğrenmenin gereklerini okullarda hayata geçirmenin zorunluluğu kaçınılmazdır.
Deney yapmak, araştırma yapmak, rapor yazmak, eleştirmek, farklı düşünceleri seslendirmek önem kazanmakta ve değerlendirme de sürece yayılmak durumundadır.
Eğitim sistemlerinde esas önemli olan bir bilim adamının nasıl düşündüğünü ve nasıl problem çözdüğünü anlayabilmek, matematik düşünce yapısının nasıl işlediğini içselleştirip uygulayabilmek, bir sanatçının özgün düşüncesini nasıl ortaya çıkarabildiğini anlayabilmek ve mümkünse uygulayabilmek, tarihsel sürecin nasıl geliştiğini görüp toplumların gelişimini etkileyen olayları tartışabilmektir kanımca.
Öğrencilere, okullarda, aynı yaşam içerisinde var olan usta-çırak ilşkisindekine benzer bir ortamı sunabilmek önem kazanmaktadır.
Elbette günümüz teknolojilerini kullanabilmek, iletişim kurabilmek, yabancı dil bilmek ve benzeri donanımlar çok önemlidir ve eğitimin sonunda kazanılmalıdır ancak daha da önemlisi sürekli öğrenmek gerekliliğine inanan insanlar yetiştirmek, yaşam boyu eğitimin önemini kavrayabilmek ve gerektiğinde görev ve meslek değişimlerini hayata geçirebilecek bir anlayış ve donanıma sahip olmak sanırım hepsinden daha da önemlidir.
Ayrıca, okullarda deneyimlenen derslerin “geçeğe” yakın güzellikte olması ve bir insanda olması gereken etik ve ahlağı kazandırması oldukça önemli sayılmaktadır.
ÜLKEMİZDE DURUM!
Ülkemizde ise, eğitim sistemi kolej sınavlarına, din derslerinin zorunlu ders olmasına, tarih eğitiminin tarih kitaplarının eskiye doğru değiştirilerek sürdürülmesine ve hatta özellikle eğitimin toplumsal boyutu düşünülmeden bir başka ülkenin eğitim sistemini bu ülkede okul öncesinden üniversite eğitimine kadar okullaşarak kurmasına olanak vererek değiştirilmesine, ve son dönemlerde yaşandığı itibarı ile külliyelere, ilahiyat kolejlerine ve imam hatip bölümlerine endekslenemez ve sistem bu yaklaşım ve uygulamalarla çağa uygun hale getirilemez.
Bu olsa olsa insanı düşünce olarak belli bir doğrultuda değiştirme eğitimi olur ki, böylesi yaklaşımların sonuçları toplumumuzun geleceğini olumlu etkilemekten oldukça uzaktır.
Unutmamak gerekir ki sonuçları değiştirmek için başlangıçları değiştirmek gerekir ancak başlangıçların doğru yapılmaması ürkütücü sonuçlara gebe olur.
İnsanımızın hak ettiği eğitim sistemi kesinlikle bu değildir.
Not: Kızımın üniversite kayıtları için İngiltere'de olacağımdan, ayrıca yeni kitabımın son çalışmalarından dolayı, Star gazetesindeki yazılarıma bayram bitimine kadar ara vermek durumundayım. Eylül itibarı ile günlük ve haftalık yazılarımla sizlerle yeniden buluşuncaya dek hoşcakalın...