Bilginin insanlık tarihinde ilk kez diğer tüm kaynakların önüne geçtiği ve insan eğitiminin tüm ülkeler için önemli ve öncelikli konu olduğu çağımızda, bilgi ve iletişim teknolojisi araçlarının giderek artan kullanımı, tüm dünyayı bir okul, hatta neredeyse bir sınıf hâline getirmiştir.
Bilginin insanlık tarihinde ilk kez diğer tüm kaynakların önüne geçtiği ve insan eğitiminin tüm ülkeler için önemli ve öncelikli konu olduğu çağımızda, bilgi ve iletişim teknolojisi araçlarının giderek artan kullanımı, tüm dünyayı bir okul, hatta neredeyse bir sınıf hâline getirmiştir.
Bilgi toplumuna yoğun ve hızlı geçişlerin yaşandığı günümüzde, teknolojik yatırımların ülkeler için ne denli önemli hale geldiği kaçınılmaz bir gerçekliktir. Ancak ne denli büyük yatırımlar yapılırsa yapılsın, teknolojiyi işlevsel ve etkili kullanabilecek insan kaynağı olmadığı sürece bilgi sistemleri kendi başına değerli sayılamaz. Bu anlamda öncelikli yatırım, bilgi çağının gereksindiği donanımlara sahip insanı yetiştirebilmek için eldeki teknolojik alt yapıyı en etkin haliyle kullanabilmek yönünde olmalıdır.
Mevcut teknolojik alt yapıyı insan faktörü ile buluşturabilmenin en uygun ve en etkili yapılanışı eğitim kurumları olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü hangi aşamasında olursa olsun, eğitimde bire bir insan ilişkisinin zorunluluğu yadsınamaz. Bilgi çağına geçiş ile gündeme gelen eğitim sistemlerindeki değişim/dönüşüm süreçleri, öğrenme kavramını da etkilemiştir; etkilemektedir.
Bilişim teknolojilerindeki gelişmeler ve bilgi alış verişindeki artış, yeni kültür ve uygarlıklarla etkileşimi kolaylaştırmakla birlikte, bilgiyi edinme, var olanların arasından en uygun olanını seçme ve başkalarıyla paylaşma gibi becerilere sahip bireylerin yetiştirilmesine duyulan gereksinimi de gündeme getirmiştir. Öğrenci eğitimi konusunda klasik yaklaşımların etkisini giderek yitirmeye başladığını söylemek mümkündür. Değişik kültürel ve sosyal ortamlardan gelen öğrencilerin yaşamlarına duyarlılık gösteren, eğitimin sürekliliğine, yaşam boyu eğitim olgusuna inanan, bilişim teknolojilerinden maksimum yararı sağlayabilecek niteliklere sahip, paylaşımcı, işbirliğine ve grupla çalışmaya yatkın ve öğrenmeyi derin, kişisel bir etkinlik olarak gören bireylerin yetiştirilmesini sağlayacak modellerin uygulanmasına gereksinim vardır.
ÇOKKÜLTÜRLÜLÜK VE ÇOKKÜLTÜRCÜLÜK
Küryerel eğitim planlamaları/programlamaları ile çoğu yerde özdeşim gösteren, bilgi çağının tartışmaya açtığı bir kavram da çokkültürlülük ve çokkültürcülüktür. Çünkü toplumlar genellikle homojen öğelerden oluşmuş bütünlükler değildir. Az ya da çok miktarda kendilerini farklı gören grupların sahip oldukları farklı kültürlerle bir toplum içerisindeki varlığı, çokkültürlü yapıları oluşturmaktadır. Bu nedenle çok kültürlü durum, kısaca aynı ortamı paylaşan birden fazla farklı kültürün varlığından kaynaklanan bir gerçekliktir. Çokkültürlülük, farklı kültürlerin bir arada yaşaması olunca, çokkültürcülük de bu farklı kültürlerin yaşaması ve yaşatılması için bir toplumdaki farklı kültürleri temsil eden gruplara eşitlik anlayışı şeklinde tanımlanabilir. Çokkültürcülüğün sosyal eşitliği vurguladığı belirtilmektedir. Kısaca çok kültürlülük, bir ülke sınırları içerisinde birden fazla farklı kültürün bir arada olduğu durumlardır. Çokkültürcülük ise bu farklılıkları bir zenginlik olarak gören ve bunlara eşit muamele edilmesini ve serbestlik verilmesini savunan bir söylemdir.
Ülkemiz de çokkültürlü bir yapıya sahip olduğundan dolayı gerek yaşamın kendi derinlik ve zenginliğinin çeşitliliğinde ve özellikle de eğitim sisteminde çokkültürcülüğü öne çıkarmak oldukça büyük bir önem kazanmaktadır.
Bu amaçla, Perşembe gün Çokkültürcü Eğitim üzerinde duracağız. Kalın sağlıcakla...