Partizanlık, KTHY ve CTP

Özellikle olaylı bir şekilde KTHY genel müdürü Ahmet Derya’nın, Yönetim Kurulu tarafından görevden alınmasının ardından, yine CTP’ye karşı partizanlık suçlamaları yükseldi. Biliyorsunuz ki bazı çevreler ta başından beri CTP’nin özellikle KTHY Genel Müdürlüğü konusunda partizanca bir tutum takındığı konusunda propaganda yapıyordu.

Tabii ki bu ülke sağının, en azından ÖRP’nin bir seçimle durumu netleşmedikçe, iki büyük sağ partinin en büyük eleştirisiydi.

Partizanlık politik açıdan bir partinin körü körüne izleyicisi, partinin çıkarlarını herşeyin önünde tutan, anlamına geliyor. Ancak diğer yandan da komünist partilerin ikinci dünya savaşı boyunca nazi almanyası ile savaşında yer alan para militer güçleri tanımlıyor.

Şimdi  bu durumda, partisinden istifa eden milletvekilinin milletvekilliği düşsün diyenler partizandır, ancak meclis halkın temsilcisi olarak seçtiği karakterler tarafından kurulsun, dar bölge seçim ya da çarşaf liste diyenler partizan değildir. Çünkü ilk öneri, kurumsal ideolojilerden sapmayı yok etmeyi sağlamak üzere ileri sürülebilir.

90’ların sonuna kadar sovyetik bir çizgi izleyen CTP’nin en önemli eleştirisi şimdi kendine doğru dönmüştür ama konjonktör hala daha bu eleştiriyi anlamlı kılabilecek midir?

CTP’nin sovyetik jargon içinden UBP’yi suçladığı dönemde aslında ülkede olan, partizanlıktan çok, bir eş-dost kayırmaydı. Bu ilkel bir ganimet toplumunun paylaşma hayhuyuydu. CTP ise durumu ideolojik olarak okuma yanlışına düşmüştü. Aslında durum çok daha basitti.

Ancak şu anda CTP ideolojik bir parti kimliğinden, özellikle M.A.Talat döneminde bir uzlaşı partisi kimliğine bürünmüştür ve ideolojik olarak bir derdi olduğuna dair en ufak bir işaret de yoktur. Unutmayalım; Kıbrıs’ta en önde gelen çözüm yanlıları işadamı dernekleri oldu. Kamusal reformların hemen hepsi de liberal kökenlidir.

Ahmet Derya’nın güvenilir bir kişi olarak (hem parti açısından hem de halk arasında) KTHY gibi yolsuzluk ve yüzde on haberlerinin ayyuka çıktığı bir yere atanması da KTHY’nin kötü gidişinin sebebi gösterildi. Ancak sorun serbest piyasaya açılan havacılık sektörünün rekabet koşulları idi ve bunu anlı şanlı sağ partiler değil, CTP yapmıştı; hem de Ahmet Derya’ya rağmen.

 Ancak ülkemizin sağı, değil ideoloji üretme ithal edecek yetenekten yoksun olduğundan, muhalefet böyle olur herhalde diye düşünerek, daha önce kendinin suçlandığı her argümanı kullanmaya çalışıyor.

 I. Wallerstein, liberalizm ve sosyalizm bir elmanın iki yarısıdır anlamına gelen sözler söylüyor. Ve soğuk savaş öncesi ve dönemi boyunca aralarında bir danışıklı dövüş olduğunu anlatıyor. İspanya, Yunanistan gibi örnekler de bunu kanıtlıyor. Wilson ilkeleri ile Leninist self determinasyon ilkesi arasındaki aynılığı ortaya koyarak uluslararası sistemin nasıl bir elden kurulduğunun altını çiziyor.

Şimdi bu adam ne diyor diyeceksiniz ama alın size bir iddia:

UBP BU ÜLKENİN AKEL İLE BİRLİKTE SON KOMÜNİST PARTİSİDİR.

Şaka bir yana; bu iki parti, gerçekte bu adada son soğuk savaş partileridirler. Ulusalcı self determinasyon konusunda hemfikirdirler. Devletin ekonomiyi manipüle etmesi konunda da hemfikirdirler. CTP düşmanlığı konusunda da Akel ile UBP arasındaki benzerlik bilmem hiç daha önce hiç dikkatinizi çekti mi?

Bu haber 2 defa okunmuştur

:

:

:

:

DİĞER HABERLER