Eğitim sistemlerinin sorunları düşünüldüğünde, dünya geneline baktığımızda, ülkelerin okul sistemleri değişik kültürlerde yetişmiş olan bireylerini güdülemek için eğitim alanında özgün bir reform gerçekleştirememiştir; diyebiliriz. Evrensel olarak idealize edilmiş haliyle böyle bir eğitim sistemi de mevcut değildir.
Benzer yapılarda genel bir tarama yapıldığında görülmektedir ki okul sistemleri detaylı ve standartlaşmış öğretim programları, yaşa göre sınıf düzenlemeleri, belirlenmiş ve dar çerçeveli ders çizelgeleri, otoriter öğretim tarzı ve belirlenmiş hedeflere yetişmek için yapılan çalışmalardır. Genelde, dünyada başarılı kabul edilen eğitim sistemlerinin özü budur.
Ancak, eldeki bilgilere göre, dar çerçeveli yeterlilikleri kapsayan programlarla kazanılan beceriler, güdülenme ve kendine güven duyma olarak bireye geri dönerse yaşamboyu öğrenmenin temeli atılmış olabilir.
Aslında, öğrenenlere öğrenme motivasyonunu kazandıracak ilk ve en önemli kişinin öğretmen olduğu düşünülmelidir. Eğer, öğretmen yaşamboyu öğrenmenin gereğine inanıyorsa bunu alışkanlık olarak kazandırabilir. İşe önce öğretmenden başlamak gereklidir. Öğretmenler, okul ortamında öğreneni güdülemek istiyorlarsa onlara öğretimin dışında zaman ayırmalı ve yaptıklarını sevmeyi ve geliştirmekten zevk almayı öğretmelidirler.
Hükümetlerin, işverenlerin, ailelerin ve toplumun rolü; eğitim politikalarının oluşturulmasında, uluslar arası ölçütler ve istatistiksel bilgilerin yanı sıra ulusal analizlerin ve koşulların da çok iyi değerlendirilmesi gerektirmektedir.
Bütün dünyada eğitim açısından ele alınan başat eğilimlerden biri de yaşamboyu öğrenmedir. Bunun anlamı, öğrenmenin belirli zaman dilimlerinde, belirli yıllara, belirli kurum ve kuruluşlarla sınırlanmadan sürekliliğidir.
Yaşam boyu öğrenme gereksiniminde; Meslekî çeşitlilik ve gelişim, Kişisel gelişim, Toplumsal gelişim, yer almaktadır.
Ülkelerde eğitim seviyesinin, hem nitelik hem de nicelik bakımından düşük düzeyde olması başarısızlığı ortadan kaldırma politikalarını oluşturmaya itmiştir. Başarısızlık sonuç olarak değil süreç olarak ele alınmalıdır. Bu açıdan ele alındığında eğitim programları ve öğretim stratejileri belirlenirken bireysel gelişim özellikleri, zekâ ve ilgiler dikkate alınarak öğrenme ve öğretme ortamlarının çeşitlenmesi gereği ortaya çıkmaktadır.
Yaşam boyu öğrenmede klâsik eşzamanlı ve yüz yüze öğrenimin yanında, asenkron ve sanal ortamda öğrenim de yer almaktadır.
Yapılan araştırmalarda, ülke ekonomik politikasının, dar gelirli vatandaşı daha az başarılı olmaya ittiği görülmüştür. Hükümetler, eğitimde fırsat eşitliğini tam olarak sağlayamamaktadırlar. Farklı toplum katmanlarında çeşitli gelir gruplarından gelen öğrenenler için eşit eğitim olanaklarının sağlanması gerekmektedir. Bu ise okul sistemi içinde daha uzun sürede kazanılacak becerilere olanak vererek yapılan çalışmaları daha anlamlı kılmakla mümkün olmaktadır. OECD, (2000) verilerine göre okulu bırakanlar genelde öğretmenlerini suçlamaktadırlar.
Ailelerin ve işverenlerin çoğu, toplumun gereksinim duyduğu, çocukların yürekten istediği eğitimin verilmesinin yanı sıra yatay ve dikey geçişlere imkân tanıyan bir belgeye sahip olmak istemektedirler. Bunun için eğitim sistemi içinde reformist yapılandırmaya gereksinim vardır. Eğitim politikası oluşturulurken, okul sistemlerinin yeniden yapılandırılmasının yanında kaliteli öğrenime, iyi öğretmenle toplumun değişen gereksinimlerine ayak uydurabilen öğretim programlarının hazırlanmasına gereksinim duyulmaktadır.
Hükümetler, toplum ve işverenler, halkı yeniden öğrenmeye teşvik etmeli ve bu konudaki engelleri kaldırmalıdırlar. Bu konuyla ilgili en önemli sorun belki de öğrenme isteğinin kaybı ve umutsuzluktur.
..........Devam edecek......