İçinde bulunduğumuz yeni toplumsal yapı, bilgi çağının gerektirdiği değerler, yapılanmalar ve dönüşümlerle beslenmektedir. Çünkü yeni toplum bilgi temelli iletişim teknolojisinin şekillendirdiği paradigmalarla işlemektedir. Dolayısıyla çağın en geçerli değerlerinden olan enformasyonu elde edip bu yönde yapılananlar öne çıkmaktadır.
Geri kalan toplum, kurum ve anlayışlar, varlıklarını değillemekte veya olumsuzlamaktadırlar.
Bilgi çağı, öğrenmeyi herkes için olanaklı kılan yeni eğitim teknolojilerinin gelişmesine yol açtığı için Sanayi Devriminden sonra insanlığın bugüne dek tanık olduğu en önemli olay olarak nitelendirilmektedir.
Birçok akademik yayında, Enformasyon Devriminin ekonomik, siyasal, toplumsal ve kültürel alanlarda ve ilişkilerde köklü değişimlere yol açacağı ileri sürülmektedir.
20. yüz yılın ortalarında başlayan, özellikle son çeyreğinde yoğunlaşan değişmeler, ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel alanlarda olduğu gibi eğitim alanında da değişmeyi zorunlu kılmaktadır.
Bu bağlamda, son yıllarda gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin çoğu, eğitim sistemlerini geliştirmek amacıyla birçok yenilikler yapmıştır. Bu yenilikler, sistem düzeyinde reformları, modern kurumlar oluşturma çabalarını, modern öğretim araç ve gereçlerinin sağlanmasını, öğretmenlerin meslekî bilgi ve beceri düzeylerinin yükseltilmesini ve okul yönetiminde yenilikler yoluyla öğretme-öğrenme sürecini geliştirmeye yönelik değişik politika ve uygulamaları kapsamaktadır.
Sonuç olarak, enformasyon toplumunda “bilgi”, toplumun stratejik kaynağını oluşturmaktadır. Bilgiyi üreten de kullanan da insan olduğu için insan kaynakları, dolayısıyla eğitim, toplumların varlığını sürdürebilmesinin olmazsa olmaz koşulu hâline gelmiştir.
Bu yeni dönemde, bireyin bilgiye odaklı bir yaşamı öğrenme, analitik düşünme, sentez yapabilme, sorunları çözme ve etkili iletişim kurma gibi becerilere sahip olması beklenmektedir. Çünkü eğitimde beceri düzeyinin yükselmesi, bireyin kendini yetiştirmesi, geliştirmesi ve bireysel yeteneklerini sonuna kadar kullanması ön plâna çıkmaktadır. Hızla çoğalan bilgi karşısında, her şeyi bilmek zaten olanaklı olmadığı için hangi bilgiyi nereden ve nasıl sağlayacağını bilen, seçici davranan yani öğrenmeyi öğrenen insanlara gereksinim duyulacaktır.
Eğitimin, yeni bilgi toplumu gerçekliği karşısındaki sosyal amacı ve sorumluluğu, ciddi bir biçimde tartışılmalıdır. Bilgi toplumunda öğretmenlerin, öğrenenlere ilişkin düşünce ve algıları değişikliğe uğrayacaktır. Günümüzde öğretmenler, öğrenenlerin zayıf yönlerine değil başarılı oldukları yönlere odaklanacaktır. Zayıf yönler iyileştirilirken, güçlü yönler daha da güçlendirilecektir. Verilecek destek, zayıflıklara değil güçlü yönlere olacaktır.
Günümüzde öğretmenlerin görevi, bilgi aktarmak ile sınırlı değildir. Çünkü çağımızdaki hızlı ve önlenemez değişim süreçleri, öğrencileri kendilerine seçenekler sunabilecek, rehberlik yapabilecek, liderlik özelliklerine ve niteliklerine sahip öğretmenlere yönlendirmektedir. Bu süreçler, eğitimin merkezindeki olguyu öğrenci olarak saptamışlardır; çünkü öğrenen birey bilgi toplumunun nüvesi durumundadır. Sistemde var olan mevcut bilgi, birikim, kültürel ve ulusal değerler, olgular, gelenek ve görenek yapıları öğrencilere aktarılırken, öğretmenin amacı, hazır bilgileri ezberletmek değil bireylerin özlerini ve kimlik özelliklerini koruyarak kendi bilgilerini oluşturmalarına yardımcı olmak ve desteklemek hâline dönüşmüştür.
Perşembe gün devam edecek...
iyi günler dilerim...