Geleneksel okul yapısı içinde didaktik öğretimle bireysel ve yaratıcı eğitimin yeterince sağlanamadığı görülmektedir.
Ülkemizde de çağdaş ülkelerde olduğu gibi, erken çocukluk devresinden başlamak üzere öğrenenlerin istediği gibi kendi değerini, heyecanını veya sorunlarını deneyimleyebileceği bir öğrenme ortamı hazırlanmalıdır.
Çocuklar okul öğreniminden ayrılmadan önce öğrenmeyi öğrenmek isteğine ve kendini organize edebilme konumuna gelmiş olmalıdırlar. Öğrenmenin özünde yaşamboyu öğrenme yatmaktadır ve bunun için gerekli olan çapraz programlamada yeterliği sağlayan etkenler problem çözme, mukayeseli düşünme, iletişim, demokratik değerler, politik süreçleri anlama, algılama ve kendine güvenmedir.
Geleneksel eğitim-öğretim yapılanışları içinde, pek çok ilkokul öğrencisi, okuma, yazma, aritmetik vb. temel becerileri kazanarak okulda ve sonraki yaşamda başarı sağlamaya çalışmaktadır. Ancak, gerçek olan şudur ki hâlihazırda kullanılan programlara göre daha esnek, bireysel öğrenime yönlendiren, yeni teknolojileri iyi kullanan meslekî öğretim ile akademik öğrenme arasında eşitliği sağlayan eğitim ve öğretim programlarına gereksinim vardır. Birçok ülke meslekî öğretim ile akademik öğretim arasında köprü oluşturmaya çalışmaktadır. Unutulmamalıdır ki bazı bireyler her hangi bir yoksunluktan değil, gerçekten ilgi duymadıkları ve istemedikleri için yüksek okul ve/veya üniversiteye gitmek istememektedirler. Öğrenme isteğinin sürekliliği eğitim sisteminin fonksiyonunu çeşitlendirmede birleştirici bir rol oynamaktadır.
Eğitim sistemlerinin sorunları düşünüldüğünde, dünya geneline baktığımızda, ülkelerin okul sistemleri değişik kültürlerde yetişmiş olan bireylerini güdülemek için eğitim alanında özgün bir reform gerçekleştirememiştir; diyebiliriz. Evrensel olarak idealize edilmiş haliyle böyle bir eğitim sistemi de mevcut değildir. Benzer yapılarda genel bir tarama yapıldığında görülmektedir ki okul sistemleri detaylı ve standartlaşmış öğretim programları, yaşa göre sınıf düzenlemeleri, belirlenmiş ve dar çerçeveli ders çizelgeleri, otoriter öğretim tarzı ve belirlenmiş hedeflere yetişmek için yapılan çalışmalardır. Genelde, dünyada başarılı kabul edilen eğitim sistemlerinin özü budur. Ancak, eldeki bilgilere göre, dar çerçeveli yeterlilikleri kapsayan programlarla kazanılan beceriler, güdülenme ve kendine güven duyma olarak bireye geri dönerse yaşamboyu öğrenmenin temeli atılmış olabilir. Aslında, öğrenenlere öğrenme motivasyonunu kazandıracak ilk ve en önemli kişinin öğretmen olduğu düşünülmelidir. Eğer, öğretmen yaşamboyu öğrenmenin gereğine inanıyorsa bunu alışkanlık olarak kazandırabilir. İşe önce öğretmenden başlamak gereklidir. Öğretmenler, okul ortamında öğreneni güdülemek istiyorlarsa onlara öğretimin dışında zaman ayırmalı ve yaptıklarını sevmeyi ve geliştirmekten zevk almayı öğretmelidirler.
Hükümetlerin, işverenlerin, ailelerin ve toplumun rolü; eğitim politikalarının oluşturulmasında, uluslar arası ölçütler ve istatistiksel bilgilerin yanı sıra ulusal analizlerin ve koşulların da çok iyi değerlendirilmesini yapmaktadır. Bütün dünyada eğitim açısından ele alınan başat eğilimlerden biri de yaşamboyu öğrenmedir. Bunun anlamı, öğrenmenin belirli zaman dilimlerinde, belirli yıllara, belirli kurum ve kuruluşlarla sınırlanmadan sürekliliğidir. Yaşam boyu öğrenme gereksiniminde; Meslekî çeşitlilik ve gelişim, Kişisel gelişim, Toplumsal gelişim, yer almaktadır.
Ülkelerde eğitim seviyesinin, hem nitelik hem de nicelik bakımından düşük düzeyde olması başarısızlığı ortadan kaldırma politikalarını oluşturmaya itmiştir. Başarısızlık sonuç olarak değil süreç olarak ele alınmalıdır. Bu açıdan ele alındığında eğitim programları ve öğretim stratejileri belirlenirken bireysel gelişim özellikleri, zekâ ve ilgiler dikkate alınarak öğrenme ve öğretme ortamlarının çeşitlenmesi gereği ortaya çıkmaktadır. Yaşam boyu öğrenmede klâsik eşzamanlı ve yüz yüze öğrenimin yanında, asenkron ve sanal ortamda öğrenim de yer almaktadır.
Yapılan araştırmalarda, ülkelerin ekonomik politikalarının, dar gelirli insanları daha az başarılı olmaya ittiği görülmüştür. Hükümetler, eğitimde fırsat eşitliğini tam olarak sağlayamamaktadırlar. Farklı toplum katmanlarında çeşitli gelir gruplarından gelen öğrenenler için eşit eğitim olanaklarının sağlanması gerekmektedir. Bu ise okul sistemi içinde daha uzun sürede kazanılacak becerilere olanak vererek yapılan çalışmaları daha anlamlı kılmakla mümkün olmaktadır.
Ailelerin ve işverenlerin çoğu, toplumun gereksinim duyduğu, çocukların yürekten istediği eğitimin verilmesinin yanı sıra yatay ve dikey geçişlere imkân tanıyan bir belgeye sahip olmak istemektedirler. Bunun için eğitim sistemi içinde reformist yapılandırmaya gereksinim vardır. Eğitim politikası oluşturulurken, okul sistemlerinin yeniden yapılandırılmasının yanında kaliteli öğrenime, iyi öğretmenle toplumun değişen gereksinimlerine ayak uydurabilen öğretim programlarının hazırlanmasına gereksinim duyulmaktadır. Hükümetler, toplum ve işverenler, halkı yeniden öğrenmeye teşvik etmeli ve bu konudaki engelleri kaldırmalıdırlar. Bu konuyla ilgili en önemli sorun belki de öğrenme isteğinin kaybı ve umutsuzluktur.
Yaşamboyu öğrenimle her toplum, öğretmenlerinin de yardımıyla bireylerin toplum yaşamına katkısını süreklileştirmek durumundadır. Öğrenimde zaman ve mekân kavramı, günümüzde hızla ortadan kalkmaktadır. Öğrenmek ve bilgiyi kullanmak önemlidir. Bunu sağlayabilecek ortamlar bireylerin her zaman ve her koşulda ulaşabilecekleri mesafelere taşınmaktadır. Bu nedenle eğitim artık yaşamboyu sürekli araştırma süreci olarak tanımlanmak zorundadır. Böylece herkes için (hem yetişkinler hem çocuklar) en önemli öğrenme öz yönetimli araştırma becerileri kazandırarak nasıl öğrenileceğinin öğrenilmesidir.
AB eğitim konusunda ülkelerin eğitim programlarına direkt olarak müdahale etmemektedir. Daha çok eğitim sistemlerinin genel sorunlarıyla ilgili projeler geliştirmektedir. Ayrıca AB, üye ülkelerin eğitim sistemleri hakkındaki bilgileri kısa aralıklarla toplayarak üye ülkelerin eğitim sistemlerinde meydana gelen değişmeleri de takip etmektedir. Birliğin eğitim konusunda üzerinde önemle durduğu bir konu ise yaşamboyu öğrenmedir. Bu konuyla ilgili AB komisyonunun 1995 yılında Öğrenen Topluma Doğru adlı çalışması bulunmaktadır. 1996 yılı ise yine komisyon kararıyla Avrupa yaşamboyu öğrenme yılı olarak kabul edilmiştir. 2000 yılında ise yeni bir bildiri yayımlanmıştır. AB’nin eğitimle ilgili diğer projelerinde de yaşamboyu öğrenmeyle ilgili amaçlar ve uygulamalar bulunmaktadır. Avrupa Birliğinde meslekî eğitim alanına yönelik olarak yürütülen Leonardo da Vinci programının dayanaklarından birkaçı yaşamboyu öğrenmeyle ilgilidir. Ayrıca programın önceliklerinden birisi, bilgi toplumuna ilişkin araçları kullanarak yaşam boyu öğrenmeye katkı sağlamaktır.
AB tarafından hazırlanan strateji ve projeler tüm üye ülkelerle ortak yürütülmekte ve finansmanı sağlanmaktadır. Yaşamboyu öğrenme daha çok istihdam, işsizlik, okul ve sanayi iş birliği gibi konuları kapsamaktadır. Bunların yanında dil öğrenimi, dışlanmışlıkla mücadele gibi amaçları da bulunmaktadır. Yaşamboyu öğrenme konusunda politikalar, kararlar, stratejiler ve projeler geliştirilmiştir; geliştirilmektedir.
Modern anlamdaki devletlerin kurulmasıyla eğitim ve öğretim işleri devletin asıl ve aslî görevi hâline gelmiştir. 19. yy.’dan başlayarak belirli yaş grupları zorunlu olarak okullarda eğitim ve öğrenme sürecine dâhil edilmişlerdir. Ancak geçen yüzyılın ortalarından itibaren bilinenlerin yeni kuşaklara aktarılması olarak görülen eğitimin yetersizliği konusunda görüşler dile getirilmeye başlanmıştır. Çünkü bilim ve teknolojinin hızla gelişmesiyle bir insanın ortalama ömründe çok büyük değişikliklere neden olan yenilikler ortaya çıkmıştır. Bu koşullar altında insanların çocukluklarında öğrendikleri şeyler yaşamlarının geri kalan kısmında geçerli ve yararlı olmayacaktır.
1972 yılında toplanan, UNESCO eğitimin geliştirilmesi komisyonunda, eğitimin yaşam boyunca süren bir etkinlik olduğu kararına varılmıştır. Eğitimin insanları henüz olmayan bir topluma hazırladığı belirtilmiştir.
1972 yılı UNESCO uluslar arası eğitim komisyonu önerileri şunlardır: 1. Eğitimi okul yaşı ve okul binaları ile sınırlamak yanlıştır. 2. Eğitim, hem okul eğitimini hem de okul dışı eğitimi kapsayan tüm eğitsel etkinliğin temel bileşeni olarak düşünülmelidir. 3. Eğitsel etkinlik daha esnek olmalıdır. 4. Kısaca eğitim yaşam kadar uzun bir varoluşsal süreklilik olarak tasarlanmalıdır.
1973 yılında OECD tarafından yayımlanan yaşamboyu öğrenme için bir strateji adlı raporda küresel ekonomi ve rekabet ortamında meslekî hareketlilik ve kişisel öğrenmeyle ilgili olarak yaşam boyu öğrenme gerekli görülmüştür. Bu bağlamda açıklanmalıdır ki yaşamboyu eğitim ile yaşamboyu öğrenme kavramları arasında fark bulunmaktadır. Yaşamboyu öğrenme kavramında, eğitimsel gelişimiyle ilgili sorumluluk kişinin kendisine verilmektedir. İstihdam edilebilir bireyler için kişi bir müşteri gibi eğitim ve öğretim pazarından kendi gereksinimlerine uygun eğitimi bireysel sorumluluğunu kullanarak seçebilir, satın alabilir. UNESCO’nun 1996 yılı raporunda da yaşamboyu eğitim kavramı kullanılmaya devam edilmiştir. Tanımlama yapıldığında ve belli bir standart oluşturulmak istendiğinde yaşamboyu eğitim, mevcut eğitim sistemini yeniden yapılandırmayı ve eğitimle ilgili olup da eğitim sisteminin dışında kalan tüm potansiyeli geliştirmeyi amaçlayan genel bir düzenlemedir; sonucuna ulaşılabilmektedir. Son dönemde (OECD,1999) hazırlanan raporda şimdiye kadar yaşamboyu öğrenmenin yatırımı, ortamı, parası ve yönetimi kamu otoritesi tarafından karşılandığı ancak bundan sonra beraber ve bölünmüş sorumluluklarla, sorumluluğun kişiye ve firmalara verildiği görülmektedir. Günümüz iş dünyasının ihtiyacı olan yüksek kaliteli iş gücünün yetiştirilmesinde firmaların ve kişilerin sorumluluğu bulunmaktadır.
3. HAFTADIR Kİ YAŞAM BOYU EĞİTİM VE YAŞAM BOYU ÖĞRENME ÜZERİNE EVRENSEL BİRTAKIM GÖRÜŞLERİ PAYLAŞIYORUZ BİRLİKTE. Ülkemizde de oldukça büyük bir öneme sahip olması gereken bu kavram ve olgular üzerinde birkaç hafta daha değişik konuları deşerek durmaya çalışacağız.
Hepinize güzel bir hafta sonu dilerim, sağlıkla, huzurla ve mutlulukla...